Şehir Selleri
İstanbul’un Sel ve Taşkınları İçin Tehlike ve Risk Değerlendirmesi
Yayınlandı
1 saat önceon
Yazar
admin
İstanbul’un Afet Riski ve Afet Yönetimi Uygulamaları
İstanbul, bulunduğu jeolojik konumu itibarıyla tarihsel ve aletsel dönemlerde büyük depremlere maruz kalmış, Kuzey Anadolu Fay Sistemi’ne bağlı fayların ürettiği büyük depremlerden önemli ölçüde etkilenmiş; yangınlar, seller, belli bölgelerde yaşanan heyelanlar, deniz kazaları başta olmak üzere önemli afetleri yaşamış ve tecrübe etmiş bir kenttir (Gulersoy vd., 2003). İstanbul’un afetlerle baş edebilme yeteneğinin ve kapasitesinin geliştirilmesi ihtiyacı her dönemde açıkça belirmiştir. Şehir, olumsuz kentsel nüfus ve kalabalıklaşma baskılarının yanı sıra afete dönüşebilecek riskler ile de sürekli olarak karşı karşıyadır.
İstanbul’un küresel düzey de yeni roller üstlenmesi, taşıdığı doğal, insan ve teknoloji kaynaklı tehlikelere dayalı riskleri de artırmaktadır. Günümüzde iklim ve çevre koşullarında meydana gelen değişimler, hızlı ve plansız şehirleşme, yatırım ve mekânsal gelişme hedeflerinde ortaya çıkan sorunlar, yüksek yoğunluklu alanlarda artan sanayileşme, göç olaylarının artması gibi zorlayıcı gelişmeler, İstanbul’un afet risklerini sürekli olarak artırmaktadır.

1. İstanbul’da Sel/Su Taşkın Tehlike ve Risk Değerlendirmesi
1.1. Geçmiş Sel/ Su Baskını/ Taşkın ve Etki Alanları
Osmanlı’da sosyal ve ekonomik hayatı olumsuz etkileyen olaylardan biri de İstanbul’da yaşanan aşırı yağışlar ve sellerdi (Kılıç, 2001). Ürekli (2010)’nin aktardığına göre, Osmanlı döneminde İstanbul’u etkileyen büyük sel afetlerinden ilki Kanunî Sultan Süleyman zamanında 24 Ağustos 1553’te meydana gelmiştir. Gece yarısı Kâğıthane’de meydana gelen bu selde, yerleşim yerleri ve bostanlar harap olmuştur. Şiddetli sel büyük ağaçları söküp Boğaz’a sürüklemiştir. Dönemin tarihçileri Galata önlerinin direkler, ağaçlar, ot arabalarıyla dolduğuna dair bilgiler vermektedir. İstanbul’da en ölümcül sellerden biri 1562’de yaşanmıştır. Eylül ayı sonu fırtına ile birlikte şiddetli bir yağmur yağmış, Halkalı Deresi’nden bir sel gelerek önüne kattığı insan ve hayvan ları helâk etmiştir, Selânikî-I, 1999. 19-20 Eylül 1563 de Kanuni Sultan Süleyman Florya’da avdayken bir borana yakalanmıştır. İstanbul tarihinde ender görülen yağmurlardan biri yağmış, Halkalı Deresinin taşması sonucu Padişahın bulunduğu yerle birlikte Kağıthane, Eyüpsultan sel suları altında kalmış; Silivri, Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Haramidere’deki köprüler de hasar görmüştür (Koçu, 1958). 1568 de Karaferye bölgesindeki İncekara Nehri’nin taşması sonucu, bölgedeki köylerde yaşayan insanlar yerlerini terk ederek Üsküdar Podurum köyü yakınlarındaki ormanlık araziye yerleşmişlerdir.
Koçu (1958)’ya göre, 5 Haziran 1690’da denizde kopan fırtına sonucu Karadeniz’in Boğaz girişi ile Üsküdar ve Beşiktaş arasında bulunan kayıklar batmış ve 400-500 kişi boğulmuştur. 18 Haziran 1702’de şiddetli yağışlarla birlikte görülen yıldırımlar İstanbul’da 3 kişinin ölümüne neden olmuştur. 1719’da yollar dereye dönmüş ve Edirnekapı’da bir kişi yıldırım düşmesiyle ölmüştür. 13 Ağustos 1761’de cami minareleri yıldırım nedeniyle yıkılmıştır. 1790 senesinde yaşanan sel İstanbul’da büyük bir felakete dönüşmüştür.
1811’de aşırı yağışlar sonucu Beşiktaş, Kasımpaşa gibi bölgelerde evler, dükkânlar ve bazı binaların yıkıldığı tespit edilmektedir. Koçu (1958)’ya göre, 12 Kasım 1820’de İstanbul’da tufanı andırır yağmur ve dolu yağmış, ağaçlar devrilip çatılar uçmuş ve Hasköy önünde bir gemi batmıştır. 13 Ağustos 1968’de yağan iri dolu, Emirgan ile Kuruçeşme arasında büyük hasara neden olmuştur. 20 Ağustos 1968’de bir fırtınada can ve mal kayıpları olmuştur. Bora ile şiddetli yağış ve dolu Kadıköy’de çatıları uçurup Beşiktaş, Zeytinburnu, Eyüpsultan, Balat ve Hasköy sular altında kalmış ve çok sayıda sandal batmıştır.
DSİ Genel Müdürlüğü verilerine göre; 8-10 Eylül 2009 tarihlerinde İstanbul ile Tekirdağ’da ve sonrasında meydana gelen sel ve taşkınlar hariç olmak üzere, Türkiye genelinde 1989-2009 yılları arasında 20 yıllık dönemde büyük hasarlara neden olan afet boyutunda toplam 369 adet sel ve taşkın meydana gelmiştir. Bu afetlerde 443 kişi hayatını kaybetmiş, 500 milyon dönümden fazla tarım arazisi ve yerleşim alanı sular altında kalmış ve 2 milyar doların üzerinde maddi zarar tespit edilmiştir.
8-10 Eylül 2009 ve sonrasında meydana gelen sel ve taşkınlar hariç olmak üzere, İstanbul’da 20 yılda afet boyutunda meydana gelen sel ve taşkınların sayısı 59’dur (DSİ Arşivi). İstanbul, belirgin olarak sel/ su baskını/ taşkın afeti tehlikelerinin yüksek riski altındadır. Bu durum, son 30-40 yıldır giderek artan şehirleşmeden ve planlamadaki hatalardan kaynaklanmaktadır.
İstanbul’un şehirsel gelişiminde yüzeysel drenaj sistemlerinin göz ardı edilmesi sonucu sıklık ve şiddet özellikleri giderek artış gösteren sel ve taşkınlar meydana gelmektedir. Güncel taşkınlara yakın dönemden örnekler olarak; 2020 senesinde Esenyurt ilçesinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle oluşan taşkın ile 2019 senesinde Tarihi Kapalıçarşı ve Eminönü Alt Geçit Çarşısı’nda bulunan dükkânların sular altında kaldığı ve esnafın büyük maddi zar ara uğradığı yüksek yağışlar nedeniyle oluşan su baskınları verilebilir.
2017 senesinde şehirde birçok kavşak ve viyadük sular altında kalırken, aşırı yağış nedeniyle trafikte seyretmeye çalışan bazı metrobüslerin içine su dolmuş, birçok metro durağını da su basmıştır.
Ekim 2010’da Şile ilçesi Ağva Mahallesi’nde yoğun yağış nedeniyle meydana gelen sel baskınında 20 ev tamamen zarar görmüş, Göksu ve Yeşilçay derelerinin taşması sonucu 20-30 ev kısmen zarar görmüş ve bölgedeki yaklaşık 250 vatandaş tahliye edilmiştir.
2009 yılında Ayamama Deresi’nin taşması sonucu başta İkitelli Basın Ekspers yolu olmak üzere, Güneşli, Arnavutköy, Sultangazi, Bağcılar, Eyüp, Esenler, Bahçelievler, Başakşehir, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Büyükçekmece ilçelerinde su baskınları yaşanmıştır. Sel/ su baskını/ baskını/taşkınlar, esas olarak su kontrolünden kaynaklanan afet türleridir. Su fazlalığı doğa ya da insan kaynaklı çeşitli sebeplerden olabilir. Ortak sonuç, drenaj kanallarının, yatak su taşıma kapasitesini aşan su fazlalığının yarattığı zarar ve ziyandır.
Sel, su kütlesinin bir yatak içinde ya da yatak kesitini aşarak, eğim yönünde, kabaca bir çizgisellik göstererek, kontrolsüzce ve büyük bir enerjiyle akış hali olarak tanımlanabilir. Birkaç saat içinde gerçekleşir, hasara neden olur, yıkıcı bozucu, erozyona neden olan bir etkisi vardır. Taşıma gücü yüksektir. Yük seçiciliği olmayıp, organik ve inorganik doğa malzemeleri ile insan yapısı her türlü malzeme, sel enkazını oluşturabilir. Birikintileri stratigrafik bir düzen arz etmez. Taşkın, bir göllenmeyi temsil eder. Etkili olduğu süre bir ya da birkaç gün hatta bazen gün lerce devam edebilir.
Taşkın suyunun çekilmesi yavaş olur. Bir sel sonrasında olabileceği gibi bazen doğrudan da gerçekleşebilir. Taşkın deposu sel deposunun aksine, kalın taneliden ince taneliye doğru, transgresif karakterdeki düzenli bir stratigrafik istif gösterir (Balcı ve Öztan, 1987, Görcelioğlu, 2003; Turoğlu, 2005, 2007).
1.2. Sel/ Su Baskını/ Taşkın Tehlike ve Risk Analizi
Akarsu taşkın tehlikesi çalışmaları, havza sınırları içinde etkili olan yağış istatistikleri, tekrar etme süreleri, barajlar, akarsu ve kollarını dikkate alan akarsu dağılım ağı, topoğrafya, toprak yapısı, akış yönü, debiler, kapasiteler, arazi kullanımları vb. gibi parametreler dikkate alınarak hazırlanmaktadır.
İstanbul ili, tek bir akarsu havzasından oluşmayıp, çok sayıda küçük akarsu havzasının birleşmesinden meydana gelmiştir. Marmara Denizi ve Karadeniz Havzaları’na ulaşan akarsular olmasının yanı sıra göllere, baraj göllerine ve İstanbul Boğazı’na ulaşan birçok dere bulunmaktadır (Garipağaoğlu, 2020). Havzalarda yer alan derelerin %42’si Anadolu Yakası’nda, %58’i Avrupa Yakası’nda yer almaktadır.
Anadolu Yakası’nda Tuzla, Kadıköy, Beykoz, Paşabahçe, Riva, Üsküdar, Küçüksu, Ömerli, Paşaköy, Reşadiye, Darlık, Ağva ve Şile Havzası olmak üzere 13 adet havza bulunmaktadır. Her bir havzada bir veya daha fazla ana dere ve ana dereye bağlı yan kollar mevcuttur. Tuzla ve Kadıköy havzalarında bulunan derelerin tamamı Marmara Denizi’ne dökülmektedir.
Avrupa yakasında Silivri, Çatalca, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Avcılar, Başakşehir, Bağcılar, Eyüp, Sultançiftliği, Bakırköy, Esenler, Bahçelievler, Sarıyer, Arnavutköy, Sultangazi, Güngören, Fatih, Zeytinburnu, Kağıthane, Şişli, Beşiktaş ve Beyoğlu ilçelerinde dere havzaları bulunmaktadır. Her bir havzada bir veya daha fazla ana dere ve ana dereye bağlı yan kollar bulunmaktadır.
İstanbul’da Marmara Denizi’ne dökülen derelerin 297.245 km’si ıslah edilen, 651.660 km’si ıslah edilmeyen; Büyükçekmece havzasında 4.334 km’si ıslah edilen, 363.040 km’si ıslah edilmeyen; Terkos havzasında 658 km’si ıslah edilen, 372.813 km’si ıslah edilmeyen; Ömerli havzasında 43.562 km’si ıslah edilen, 154.092 km’si ıslah edilmeyen niteliktedir. İstanbul Boğazı’na dökülen derelerin 805 km’si ıslah edilen, 40.810 km’si ıslah edilmeyen; Karadeniz’e dökülen derelerin ise 5.228 km’si ıslah edilen, 925.977 km’si ise ıslah edilmeyen dere olmak üzere toplam dere uzunluğu 2.540.688 km’dir.
İstanbul’un değişen sosyal ve ekonomik yapısı karşısında sel ve taşkınların önemi artmak tadır. İstanbul sel ve taşkın riskini her zaman için taşımaktadır. Artan nüfus ve buna paralel olarak şehirleşme alanının genişlemesi, bu esnada yapılan planlama hataları, tahrip edilen doğa ve değişen iklim koşulları ile birlikte bu risk ve zararın boyutu gittikçe artmaktadır (Şekil 1).

Şekil 1. Taşkın Risk Haritası
İstanbul’un kentsel gelişimi içerisinde derelerin fiziki yapısı doğrudan etkilenmiştir. İstanbul Anadolu Yakası’nda bulunan havzalar, dereler ve yapılaşma incelendiğinde, ıslah edilmesi gereken dere güzergâhlarının yoğun işgal ve özel mülkiyet içerisinde kaldığı gözlenmektedir. Özellikle çoğunluğun yaşadığı D-100 ile deniz arasında kalan bölgede Marmara Denizi’ne mansaplı derelerin D-100 üzerinden kolaylıkla Ömerli Barajı’na aktarılamaması önemli bir risk teşkil etmektedir. Yapılaşma, sel ve taşkın afetleri için bir diğer önemli risk parametresidir. Yapılan kazı ve dolgu çalışmaları doğal eğim koşullarının değişmesine neden olmaktadır. Şehirsel gelişmenin yapılaşma vasıtasıyla meydana getirdiği değişiklikler, hem yüzeysel drenaja ait havza bölümlemesini etkileyerek değişikliklere neden olmakta, hem de bölgenin doğal akım yönleri üzerinde değişikliklere yol açmaktadır. Yüzeysel drenaja ait havza bölümlenmelerinin değişmesi, hem doğal akım birikiminin değişmesine hem de alt havzalar içindeki eğim değişiklikleri doğal akım yönlerini değiştirerek bilinen drenaj kanallarının dışında akış yollarının oluşmasına neden olmaktadır (Turoğlu, 2005).
Şehirleşme ile artan sert zeminler sadece infiltrasyon oranının azalmasına değil aynı zamanda pürüzsüz yüzeyler oluşturarak sürtünmeyi azaltıp, yüzeysel akış hızının artmasına, daha kısa zamanda daha büyük su kütlesinin bir araya gelmesine yardımcı olmaktadır. Yapılaşma ile doğal bitki örtüsünün tahrip edilmesi de yine bu kapsamda yüzeysel akışa geçen su miktarını ve yüzeysel akış hızını arttırıcı rol oynamaktadır. Bunlara ilave olarak, vadileri enlemesine geçen D100 ve E 80 yollarının oluşturduğu setler ve doğal eğim özelliklerini değiştiren etkileri, yüzeysel akışı engelleyerek, göllenmelere, büyük miktarlardaki suların toplanmasına ve afet niteliği taşıyacak gelişmelere zemin hazırlamaktadır.
Bu oto yollara ait bağlantı yollarının çok azı iki vadiyi birbirinden ayıran su bölümü hattını takip ederken, büyük bölümü vadi tabanlarından geçirilmiştir. İstanbul’da vadi tabanlarını kullanarak inşa edilmiş yollara örnek olarak, Anadolu Yakası’nda Bostancı Deresi ve Küçükyalı Deresi verilebilir. Vadi tabanlarından geçirilen yol inşaatları sırasında, dere ıslah projesi kapsamında dere yataklarının arazinin durumuna göre farklı yönlere ötelenmesi sıklıkla yapılan değişikliklerdendir.
Dere yataklarının doğal akış kanallarından çıkarılarak farklı yönlere ötelenmeleri, derenin normal ya da çekik seviyesindeki akışını kontrol etmede etkili olurken, sıra dışı yağışlarda akış bu kanallardan değil, doğrudan doğal kanalından, yani yol platformundan olmaktadır.
1.3. Senaryolar ve Değerlendirme Sonuçları
İRAP İstanbul kapsamında, AFAD koordinasyonunda ildeki kamu ve özel kurumların katılımıyla yapılan çalıştayda, muhtemel ve en kötü senaryo olmak üzere ani taşkın/sel afetine ilişkin bir senaryo üzerinde çalışılmıştır. İklim değişikliği sebebiyle şiddeti ve sıklığı artan aşırı yağış ve fırtınalar sonrasında İstanbul merkez ve yakın çevresindeki derelerin ani olarak taşması, meskenlerin bodrum ve giriş katlarının su basması, taşkın suyuna kapılma gibi vakaların yaşanmasıyla can kaybı ve maddi zarar meydana gelebileceği öngörülmüştür.
Olayın afete dönüşmesinin nedenleri olarak taşkın sahalarına imar verilerek bina yapılması, menfez, köprü geçişlerinin yetersiz mühendislik, kapalı dere uygulamaları, dere yataklarının daraltılması, değiştirilmesi, altyapı tesislerinin dere kapasitesini daraltacak biçimde dere kanalına yapılması, evlerin bodrum ve/veya giriş katlarında su basman kotunun uygulanmaması, dere yataklarının temizliğinin yapılmaması, hızlı ve kontrolsüz kentleşme, afet bakımından hassas bölgelerde nüfus yoğunluğu, farkındalık ve eğitim eksikliği, sel yatağı zonları kamulaştırma, yasalar, rölekasyon, özel kullanım ve yapı izinleri vb. sebeplerin etkili olacağı düşünülmüştür.
İBB 2007 yılı mikrobölgeleme çalışmaları kapsamında; Avrupa yakasında Sazlıdere Barajı ve Alibeyköy Barajı, Anadolu yakasında Elmalı II Barajı için baraj yıkılma analizleri gerçekleştirilmiştir. Baraj yıkılma senaryoları ise en kötü senaryo olarak değerlendirilmiş olup, barajın yıkılma olasılığının görece düşük olduğu değerlendirilmektedir. Öte yandan, nehir taşkınları da göz önünde bulundurularak aşırı yağışın neden olduğu muhtemel sel baskınlarına ait tehlikeli bölgeler belirlenmiştir. Aşırı yağış, topografya, drenaj sistemi, baraj rezervuar hacimleri ve geçmiş taşkın verilerinden yararlanılarak oluşturulan haritalar Şekil 2. ve Şekil 3 ’de sırasıyla Avrupa ve Anadolu yakaları için verilmiştir.

Şekil 2.. Avrupa Yakası Taşkın Tehlike Haritası

Şekil 3. Anadolu Yakası Taşkın Tehlike Haritası
Haritalarda taşkın derinliğinin 3 m’den fazla olduğu bölgeler “Yüksek Tehlikeli Alan”, 0,5 m ve 3 m arasında kalan bölgeler “Orta Derecede Tehlikeli Alan” ve 0,5 m’den daha düşük taşkın derinliğine sahip bölgeler ise “Düşük Tehlikeli ya da Tehlikesiz Alan” olarak nitelendirilmiştir. Bu tanımlamalara göre, Avrupa yakasında hiçbir bölge “Yüksek Tehlikeli Alan” kategorisinde bulunmamaktadır. Anadolu Yakası’nda yağış sonucu meydana gelen su baskınlarında derinliğin en fazla 2,6 m seviyesine çıktığı ifade edilmiştir. Ayrıca, tsunami olasılığının da göz önünde bulundurulduğu raporda, Kartal bölgesinin belirli kısımlarında tsunami dalga yüksekliklerinin 3 m’yi geçebileceği belirtilmiştir. Söz konusu çalışma kapsamında gerçekleştirilenlere ilave teşkil edecek senaryo bazlı analizlerin sürekliliği, İstanbul’u değişen iklim koşullarında karşımıza çıkacak yeni tehlikelere karşı daha güçlü kılacaktır.
Bu noktada önemli olan şehrin bütüncül hidrolojik modelinin havzalar özelinde kurulup gözlenen dönemdeki akarsu debilerine göre parametre kalibrasyonlarının yapılmış olması ve modelin sürekli güncel tutulmasıdır (Demirel vd., 2018). Böylece, şehrin gelişimine, arazi kullanımına ve örtüsüne ayak uyduran yerli modellerle iklim değişikliğine ve sıklaşacak sellere adaptasyon sağlanabilecektir. Muhtemel afetin doğa ve çevre üzerindeki etkileri, günlük yaşamda aksamalar, kültürel miras kayıpları değerlendirilmiştir. Toprak kaybı, yol ve kaldırım kaybı, verimli tarım arazisi kaybı, tahıl ve diğer tarım alanlarının etkilenmesi, gıda kaynaklarının azalması, ekosistemlerde biyoçeşitlilik kaybı, ulaşımda aksamalar, kısa süreli iş gücü kaybı, eğitime ara verilmesi, tarihi yapıların/köprülerin etkilenmesi, tescilli tarihi yapılar, müzeler bünyesinde bulunan etnografik eserlerin etkilenmesi v.b. kayıpların olabileceği öngörülmüştür.
İstanbul’da meydana gelen sel ve taşkınların, İstanbul’un şehirsel gelişiminin doğal sonuçları olduğu ifade edilebilir. Şehirsel gelişim için uygulanan projelerde doğal akım yönleri ve doğal akım birikimi özelliklerinin dikkate alınmadığı, yapılan yüzey analizleri ve hidrografik analizler ile açıkça görülmekte olup, şehir selleri ve taşkınları olarak tanımlamak mümkündür.
Öte yandan, doğu-batı doğrultusundaki E80 ve D100 yolları vadileri ve drenaj sistemlerini enlemesine geçerken, bağlantı yolları için genellikle vadi tabanları tercih edilmiştir. Akarsu vadilerini enlemesine geçen karayolları yüzeysel akışı engelleyici, akışa geçen su miktarını artıran rol oynamaktadır. Akış yönünde vadi tabanlarının kullanıldığı bağlantı yolları ise sıradışı yağışlarda drenaj kanalı gibi çalışmaktadır. Yol boyu yapılaşmalar nedeniyle, hem kazı ve dolgular ile doğal eğim koşulları değiştirilmiş, hem de yapıların fiziksel etkileri suyun yüzeysel dolaşımı üzerinde doğal koşulları değiştirici şekilde etkili olmuştur. Yapılaşmalar, sızmayı ve sürtünmeyi azaltıcı rolleri nedeniyle hem toplanan ve yüzeysel akışa geçen su miktarının, hem de akış hızlarının artmasına zemin hazırlamaktadır.
İstanbul’da meydana gelen sel ve taşkınların frekans ve şiddet özelliklerindeki artış, insanın gelişen teknolojik imkânlar ve doğal ortam özelliklerine daha fazla müdahil olma imkânı bulmasıyla paralellik göstermektedir. Dere ıslah projeleri ile dere yataklarından farklı amaçlar için kullanım alanı kazanma yaklaşımlarından vazgeçilmeli ve bu projelerin hazırlanmasında hidrolojik etki ve akış dinamikleri mutlaka göz önüne alınmalıdır. İstanbul’da yapılan dere ıslah çalışmalarında, dere yataklarının vadi tabanı içinde farklı yerlere kaydırılması, yatak enkesitlerinin değiştirilmesi, beton kanallar ile keskin dönüşler oluşturulması, alçak köprü, yetersiz menfezler ile akış planlaması yapılması sıradışı yağışların dere yatağını aşarak sel ve taşkınlara dönüşmesine neden olan proje hatalarıdır.
İstanbul’da yaşanmış Sel/ Su Baskını/ Taşkın olayları Tablo 1.’de toplu olarak verilmiştir





Kaynak: İstanbul İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) AFAD İstanbul Valiliği 2022
Beğenebileceklerin
-
İstanbul’da ne oldu? Neden oldu ?
-
İstanbul’da nüfus krizi büyüyor, kaynaklar yurttaşa yetmiyor:
-
Şehir Selleri ve Taşkınlar Nasıl Yönetilmeli?
-
İstanbul için susuzluk tehlikesi geçti mi? Avrupa Yakası mı daha riskli Anadolu Yakası mı?
-
İstanbul Barajlarında ortalama doluluk %20’nin altına indi
-
İstanbul hidrolojik kuraklık kıskacında!
