İstanbul geçen yılki kuraklık riskinden sonra bu kez de sel ve taşkın riski yaşıyor.Son yağışlarla şehir içindeki birçok bölgede seller ve dere yataklarında taşkınlar oluştu. Yağış yine binlerce yıldır düştüğü dere yatağı havzalarını seçti. Arnavutköy’de Alibey Deresi ,Kağıthane Deresi , Sarıyer Ayazağa Deresi , Başakşehir, Olimpiyat Stadı yakınındaki dereler taşarak çevresine büyük zararlar verdi.Maalesef can kayıplarımız da var.
İstanbul’da dere sistemlerinin plansız yapılaşma ve arazi kullanım kararlarından olumsuz etkilendiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ancak buna rağmen İstanbul’da çarpık kentleşme ve düzensiz, denetimsiz yapılaşma sürmüş ve taşkınların afete dönüşme riski artmıştır.
Bu kez meteorolojik etki büyük
İstanbul’a bu kez daha uzun süreli,sürekli ve şiddetli yağış düştü. Ancak İstanbul’daki son sel ve taşkınlar, yalnızca bu aşırı yağışın değil, derelerin taşkın yataklarının imara açılmasının ,plansız çarpık kentleşmenin ve imar politikalarının da sorgulanmasını gerektiren bir afet niteliğindedir.
İstanbul’da son aşırı yağışın afete dönüşmesinde meteorolojik etki çok büyüktür. Ancak taşkının zararlarında bunun kadar imar planı değişiklikleri de etkili olmuştur. Aşırı yağışlar taşkını tetikler; çarpık kentleşme ve düzensiz yapılaşma taşkını afete dönüştürür.
İstanbul’da Planlama ?
İstanbul uzun zamandır kent planlamasından çok uzak yaşıyan bir megakent durumunda , İstanbul’un deprem,taşkın,sel,kuraklık,deniz suyu seviyesi yükselmesi gibi afetlere karşı direnç kazanabilmesi için planlama raporlarının hazırlanmasından uygulanmasına kadar bir düşünce devrimi gerekli. İstanbul ve plan kavramları, yenilikçi ve katılımcı bir anlayışla bir araya getirilmelidir. Bölge Planı,Çevre Düzeni Planı,Havza Yönetim Planı,İmar Planı,Su ve Atıksu Master Planı gibi alt ve üst ölçekli planları uygulayabilecek kurumsal kapasite ve siyasi iradeye ihtiyaç var. Bu başlangıç adımı atılmadan İstanbul’da düzen ve direnç sağlamak çok zor olur.
Yeni normallere göre yeni afet riski yönetimi gerekli
Son dönemde şiddeti ve sıklığı artan aşırı meteorolojik olaylar, yeni normallerin oluştuğunu göstermektedir. Bu nedenle İstanbul’un sel ve taşkın güvenliği yalnızca dere ıslahı ve yağmur suyu kanallarıyla sağlanamaz. Su havzalarını ve taşkın alanlarını korumayı esas alan, yeni hidrolojik gerçeklerle uyumlu bir çevre düzeni planlaması ve uygulaması gereklidir.Bu kapsamda İstanbul için artık bütünleşik kentsel taşkın riski yönetimi anlayışı benimsenmelidir.
Bunun ilk adımı, taşkın alanlarının yeni yapılaşmaya açılmasını önlemektir. İkinci adım ise geçmişte daraltılmış doğal dere taşkın alanlarını , mümkün olan yerlerde yeniden açmak ve uygun bölgelerde doğal su tutma alanları oluşturmaktır.
Diğer kısa dönemli yaşamsal bir önlem ise; yağmur suyu altyapısının yaygınlaştırılması , dere yataklarında , menfezler ve köprü geçişlerindeki yetersiz kesitlerin genişletilmesi ve sürekli denetimidir.
İstanbul’un artan nüfus ,imar ,yerleşim, iklim ve doğal afet baskıları altında, plansızlığa ve düzensizliğe kaymaması için radikal idari ve yönetsel tedbirlere ihtiyacı vardır.