Yayınlandı
1 saat önceon
Yazar
admin

Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu — İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü
Geçtiğimiz günlerde ekonomi bültenlerine bir müjde düştü: ABD borsasında işlem gören bir “yağış artırma teknolojisi” şirketi RAIN, Türkiye’den UASIT adlı bir firmayla münhasır temsilcilik anlaşması imzalamış. Habere göre yer tabanlı bir “atmosferik iyonizasyon” sisteminin ilk pilot değerlendirmesi Eğirdir Gölü Havzası’nda yapılacakmış. Anlayacağınız, kuraklığa karşı artık çaresiz değiliz: Gökyüzünü fişe takıyoruz!
Fişe Tak, Yağmuru Bekle
Sistemin tanıtımı da pek şirin: Uçak yok, kimyasal yok, gümüş iyodür yok, yani WETA platformu! Yerdeki istasyonlardan atmosfere iyon salıyorsunuz; o iyonlar yukarı süzülüp bulut damlacıklarını gıdıklıyor, damlalar birleşip büyüyor ve davul zurna eşliğinde yağmur! Pazarlama dilinde bunun adı “temiz teknoloji”. Bulut fiziği dilinde ise “keşke bu kadar kolay olsaydı”.
Laboratuvar Başka, Isparta Semaları Başka
Önce hakkını teslim edelim: İyonizasyonun bulut mikrofiziğine hiç mi etkisi yok? Var. Laboratuvardaki bulut odalarında, yüklü parçacıkların damlacık büyümesini bir miktar hızlandırdığı ölçülmüş. Fizik olarak makul. Ama laboratuvar başka, Isparta semaları başka. Deney tüpünde çalışan her şey gökyüzünde çalışsaydı, meteoroloji mühendisliği diye bir meslek olmazdı; herkes balkondan hava tahmini yapardı.
Davulcudan İtiraf
Peki sahada durum ne? Bu teknolojinin dünyadaki en büyük vitrini, Umman’ın Hacar Dağları’nda yıllarca sürdürülen iyonizasyon denemesiydi. Proje, yüzde 16-18 dolayında yağış artışı rapor etti. Kulağa hoş geliyor değil mi? İşin tuhaf tarafı şu: Bu denemenin istatistik analizlerini yürüten bilim insanları, sonradan hakemli bir dergide yöntemi anlatırken “bilime doğru itilmeye çalışılan bir sözde bilim” ifadesini kullandılar. Evet, yanlış okumadınız; eleştiri dışarıdan değil, projenin kendi istatistikçilerinden geldi. Düğünde davulcunun kalkıp “aslında bu evlilik yürümez” demesi gibi bir şey.
Teksas’ta iki yıl süren benzer bir deneme ise havadaki parçacıklar üzerinde ufak tefek etkiler bulmuş, ama yağış üzerinde hiçbir kanıt üretememiş. Yerden salınan iyonların bulut tabanına, yani kilometrelerce yukarıya, nasıl çıkıp orada iş gördüğü de hâlâ tam bir muamma. Üstelik işin altın kuralı hiç değişmiyor: Havada yeterli nem ve uygun bulut yoksa, dünyanın bütün iyonlarını da salsanız gökten tek damla düşmez. Bunu bu işi yapanlar da kabul ediyor; nitekim haberde bile teknolojinin “açık havadan yağmur yaratma iddiasına dayanmadığı” özenle belirtilmiş. Güzel de, kuraklıkta gökyüzünün huyu malum: Ne nem var ne bulut. Yani cihaz en çok, en az ihtiyaç duyulduğunda çalışıyor.
Kaybetmesi İmkânsız Ticaret
Şimdi bu tür projelerin ortak ticari dehasına gelelim. Sistem yalnızca “uygun meteorolojik koşullarda” devreye giriyor: Bulut varsa, nem varsa, yağış potansiyeli varsa. Peki o koşullarda çoğu zaman ne olur? Zaten yağar! Yağarsa “cihaz çalıştı” dersiniz, yağmazsa “koşullar uygun değildi”. Bu, kaybetme ihtimali olmayan bir iddia biçimidir ve bilimde bunun adı vardır: Yanlışlanamayan iddia, iddia değildir.
Bavulla Gelen Mucize
İşin bir de coğrafya boyutu var ki, asıl düşündürücü olan o. ABD’de kamuoyu ve eyalet meclisleri bu tür işlere giderek daha az tahammül gösteriyor; Tennessee ve Florida gibi eyaletler, atmosfere müdahale faaliyetlerini kanunla yasaklamaya başladı bile. Peki kendi evinde kapılar yüzüne kapanan bir sektör ne yapar? Bavulunu toplar, mucizesini ihraç eder. Nereye? Kuraklığın canı yaktığı, denetim süzgecinin gevşek, hevesin ve bütçenin bol olduğu pazarlara: Körfez’e, Arap Yarımadası’na ve tabii bize. Umman’a iyon kuleleri, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yük salan insansız hava araçları, şimdi de Eğirdir semalarına iyon istasyonları. Kendi ülkesindeki bilim kurullarına anlatamadığını, bizde imza törenleriyle anlatmak elbette daha kolay. Ama insan sormadan edemiyor: Bu teknoloji gerçekten güvenilir biçimde yağmur yağdırabiliyor olsaydı, kuraklıktan kavrulan Kaliforniya dururken sıra bize gelir miydi? Mucize dediğin önce kendi memleketinde gösterilir; bavulla gelen mucizenin adı ise ticarettir.
Bulutu Ameliyat Etmeden Önce
Gelelim asıl meseleye: Uzmanlık. Diyelim ki kalbinizden rahatsızsınız. Ameliyat masasına yatmadan önce cerrahınızın diplomasını, deneyimini, başarı oranını sorarsınız; sormuyorsanız bile hastane sizin yerinize sorar. Ama iş koca bir havzanın atmosferini “ameliyat etmeye” gelince, kimse kimseye “ekipte bulut fiziğinden anlayan var mı?” diye sormuyor. Oysa bu ülkede Meteoroloji Genel Müdürlüğü var; üniversitelerimizde bulut fiziğine, yağış oluşumuna ve su kaynaklarına ömrünü vermiş bilim insanları var; hakemli dergiler, bilimsel kurullar var. Dünyanın her yerinde bu tür iddialar önce bu süzgeçlerden geçirilir. Bizde ise süzgeç yerine kırmızı kurdele ve imza töreni tercih ediliyor.
Zirveden Dönecek Soru
Bu arada bir hatırlatma yapayım; hem de kulaktan dolma değil, bizzat şahit olduğum bir hatırlatma: Bu tür gösterişli ama kanıtsız projelere devletin en tepesinden itibar edilmez. İstanbul bu filmi daha önce iki kez seyretti. 1990’ların başındaki “yağmur bombası” macerası, şehre yağmur yerine fıkra malzemesi yağdırıp tarihe karıştı. 2000’li yıllarda ise yağmurun nasıl oluştuğunu dahi bilmeyen yağmur sihirbazları, dönemin belediye bürokratlarını ikna etmeyi bir kez daha başarmıştı. Peki ne oldu? Konu Cumhurbaşkanımızın kulağına gidince proje iptal edildi. Çünkü kendisi bu tür parlak vaatleri duyduğunda işi pazarlamacısına değil, bu denemeleri ta o yıllardan beri inceleyen Prof. Dr. Zekai Şen gibi gerçek bilim insanlarına sordurur; sihirli değneğe değil baraja, isale hattına, sulama yatırımına, yani ayağı yere basan işlere itibar eder. Dolayısıyla bu projeyle bakanlık koridorlarında “aferin” toplamayı hayal edenlere şimdiden söyleyeyim: Zirveden dönecek ilk soru bellidir: “Bunu bizim bilim insanlarımıza sordunuz mu?” O soruya verecek cevabı olmayanın, kurdele makasını şimdiden kılıfına koyması hayrına olur.
Delikli Kova Meselesi
Bir de Eğirdir’in kendisine bakalım. Gölün derdi iyon eksikliği değil. Göl yıllardır aşırı su çekiminin, plansız sulamanın ve kirliliğin yükü altında küçülüyor. Havzanın suyunu delikli kovayla taşıyıp sonra gökyüzünden ek su istemek, tasarrufu bozuk musluktan değil de yağmur bulutundan beklemektir. Kova delikken, üstüne yağdıracağınız her damla da delikten gider.
Radikal Değil, Rasyonel
Yöneticilerimize önerim radikal değil, gayet rasyonel. Bir: Sormak bedava. İmza atmadan önce Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ve üniversitelerin görüşünü alın; bağımsız bir bilim kurulu kurdurun. İki: Kanıt isteyin. “Umman’da işe yaramış” demek yetmez; randomize, kontrollü, sonuçları hakemli dergide yayımlanmış bir tasarım şart koşun. Üç: Pilot çalışma yapılacaksa masrafı ve riski, teknolojiye güvendiğini söyleyen satıcı üstlensin; ölçme ve değerlendirmeyi de satıcı değil, bağımsız bilim insanları yapsın. Dört: Kamu kaynağını ve su bütçesi planlarını, kanıtlanmamış bir vaade bağlamayın. Kuraklıkla mücadelenin sağlaması yapılmış yolları belli: Talep yönetimi, kayıp-kaçağın azaltılması, damla sulama, havza planlaması, kuraklık eylem planları. Gösterişsizler, imza törenine pek yakışmıyorlar ama çalışıyorlar.
Bilim kimsenin heves düşmanı değildir. Yarın öbür gün iyonizasyon, bağımsız ve tekrarlanabilir deneylerle kendini kanıtlarsa, bu satırların yazarı da ilk alkışlayanlardan olur. Ama kanıt gelene kadar kural basit: Gökyüzü prize gelmez. Prize takılırsa buharlaşan tek şey, halkın parası olur; üstelik yağmur olarak da geri yağmaz.
Meraklısına birkaç kaynak:
Chambers vd. (2022) Int. Statistical Review (Umman denemesi ve “sözde bilim” nitelemesi); Kauffman ve Ruiz-Columbié (2009) J. of Weather Modification (Teksas denemesi); Harrison vd. (2020) Physical Review Letters; Zheng vd. (2021) Water (Çin denemesi).
Kaynak:https://www.superhaber.com/mujde-gokyuzunu-fise-takiyoruz-582622