Connect with us

COP31 -Antalya

Su Politikaları Derneği: COP31’in On Önceliği Arasında Su Güvenliği Bağımsız Bir Başlık Olarak Yer Almıyor. Bu  Önemli Bir Eksikliktir.

Yayınlandı

on

Su Politikaları Derneği (SPD) – Politika Notu
5 Kasım 2026

COP31’in bir  Uygulama COP’u olarak tanımlanması, uluslararası iklim politikalarının taahhütlerden somut uygulamalara geçmesi açısından önemli bir fırsattır. Ancak COP31 için açıklanan on öncelikli alan arasında Su Güvenliği konusunun bağımsız bir başlık olarak yer almaması, bu yaklaşımın bütünlüğü açısından önemli bir eksiklik oluşturmaktadır.

İklim değişikliğinin etkileri büyük ölçüde su döngüsü üzerinden ortaya çıkmaktadır. Kuraklıklar, taşkınlar, yağış rejimindeki değişimler, su kalitesinin bozulması ve ekosistem kayıpları, iklim krizinin doğrudan veya dolaylı sonuçlarıdır. Dolayısıyla su güvenliği yalnızca iklim değişikliğinden etkilenen bir sektör değil, aynı zamanda iklim uyumunun, gıda güvenliğinin, enerji dönüşümünün ve toplumsal dayanıklılığın temel belirleyicilerinden biridir.

Su güvenliğinin bağımsız bir uygulama önceliği olarak tanımlanmaması, iklim politikalarının sektörler arasında parçalanmasına, suya yönelik finansmanın görünürlüğünün azalmasına ve uygulama sonuçlarının yeterince izlenememesine neden olabilir.

1. Su Güvenliği İklim Krizinin Merkezindedir

İklim değişikliği, hidrolojik döngünün zaman ve mekân içindeki dağılımını değiştirmektedir. Artan sıcaklıklar buharlaşma ve evapotranspirasyonu etkilerken, yağışların şiddeti ve mevsimsel dağılımındaki değişiklikler su kaynaklarının güvenilirliğini azaltabilmektedir.

Bu gelişmeler yalnızca su sektörünü değil; tarımsal üretimi, hidroelektrik enerji üretimini, kentlerin içme suyu teminini, halk sağlığını ve doğal ekosistemleri doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle iklim değişikliğine karşı dayanıklılık, su kaynaklarının sürdürülebilir ve bütünleşik yönetiminden ayrı düşünülemez.

Su güvenliği iklim politikalarının yan unsuru değil, temel uygulama alanlarından biridir.

2. Su Güvenliğinin Bağımsız Başlık Olmamasının Beş Olumsuz Sonucu

  1. 1.Kurumsal ve politik görünürlüğün zayıflaması

Su güvenliği farklı sektörlerin alt başlıkları arasında dağıtıldığında, bütünleşik su politikalarının geliştirilmesi güçleşebilir. Su yönetimiyle ilgili kurumlar, iklim politikalarının uygulanmasında yeterince güçlü ve koordineli bir rol üstlenemeyebilir

   2.İklim finansmanında su yatırımlarının geri planda kalması

Bağımsız bir su güvenliği önceliğinin bulunmaması, suya yönelik iklim uyum yatırımlarının ayrı bir finansman gündemi olarak ele alınmasını zorlaştırabilir. Özellikle kuraklık yönetimi, içme suyu altyapısı, yeraltı suyu yönetimi ve havza ölçeğinde dayanıklılık projeleri finansman rekabetinde dezavantajlı duruma düşebilir.

3.Ölçülebilir uygulama hedeflerinin eksik kalması

Su güvenliğine ilişkin ayrı hedefler ve göstergeler belirlenmediğinde, COP31’in uygulama başarısını su açısından değerlendirmek güçleşecektir. Kaç kişinin su hizmetlerine erişiminin daha dayanıklı hale geldiği, kaç havzada kuraklık riskinin azaltıldığı veya ne kadar su odaklı iklim finansmanının fiilen kullanıldığı yeterince görünür olmayabilir.

4. Sınıraşan su işbirliğinin yeterince önem kazanmaması

İklim değişikliği, paylaşılan nehir havzalarında su arzı, talep, ekolojik ihtiyaçlar ve su kullanım öncelikleri üzerindeki baskıları artırmaktadır. Su güvenliğinin bağımsız bir öncelik olmaması, Transboundary Water Cooperation (Sınıraşan Su İşbirliği) mekanizmalarının iklim uyum gündemindeki ağırlığını sınırlayabilir.

5. WEFE Nexus yaklaşımının bütünlüğünün zayıflaması

Water–Energy–Food–Ecosystems Nexus (Su–Enerji–Gıda–Ekosistemler Bağıntısı) yaklaşımında su, diğer üç bileşenle karşılıklı etkileşim içindedir. Suyun yalnızca tarım, enerji veya ekosistem politikalarının bir alt unsuru olarak değerlendirilmesi, bu karşılıklı bağımlılıkların bütünleşik biçimde yönetilmesini zorlaştırabilir.

3. Bir “Uygulama  COP’u”  Su Güvenliği Olmadan Başarılı Olabilir mi?

COP31’in uygulama odaklı niteliği, iklim taahhütlerinin finanse edilmiş ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmesine bağlıdır.

Ancak iklim uyumunun başarısı yalnızca emisyon azaltımı veya yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ölçülemez. Kuraklık riskinin azaltılması, kentlerin su temin güvenliğinin artırılması, tarımsal su verimliliğinin geliştirilmesi ve su ekosistemlerinin korunması da uygulama performansının temel göstergeleri olmalıdır.

Su güvenliği için açık hedefler, finansman mekanizmaları ve izleme göstergeleri oluşturulmadığı takdirde COP31’in uygulama gündemi önemli bir bileşen bakımından eksik kalacaktır.

Su güvenliği olmadan bütüncül iklim dayanıklılığından söz edilemez.

4. Su Politikaları Derneği’nin COP31’e Önerileri

Su Politikaları Derneği, COP31 Başkanlığı’na ve taraf ülkelere aşağıdaki politika adımlarını önermektedir:

  1. Su Güvenliği(Water Security) ‘nin bağımsız bir uygulama önceliği olarak tanınması: COP31’in mevcut on öncelikli alanına su güvenliğinin ayrı bir başlık olarak eklenmesi veya eşdeğer görünürlüğe sahip yatay bir uygulama programı oluşturulması.
  2. Water Security Implementation Initiative (Su Güvenliği Uygulama Girişimi) oluşturulması: Mevcut UNFCCC mekanizmalarıyla uyumlu, ülkelerin gönüllü katılımına açık, somut projeler ve ölçülebilir sonuçlar üzerinden çalışan bir girişim geliştirilmesi.
  3. Water Adaptation Finance (Su Uyum Finansmanı) için izleme sistemi geliştirilmesi: Su odaklı iklim finansmanının taahhüt, tahsis ve fiilî kullanım aşamalarının ayrı ayrı raporlanması.
  4. Basin-Based Climate Adaptation (Havza Temelli İklim Uyumu) yaklaşımının güçlendirilmesi: Ulusal ve sınıraşan havzalarda ortak risk değerlendirmesi, hidrolojik veri paylaşımı, erken uyarı ve yatırım programlarının desteklenmesi.
  5. WEFE Nexus (Su-Enerji-Çevre -Ekoloji Bağlantısı) yaklaşımının uygulama programlarına entegre edilmesi: Su, enerji, gıda ve ekosistemler arasındaki ilişkilerin iklim yatırım kararlarında sistematik biçimde değerlendirilmesi.

5. Sonuç ve Çağrı

Otuz yılı aşkın COP süreci, küresel iklim yönetişiminin önemli kurumsal temellerini oluşturmuştur. COP31 Antalya ise bu kararların uygulamaya dönüştürülmesini hızlandırma iddiasıyla öne çıkmaktadır.

Ancak iklim krizinin en belirgin etkilerinin yaşandığı su güvenliğinin on öncelikli alan arasında bağımsız bir başlık olarak yer almaması, COP31’in uygulama gündeminde giderilmesi gereken önemli bir eksikliktir.

Bu eksiklik yalnızca su sektörünü ilgilendirmemektedir. Gıda üretimi, enerji güvenliği, ekosistemlerin korunması, halk sağlığı ve iklim adaleti hedeflerinin gerçekleştirilmesini de doğrudan etkilemektedir.

Su Politikaları Derneği, COP31 Başkanlığı’nı su güvenliğini görünür, finanse edilebilir ve ölçülebilir bir uygulama önceliği haline getirmeye davet etmektedir.

Su güvenliğinin ayrı bir başlık olarak tanınması, COP31’in Implementation COP iddiasını güçlendirecek ve iklim politikalarının sahadaki gerçek etkilerinin değerlendirilmesine katkı sağlayacaktır.

“Su Güvenliği Olmadan İklim Uygulamasında Başarı Olmaz.”

“No Successful Climate Implementation Without Water Security.”

 COP31’in 10 Kasım programında Irrigation and Water Efficiency (Sulama ve Su Verimliliği), 17 Kasım programında ise Inland Water Ecosystems (İç Su Ekosistemleri) bulunuyor. Su konusunun COP31 gündeminde  bu kadar az bulunması yeterli değildir. Su güvenliğinin bağımsız hedefleri, finansman mekanizmaları ve hesap verebilir uygulama göstergeleriyle ele alınması gerekmektedir.”

Copyright © 2016 Su Politikaları Derneği Tüm Hakları Saklıdır.