COP31 -Antalya
SPD: COP 31’de Su Adaleti, İklim Adaleti ve Çevre Adaleti birlikte ele alınmalıdır.
Yayınlandı
6 saat önceon
Yazar
Dursun Yıldız
“Ortak bir gelecek için ayrılmaz üç boyut“
Dursun Yıldız
SPD Başkanı
8 Kasım 2026
Temel mesaj: Su adaleti olmadan iklim adaleti, çevre adaleti olmadan da kalıcı su güvenliği sağlanamaz. Bu üç yaklaşımın birlikte ele alınması, iklim politikalarının toplumsal ve ekolojik sonuçlarını iyileştirmenin temel koşullarından biridir.
1. Giriş: İklim krizinin merkezinde su ve adalet sorunu bulunmaktadır
İklim değişikliği yalnızca sıcaklık artışı, kuraklık, sel ve diğer aşırı hava olaylarıyla sınırlı bir çevre sorunu değildir. Aynı zamanda doğal kaynaklara erişim, ekonomik fırsatlar, toplumsal eşitsizlikler ve ekosistemlerin korunmasıyla doğrudan bağlantılı bir adalet sorunudur.
İklim değişikliğinin etkileri toplumlar arasında eşit dağılmamaktadır. İklim krizine tarihsel katkısı sınırlı olan ülkeler, düşük gelirli topluluklar, kırsal kesimler ve kırılgan gruplar, iklim değişikliğinin sonuçlarına karşı daha yüksek risklerle karşılaşabilmektedir.
Bu eşitsizliklerin en belirgin biçimde ortaya çıktığı alanlardan biri sudur.
Su kaynaklarının azalması, su kalitesinin bozulması, taşkın ve kuraklık risklerinin artması; gıda güvenliğini, halk sağlığını, enerji üretimini, geçim kaynaklarını ve ekosistemlerin devamlılığını doğrudan etkilemektedir.
Bu nedenle Su Politikaları Derneği, COP31 kapsamında Water Justice (Su Adaleti), Climate Justice (İklim Adaleti) ve Environmental Justice (Çevre Adaleti) kavramlarının birbirinden bağımsız değil, bütünleşik bir politika yaklaşımıyla ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.
2. Üç adalet yaklaşımı arasındaki temel ilişki

Üç adalet yaklaşımının kesişiminde insan hakları, ekosistem bütünlüğü ve iklim dayanıklılığı yer almaktadır.
Water Justice (Su Adaleti): Herkesin yeterli, güvenli, erişilebilir ve karşılanabilir suya ulaşabilmesini; su kaynaklarının kullanımında hakkaniyetin, karar süreçlerinde katılımın ve ekosistemlerin su ihtiyaçlarının gözetilmesini esas alır.
Climate Justice (İklim Adaleti): İklim değişikliğinin nedenleri, etkileri ve mücadele maliyetleri arasındaki eşitsizlikleri dikkate alır. Tarihsel sorumluluk, mevcut kapasite, kırılganlık ve kuşaklar arası hakkaniyet bu yaklaşımın temel unsurlarıdır.
Environmental Justice (Çevre Adaleti): Çevresel zararların belirli topluluklar üzerinde orantısız biçimde yoğunlaşmamasını, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını, çevresel bilgiye erişimi ve karar süreçlerine anlamlı katılımı öne çıkarır.
Bu üç yaklaşımın kesişimi, iklim değişikliğine uyum ve kalkınma politikalarının yalnızca ekonomik verimlilik veya altyapı yatırımları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Örneğin, kuraklıkla mücadele amacıyla gerçekleştirilen bir su transferi projesi, bir kentin su güvenliğini artırırken suyun alındığı havzadaki ekosistemleri veya kırsal toplulukları olumsuz etkileyebilir. Böyle bir durumda su güvenliği kazanımı, çevresel ve toplumsal adalet açısından da değerlendirilmelidir.
3. Su güvenliği ile adalet arasındaki politika açığı
Uluslararası iklim müzakerelerinde azaltım (Mitigation), uyum (Adaptation) ve iklim finansmanı (Climate Finance) başlıkları önemli yer tutmaktadır. Ancak suyun bu alanlarla ilişkisi, yalnızca teknik bir uyum meselesi olarak değerlendirildiğinde, suya erişim eşitsizlikleri ve su ekosistemlerinin korunması yeterince görünür olmayabilir.
Bu bağlamda üç temel politika açığı bulunmaktadır:
- Dağılımsal adalet (Distributive Justice): Su kıtlığının, çevresel zararların ve uyum yatırımlarının maliyetleri ile faydaları toplum kesimleri arasında nasıl paylaşılmaktadır?
- Usule ilişkin adalet (Procedural Justice): Yerel topluluklar, çiftçiler, kadınlar ve kırılgan gruplar su ve iklim politikalarının hazırlanmasına ne ölçüde katılabilmektedir?
- Tanınma adaleti (Recognition Justice): Farklı toplulukların ihtiyaçları, geleneksel bilgi sistemleri, geçim biçimleri ve ekosistemlerle ilişkileri karar süreçlerinde yeterince dikkate alınmakta mıdır?
Su Politikaları Derneği açısından temel mesele, suyun iklim politikalarında yalnızca bir sektör veya kaynak olarak değil, insan hakları, toplumsal refah, ekolojik bütünlük ve sürdürülebilir kalkınma arasında bağlantı kuran stratejik bir unsur olarak değerlendirilmesidir.
4. COP31 neden önemli bir fırsattır?
9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in yaklaşımı, Dialogue, Consensus and Action (Diyalog, Uzlaşı ve Eylem) ilkeleri üzerine kurulmuştur. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, iklim taahhütlerinin somut ve ölçülebilir uygulamalara dönüştürülmesini öncelik olarak açıklamıştır.
Bu yaklaşım, su adaletinin iklim politikalarına daha güçlü biçimde yerleştirilmesi için önemli bir imkân sunmaktadır.
Birleşmiş Milletler’in 2026 Dünya Su Kalkınma Raporu’na göre: 2,1 milyar İnsan güvenli şekilde yönetilen içme suyu hizmetinden yoksun.
Kadınlar ve kız çocuklarının dünya genelinde her gün su toplamak için harcadığı tahmini süre 250 milyon saattir.Bu veriler, suya erişimin yalnızca altyapı ve yatırım sorunu olmadığını, aynı zamanda toplumsal eşitsizlik ve kalkınma meselesi olduğunu göstermektedir.
Ayrıca UN-Water’ın Mart 2026’da yayımladığı insan hakları temelli politika notu; iklim değişikliği, su kıtlığı, kirlilik, ekosistem bozulması ve insan hakları arasındaki doğrudan bağlantıya dikkat çekmektedir.
Dolayısıyla COP31’de su güvenliği, iklim dayanıklılığı ve çevresel hakların birbirini tamamlayan politika alanları olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
5. Su Politikaları Derneği’nin COP31 için politika önerileri
Su Politikaları Derneği, üç adalet yaklaşımının birlikte uygulanabilmesi için aşağıdaki on politika önerisini sunmaktadır.
1. Su adaleti iklim politikalarının yatay ilkelerinden biri olmalıdır.
Water Justice, Nationally Determined Contributions (Ulusal Katkı Beyanları – NDCs) ve National Adaptation Plans (Ulusal Uyum Planları – NAPs) kapsamında açık hedefler ve göstergelerle yer almalıdır.
2. Temel su ve sanitasyon hizmetlerine erişim korunmalıdır.
İklim değişikliğinin neden olduğu su kıtlığı, düşük gelirli ve kırılgan toplulukların güvenli suya erişimini daha fazla zorlaştırmamalıdır. Su tarifeleri, sosyal koruma mekanizmaları ve altyapı yatırımları hakkaniyet ilkesiyle tasarlanmalıdır.
3. Ekosistemlerin su ihtiyacı güvence altına alınmalıdır.
Çevresel akışlar (Environmental Flows), su tahsisi kararlarında temel kriterlerden biri olmalıdır. Sulak alanların, nehirlerin ve yeraltı suyu ekosistemlerinin korunması iklim uyum politikalarının ayrılmaz parçası haline getirilmelidir.
4. İklim finansmanında su adaleti dikkate alınmalıdır.
İklim uyum finansmanında suya erişimi kısıtlı, kuraklık ve taşkın riskleri yüksek, ekonomik ve kurumsal kapasitesi sınırlı bölgelere erişilebilir finansman sağlanmalıdır. Yatırımların faydaları ve maliyetleri toplum kesimleri arasında adil dağıtılmalıdır.
5. Sınır aşan sularda işbirliği ve hakkaniyet geliştirilmelidir.
Transboundary Water Cooperation (Sınır Aşan Su İşbirliği), iklim değişikliğinin yarattığı belirsizlikler karşısında güçlendirilmelidir. Veri paylaşımı, ortak risk değerlendirmesi, hakkaniyetli ve makul kullanım ile önemli sınır aşan zararın önlenmesi ilkeleri desteklenmelidir.
6. Su, enerji, gıda ve ekosistem politikaları bütünleştirilmelidir.
WEFE Nexus (Water–Energy–Food–Ecosystems Nexus / Su–Enerji–Gıda–Ekosistem Bağlantısı) yaklaşımıyla sektörler arasındaki çıkar çatışmaları ve olası çevresel etkiler birlikte değerlendirilmelidir.
7. İklim uyum projelerinde çevresel ve sosyal etkiler birlikte değerlendirilmelidir.
Barajlar, havzalar arası su transferleri, büyük sulama projeleri ve diğer su altyapıları yalnızca ekonomik getirileri üzerinden değil; ekolojik etkileri, toplumsal maliyetleri ve kırılgan gruplar üzerindeki sonuçları bakımından da değerlendirilmelidir.
8. Su yönetiminde katılımcılık güçlendirilmelidir.
Yerel yönetimler, çiftçiler, kadınlar, gençler, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları su politikalarının hazırlanmasına ve uygulanmasının izlenmesine anlamlı biçimde katılabilmelidir.
9. Su ve iklim adaleti için ortak izleme göstergeleri geliştirilmelidir.
Ülkelerin yalnızca su yatırımlarını değil, bu yatırımların sosyal ve ekolojik sonuçlarını da raporlaması teşvik edilmelidir.
10. COP31 sonrasında uygulama ve izleme mekanizması oluşturulmalıdır.
COP31 kapsamında geliştirilecek su odaklı girişimler, gönüllü ortaklıklar ve finansman taahhütleri; açık sorumluluklar, takvimler ve ölçülebilir göstergelerle takip edilmelidir.
6. COP31’de önerilen somut girişim: Water–Climate–Environment Justice Framework
Su Politikaları Derneği, COP31 kapsamında üç adalet boyutunu birleştiren bir Water–Climate–Environment Justice Framework (Su–İklim–Çevre Adaleti Çerçevesi) geliştirilmesini önermektedir.
Bu çerçeve, yeni bir uluslararası sözleşme oluşturulmasından önce, mevcut iklim ve su yönetimi mekanizmalarına uygulanabilecek gönüllü bir politika ve izleme aracı olarak tasarlanabilir.
| Politika alanı | Önerilen izleme göstergesi |
| Suya erişim adaleti | Güvenli içme suyuna erişemeyen nüfus oranı |
| Ekonomik adalet | Temel su hizmetlerinin hane gelirine oranı |
| İklim adaleti | Kuraklık ve taşkın riskine maruz kalan kırılgan nüfus |
| Ekolojik adalet | Çevresel akış hedeflerini karşılayan nehir kesimlerinin oranı |
| Katılım adaleti | Su yönetimi kararlarında anlamlı paydaş katılımı |
| Finansman adaleti | İklim uyum finansmanının kırılgan topluluklara ulaşan payı |
Bu göstergeler, ülkelerin mevcut koşullarına göre geliştirilebilir ve Global Goal on Adaptation (Küresel Uyum Hedefi – GGA) ile ilişkili ulusal izleme süreçlerine katkı sağlayabilir.
Önerilen çerçeve ayrıca UNFCCC, Convention on Biological Diversity (Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi – CBD) ve United Nations Convention to Combat Desertification (Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi – UNCCD) arasında politika uyumunu destekleyebilir.
Bu yaklaşım, COP31 kapsamında suyun iklim eyleminin farklı alanlarına entegre edilmesini amaçlayan Baku Dialogue on Water for Climate Action (Bakü Su ve İklim Eylemi Diyaloğu) ile de ilişkilendirilebilir.
7. Sonuç ve Su Politikaları Derneği’nin çağrısı
İklim değişikliğiyle mücadelede başarı, yalnızca sera gazı emisyonlarının azaltılması veya yeni altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesiyle ölçülmemelidir.
Başarı aynı zamanda toplumların güvenli suya erişimi, çevresel risklere karşı korunması, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek kuşaklara bırakılacak doğal kaynakların durumu üzerinden değerlendirilmelidir.
Su güvenliğini artıran ancak toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren bir politika, adil bir iklim uyumu sağlayamaz. Benzer şekilde, insan topluluklarının kısa vadeli su taleplerini karşılayan ancak ekosistemleri tahrip eden bir uygulama da uzun vadeli su güvenliğini garanti edemez.
Su Politikaları Derneği, COP31 Antalya’da uluslararası toplumu su adaleti, iklim adaleti ve çevre adaletini bütünleşik bir politika çerçevesinde değerlendirmeye davet etmektedir.
Derneğimiz, suyun iklim müzakerelerinde yalnızca teknik bir uyum başlığı olarak değil, insan hakları, ekosistem bütünlüğü, sürdürülebilir kalkınma ve bölgesel barışın temel bileşeni olarak daha güçlü biçimde ele alınmasını savunmaktadır.
COP31’in uygulama odaklı yaklaşımı, bu bütünleşik anlayışın ölçülebilir hedeflere, somut yatırımlara ve etkili işbirliği mekanizmalarına dönüştürülmesi açısından değerlendirilmelidir.
COP31 için temel mesajımız
“Su Adaleti Olmadan İklim Adaleti, Çevre Adaleti Olmadan Su Güvenliği Sağlanamaz.”
“No Climate Justice Without Water Justice, No Water Security Without Environmental Justice.”
Kaynaklar
- UN World Water Development Report 2026 – Water for All People
- UN-Water / OHCHR – Human Rights-Based Approach (2026)
- UNEP – Applying a Water Lens Across the COP31 Agenda
- COP31 Presidency – First Letter to Parties

