Ülkemiz, büyük bölümü yarı kurak iklim kuşağında yer alan bir ülkedir. Ancak iklim değişikliği etkisi ile yaşanan bölgesel kuraklıkların sıklığı ve şiddeti artmıştır. İklim krizi özünde bir su krizidir. Bu nedenle de İklim değişikliği Türkiye’de yaşanan su sıkıntısını etkilemektedir. Ancak su sıkıntısının yaygınlaşması ve bazı illerimizde tarımsal sulama programı kısıntısı ve içme suyu kesintisine kadar ulaşması su yönetiminin riskleri yönetmeye yeterince hazır olmamasından kaynaklanmaktadır. Yani Su krizinde iklim değişikliği etkileyici faktör, yetersiz su yönetimi ise belirleyici faktördür. Türkiye su ve kuraklık yönetimi konusunda havza ölçeğinde planlarını yaptı ancak bazı yasal ve kurumsal eksikliklerini tamamlayamadı.
İzmir’de Yüzey Suyunda Sıfır Gününe Doğru ….
İzmir’de kent merkezinde içme ve kullanma suyunun yaklaşık % 55’i yeraltısuyundan karşılanmaktaydı. Bu oran barajlarda suyun azalması ve ilave kuyular açılması ile % 60 -%65’e kadar çıktı. İzmir’in kent merkezinin yüzey suyunun yaklaşık yarısı Tahtalı Barajından gelir. Bu baraj tamamen boşaldı. Güzelhisar Barajı hariç diğer 5 barajdaki su ölü hacim seviyesine kadar gerilemiş durumda . İzmir’in barajlardan beslenen kent merkezi ve bazı ilçelerinde bu nedenle kısıtlı su programına geçildi. Bu baraj havzalarına bu mevsimde normalin üstünde yağış düşmezse bu kesimlerin su arz güvenliği riske girer. Ancak yeraltısuları ile beslenen bölgelerde sorun olmaz. Bu nedenle İzmir’in tümü sıfır noktasına gelmez.
İzmir’deki su sıkıntısından daha çok suyunu barajlardan temin eden bölgeler etkileniyor. Bu anlamda daha çok İzmir’in merkez ilçeleri etkileniyor. İzmir çevresinde suyunu sadece yeraltısuyundan temin eden bölgeler etkilenmiyor. Ancak bu da yeraltısularının seviyesinin hızla düşmesine neden oluyor.
Su yeraltından ve barajların dip suyundan çekiliyor
İzmir’e temin edilen içme ve kullanma suyunun yaklaşık %40’ı yüzey suyu olup barajlardan çekilir. Barajlar büyük oranda boşaldığı için yeni derin kuyular açılarak yeraltısuyu çekimi arttırıldı. Halen kullanılan suyun çok büyük bölümü yeraltısuyundan bir bölümü de Güzelihisar, Ürkmez ve Alaçatı Barajları rezervuarlarından kalan sudan çekiliyor. Gördes Barajı gibi Aktif hacmi tükenen barajların ölü hacim dediğimiz bölgesindeki sudan da su çekiliyor.
Baraj göllerinin dip bölgesinde nehrin taşıdığı sürüntü malzemelerinin birikmesi için bir hacim bırakılır. Bu hacim toplam hacmin yaklaşık %5-10’u arasında değişir ve hemen taş toprak kil ile dolmadığı için çok uzun yıllar su depolar. Ölü hacmi büyük olan barajlardaki bu su kriz dönemlerinde pompalarla çekilerek kullanılır. Bu ölü hacimdeki su seviyesi düştükçe suya çökelen malzemeler karışır ve su kalitesi düşer. Bu su önce arıtma tesislerine gönderildiği için sorun yaratır. Bu nedenle çok dipteki su çekilmez
Bazı Barajlar Sorunlu
İstanbul Melen sisteminin baraj gövdesinde oluşan çatlağın nedeni baraj gövdesinin oturduğu temel zeminin yeterince sağlam olmayışı ve gerekli önlemlerin alınmamış oluşudur.
Gördes Barajında ise: baraj gölü tabanında zeminin su geçirmezliği tam sağlanamadığı için ,zemindeki karstik boşluklardan su sızdığı için baraj suyu planlanan seviyeye kadar tutamıyor. Yağış azlığı nedeniyle baraj gölüne giren su da az olunca baraj kısa sürede işlevsiz kalıyor.
İzmir’in Su Geleceği
Türkiye, su yönetimini havza ölçeğinde entegre bir anlayışla yapmak için nehir havzalarında planlama çalışmalarının büyük bölümünü tamamladı. Su yönetiminde, yeni su yasasını çıkartmak ve kurumsal kapasite geliştirmek gibi konulardaki eksiklikleri tamamlamaya çalışıyor.
Ancak İzmir’in de içinde bulunduğu bazı bölgelerde bölgesel kuraklıklar geçmişten daha sık ve şiddetli olarak yaşanıyor. Bu durum Türkiye’nin Trakya, Marmara Ege , Batı Akdeniz , Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun belirli bölgelerinde kuraklık etkisinin artmakta olduğunu su arz güvenliğinin de risk altında olduğunu gösteriyor. Ayrıca Su temini alt yapımızda eksiklikler var. Su kullanımında tasarruf ve verimlilik bilici tam olarak yerleşmedi. Bu da su geleceğimiz konusundaki riskleri arttırıyor. Bunun için su yönetimimizin bu riskleri yönetebilecek şekilde hazırlıklı olması ve kentlerimizi kuraklığa daha dirençli hale getirmesi gerekli. Türkiye’nin ve İzmir’in sürdürülebilir su geleceği için birçok etkili adım attık ancak eksikliklerimizi hızla tamamlamak zorundayız.