Su Politikaları Derneği (SPD) tarafından hazırlanan çarpıcı rapor, kuraklığın ayrıksı bir doğa olayı olmaktan çıkarak kalıcı bir tehdide dönüştüğünü ortaya koydu. Tarımdan ekonomiye, kent yaşamından enerjiye kadar çok boyutlu bir kriz sarmalına dikkat çekilen çalışmada, su güvenliğinin acil bir ulusal güvenlik meselesi haline geldiği vurgulandı
Hakan ÖZBAY
Küresel ölçekte son yüzyılda yaşanan iklimsel değişimler, su kaynakları üzerindeki baskıyı geri dönülemez bir noktaya taşıyor. Su Politikaları Derneği (SPD) Araştırma Raporu Dizisi kapsamında yayımlanan “Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru Su Politikaları” başlıklı çalışma, krizin ulaştığı son boyutu gözler önüne serdi. SPD Başkanı Dursun Yıldız ve Dr. Hasan Hüseyin Doğan tarafından hazırlanan rapor, kuraklık eğilimlerindeki hızlı değişimin tek başına doğal iklim döngüleriyle açıklanamayacağını; aşırı su çekimleri, orman kayıpları, çarpık kentleşme ve arazi kullanımındaki yanlış uygulamalar gibi insan kaynaklı etkenlerin kuraklığı yapısal biçimde derinleştirdiğini ortaya koyuyor.
TARIMDAN SANAYİYE YAYILAN RİSK SARMALI
Raporda özellikle tarım sektörünün yüksek bir risk altına girdiği belirtilirken, Türkiye özelinde İç Anadolu, Trakya ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bitkisel üretimin ciddi düzeyde etkileneceği uyarısı yapıldı. Toprak nemindeki kayıp ve yeraltı sularındaki düşüşün gıda fiyatlarında artışa, göçe ve gelir kaybına yol açarak sosyo-ekonomik eşitsizlikleri derinleştirdiği ifade edildi. Kuraklığın yalnızca hidrolojik bir su kıtlığı olmadığına dikkat çekilen çalışmada, sorunun ekonomi politikalarının, enerji planlamasının ve ulusal kalkınma vizyonunun merkezine yerleştiğinin altı çizildi. Kamu hizmetleri, ticaret, altyapı ve sanayinin doğrudan etkilendiği; nehir taşımacılığının zayıflaması, hidroelektrik üretiminin düşmesi ve artan soğutma suyu ihtiyacının büyük kırılganlıklar yarattığı belirtildi
Kuraklık riskine karşı talebi yöneten ve ekosistemi onaran bilim temelli bir su politikasının zorunluluk olduğuna dikkat çekilen raporda, tüm sektörlerde bütünleşik ve uyarlanabilir su kaynakları yönetiminin benimsenmesi gerektiği kaydedildi. Su kullanımında verimliliğin artırılması, tarımda aşırı su tüketen ürünlerin kontrol altına alınarak iklim uyumlu ürün desenine geçilmesi, yeraltı suyu yönetiminin güçlendirilerek izinsiz çekimlerin engellenmesi ve kentsel yönetimde yağmur suyu hasadı gibi altyapıların yaygınlaştırılması acil adımlar olarak sıralandı. Raporun sonuç bölümünde, su politikasının ulusal güvenliğin, kalkınmanın ve iklim dayanıklılığının omurgası olduğu vurgulanarak, kuraklığa uyumun geleceğin değil bugünün zorunlu gündemi olduğu ifade edildi.
KÜRESEL SU DÖNGÜSÜNDE KORKUTAN TABLO
SPD raporu, doğal yaşam alanlarındaki tahribatın ve küresel su döngüsündeki kırılmanın istatistiksel boyutunu da gün yüzüne çıkardı. Araştırmaya göre, 1900 ile 2020 yılları arasında dünya genelinde kuraklığa maruz kalan arazi alanı iki katına çıkarken, dünya yüzeyinin yüzde 37’sinde toprak nemi kritik düzeyde azaldı. İzlenen yeraltı su rezervlerinin yüzde 62’sinde seviyeler düşerken, nehirlerin yüzde 10’undan fazlası tehlikeli derecede düşük debi koşullarında akmaya başladı. OECD ülkelerinde sulak alanların yüzde 18 oranında küçülmesi, su döngüsünün doğal tamponlarının kaybedildiğine işaret ediyor. Bilimsel projeksiyonlar, yüksek emisyon senaryolarında 2100 yılına kadar kurak dönemlerin sıklığının iki kattan fazla artabileceğini, aşırı sıcaklık dalgalarının ise kırk katına kadar çıkabileceğini gösteriyor. Bu tablo, besin zinciri bozulmaları, türlerin göç zorunluluğu ve habitat kaybıyla ekosistem dayanıklılığının hızla tükendiğini kanıtlıyor.