Connect with us

sulama yönetimi

Türkiye’de Sulama Yönetiminin Yenilikçi Politika İhtiyacı

Yayınlandı

on

Dursun Yıldız

İnş Müh. Su Politikaları Uzmanı

Su Politikaları Derneği Başkanı

23 Ekim 2026

Türkiye’de sürdürülebilir su yönetiminin en büyük sorunu su yönetiminin çok başlı ,çok parçalı ve koordinasyon eksikliği içinde bir yapıya sahip olmasıdır. Su yönetimi konusunda 7 bakanlık doğrudan, 4 bakanlık ise dolaylı olarak ilgili ve yetkilidir.Ulusal Su Kurulu  1 bakan,11 bakan yardımcısı ve 5 kurum başkanından oluşur.

Türkiye’nin su yönetimindeki temel sorun yalnızca kurum sayısının fazla olması değildir. Daha önemli sorun, yetki ve sorumlulukların farklı kurumlara dağılmış olması ve kurumlar arasında etkili koordinasyon ihtiyacıdır.

Türkiye’de sulama verimsizliğinin en büyük kaynağı , modern sulama sistemlerine geçişin yavaş ilerlemesi ve su kullanıcı birlikleri ile sulama kooperatiflerinin yapısal sorunları nedeniyle katılımcı su yönetiminde yeterince yer alamamalarıdır. 

Ulusal Su Planı

Ulusal su planı Türkiye’nin su yönetiminin yol haritasıdır. 14 Mart 2026’da yürürlüğe giren Ulusal Su Planı (2026–2035), 8 ana hedef, 31 strateji ve 141 eylem içermektedir. Eylemlerin yalnızca %13’ünün 2026–2028 döneminde, %75’inin ise 2030–2035 döneminde gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

Ancak geçmişten gelip  devam eden uygulamalarla yeni planın hedefleri karşılaştırıldığında bazı yapısal uyumsuzluklar görülmektedir.Özellikle suya göre tarım ve kentleşme planlaması konularındaki  uyumsuzluk önemlidir. Su kaynakları potansiyeli  yeterince dikkate alınmadan tarımsal üretim deseninin ve kentsel gelişmenin sürdürülmesi, su verimliliği hedefleriyle çelişebilmektedir. Ayrıca su yönetiminde Talep Yönetimi ( Demand Management ) yerine ağırlıklı olarak Arz Yönetimi (Supply Management) yaklaşımının sürdürülmesi, iklim değişikliğine uyum açısından önemli bir risk oluşturmaktadır.

Buna karşılık, modern sulama yatırımları, Su Verimliliği Seferberliği, havza planlaması ve su kayıplarını azaltmaya yönelik çalışmalar, ulusal su planı hedefleriyle uyumlu olumlu adımlardır.

Türkiye’de su yönetiminin stratejik hedefleri ile sahadaki uygulamalar arasında henüz yeterli bütünlük sağlandığını söylemek güçtür. Sorun yalnızca yeni planlar hazırlamak değil, mevcut planların havza ölçeğinde  ve diğer alt ve üst ölçekli planlarla uyum içinde uygulanmasını sağlayacak kurumsal kapasiteyi, denetimi, finansmanı ve hesap verebilirliği güçlendirmektir.

Modern sulama sistemlerine geçiş ve su verimliliğine katkısı

Türkiye’de modern sulama sistemine geçişte ,  teşvik kapsamında sistemin maliyetinin %50’si hibe olarak veriliyor olsa bile,  finansman yetersizliği önemli bir engel teşkil etmektedir. Ancak bu geçişin önündeki engel yalnızca finansman  yetersizliği değildir. Buradaki temel  sorun, tarımsal sulama altyapısının modernizasyonu ile tarımsal üretim politikalarının ve çiftçilerin ekonomik koşullarının yeterince bütünleştirilememesidir.

Dünya Bankası’nın Türkiye Sulama Modernizasyonu Projesi de altyapı yatırımlarının yanında arazi toplulaştırmasını, sulama birliklerinin güçlendirilmesini ve çiftçilerin kapasitesinin geliştirilmesini öngörmektedir.

Modern sulama, yalnızca  tarlalara yağmurlama, damla sulama sistemi kurmak değildir. Aynı zamanda suyun ölçüldüğü, tahsislerin denetlendiği, ürün deseninin su potansiyeline göre belirlendiği ve çiftçinin ekonomik olarak desteklendiği yeni bir tarımsal su yönetimi modeline geçiştir.Bu da bütünleşik bir sulama yönetimi anlayışı gerektirir.

Özet olarak: Türkiye’de modern sulamaya geçişin önündeki en büyük engel, finansman, enerji, arazi yapısı ve kurumsal kapasite sorunlarının birbirinden bağımsız ele alınmasıdır.

Modern sulama sistemlerine geçiş sulama verimliliği açısından önemlidir. Burada yanlızca sistemin teknik olarak sağlayacağı su tasarrufu  yeterli değildir. Bu sistemlere su ölçüm sayacı takıp bir de m3 üzerinden ücretlendirme yaptığınızda asıl sonucu orada alıyorsunuz. Yapılan çalışmalar Türkiye ortalamasına göre kapalı sistemlere geçildiğinde %26, hacim esasıyla ücret uygulanan kapalı sistemlerde de %38 mertebesinde su tasarrufu sağlandığını ortaya koyuyor.

Ancak burada genellikle gözden kaçan bir hidrolojik sorun vardır.Modern sulama sistemleri  ile tarlaya verilen su miktarı azaltılabilir. Ancak çiftçi bu tasarruf sayesinde sulanan alanı genişletirse veya daha fazla su tüketen ürünlere geçerse, havzadaki toplam su tüketimi azalmayabilir.

Bu durum Rebound Effect (Geri Tepme Etkisi) olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca geleneksel sulamada tarladan sızan suyun bir bölümü yeraltı suyunu besleyebilir veya tekrar kullanılabilir. Dolayısıyla tarladaki su uygulama verimliliğindeki artış, havza ölçeğinde aynı oranda net su tasarrufu anlamına gelmez. Bu nedenle gerçek başarı göstergesi yalnızca sulama verimliliği değil, havza ölçeğinde net su tüketiminin ve su çekimlerinin azaltılması olmalıdır.

Türkiye’de tarımsal su kullanımı

Türkiye’de yıllık toplam su kullanımı, DSİ’nin 2024 yılı verilerine göre 61,7 milyar m³ düzeyindedir. Bunun 48,7 milyar m³’ü tarımsal sulamada kullanılmaktadır

DSİ’nin açıklamalarına göre Türkiye’de basınçlı borulu modern sulama şebekelerinin oranı 2025 yılında %38’e yükselmiştir.DSİ’nin modern sulama yatırımlarında ilerleme sağlanmış olmakla birlikte, mevcut şebekelerin %62’sinin henüz kapalı borulu sistem kapsamında olmaması önemli bir modernizasyon ihtiyacına işaret etmektedir.

Ayrıca basınçlı borulu şebekeye geçiş, çiftçilerin tarla içinde mutlaka damla veya yağmurlama sulamaya geçtiği anlamına gelmez.Yukarıda açıklanan  nedenlerle Türkiye’de sulama randımanı,  yani tarlaya verilen suyun bitki kök bölgesine ulaşma oranı yeterince  yüksek değildir. Bunun  ortalaması  %51 olarak  verilmektedir.  Bu durumda  DSİ  sulama tesislerinde  yaklaşık 24  milyar m³/yıl, su  sulama sistemlerinin teknik randıman hesabında etkin kullanılmayan su olarak ortaya çıkmaktadır.DSİ’nin randıman verileri esas olarak kendi sulama tesislerini kapsamaktadır. Bu yüzden bu hesap Türkiye’nin bütün tarımsal sulama sistemlerini temsil eden doğrulanmış bir ulusal kayıp tahmini değildir.

Ancak bu miktarın tamamı geri kazanılamayan su kaybı değildir. Gerçek tasarruf potansiyelini belirlemek için havza ölçeğinde su bütçelerinin, geri dönüş sularının ve bitkilerin gerçek su tüketiminin ölçülmesi gerekmektedir. DSİ Genel Müdürlüğü’nün kurumsal yapısı hangi bölgelerde ne kadar  su kullanıldığını etkin bir şekilde takip etmek için yeterlidir. Ancak bunun havza ölçeğinde ve sektörel olarak  daha sağlıklı yürütülmesi için sulama birlikleri,sulama kooperatiflerinin yapısal sorunlarının çözülmesi  ve DSİ ile koordinasyonun daha güçlü hale gelmesi gerekir.

Yeraltı suyu kullanımı

Ülkemizde  ruhsatsız yeraltı suyu kullanımı ve tahsis fazlası su çekimi önemli bir sorun Ancak hazırlıkları tamamlanmak üzere olan   son su yasası taslağında yeraltı suyunun korunması konusunda  çok radikal önlemler içeren maddeler  yer alıyor. Su yasası taslağının yasalaştıktan sonra  yeraltısularımız daha etkin bir şekilde korunacak. Çünkü yeraltısuyu emniyetli işletme rezervlerin yaklaşık %90’ı  tahsis edilmiş durumdadır.

Yeraltı suyu kütlelerinin genel durumuna göre Konya Kapalı Havzası,Meriç Havzası,Büyük Menderes Havzası, Küçük Menderes Havzası,Gediz Havzası ile Akarcay ve Burdur Havzaları  daha çok tehdit altındadır.

Türkiye’de yeraltı suyu sorunu yalnızca kuraklık sorunu değildir. Bazı havzalarda su talebinin ve su tahsislerinin doğal beslenme kapasitesini aşması nedeniyle yapısal bir su bütçesi açığı bulunmaktadır. Bu nedenle yeraltı suyu rezervlerinin korunması, tarımsal üretim politikalarının temel belirleyicilerinden biri olmalıdır.

Sonuç ve değerlendirme

Türkiye’de tarımsal sulamanın geleceği, daha fazla su kaynağı geliştirmekten çok, mevcut suyun nasıl, nerede, ne kadar ve hangi amaçla kullanıldığına ilişkin köklü bir yönetim değişikliğine bağlıdır. Bugünkü temel sorun, su kaynaklarının sınırlılığı kadar, su potansiyeli ile tarımsal üretim politikaları arasındaki uyumsuzluk ve sulama yönetimindeki kurumsal parçalanmışlıktır.

Modern sulama sistemlerine geçiş zorunludur; ancak suyu ölçmeden, tüketimi denetlemeden ve ürün desenini havzanın su bütçesine göre düzenlemeden yalnızca sulama teknolojisini değiştirmek, su krizini çözmeye yetmeyecektir. Çünkü tarlada sağlanan teknik su tasarrufu, havza ölçeğinde her zaman gerçek bir su tasarrufuna dönüşmemektedir.

Türkiye’nin artık Supply Management (Arz Yönetimi) ağırlıklı yaklaşımından Demand Management (Talep Yönetimi) esaslı, suyun miktarını, ekonomik değerini ve ekolojik sınırlarını birlikte dikkate alan bir yönetim modeline geçmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca DSİ’nin altyapı yatırımlarıyla değil, sulama birliklerinin güçlendirilmesi, çiftçilerin desteklenmesi, su tahsislerinin etkin denetimi ve tarımsal üretim politikalarının yeniden düzenlenmesiyle gerçekleştirilebilir.

Türkiye’de sulama yönetiminde gerçek reform, su talebini havzaların sürdürülebilir su kullanımı potansiyeliyle  uyumlu hale getirmektir.

Bu nedenle 2026–2035 Ulusal Su Planı’nın başarısı, öngörülen yatırımların büyüklüğüyle değil, su yönetiminde ne ölçüde yapısal dönüşüm sağlandığıyla değerlendirilmelidir.

Artık temel hedef, daha fazla su kullanarak daha fazla üretmek değil; havzaların su bütçesini tüketmeden, daha az suyla daha yüksek ekonomik ve toplumsal değer üretmek olmalıdır. Türkiye’nin tarımsal su güvenliğinin anahtarı da bu anlayış değişikliğidir.

Okumaya devam et
Yorum atmak için tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016 Su Politikaları Derneği Tüm Hakları Saklıdır.