Su, tarım, enerji, sağlık, kentler ve ekosistemler arasında bağlantı kuran temel bir unsurdur. Ancak COP31’in açıklanan on öncelikli teması arasında su güvenliği bağımsız bir başlık olarak yer almıyor; su konusu daha çok iklim dayanıklılığı, gıda güvenliği ve ekosistemlerle ilişkili olarak ele alınıyor.
30 yıldır süren COP taraflar toplantılarında bazı gelişmeler sağlanmış, ancak bu gelişmeler su güvenliği açısından üç temel sorunu ortadan kaldırmamıştır:
Su güvenliğine ilişkin hedeflerin ulusal düzeyde uygulanması için yeterince güçlü ve ortak bir hesap verebilirlik mekanizmasının bulunmaması.
Su altyapısının iklim değişikliğine dayanıklı hale getirilmesi ve su ekosistemlerinin korunması için finansman ihtiyacının yeterince karşılanamaması.
İklim politikaları ile nehir havzası yönetimi, tarım, enerji, kentleşme ve ekosistem politikaları arasında kurumsal bütünleşmenin sağlanamaması.
Bu nedenle COP süreçlerinde su konusunda kaydedilen diplomatik ilerlemenin, sahada somut sonuçlar üreten uygulama başarısına dönüştüğünü söylemek henüz mümkün değildir.
COP31’in Başarısı Su Güvenliğinde Somut Sonuçlarla Ölçülmelidir
Su Politikaları Derneği’ne göre COP31’in su güvenliği açısından başarısı, yalnızca kabul edilen kararların sayısıyla değil, bu kararların uygulanmasına yönelik somut ilerlemeyle değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede aşağıdaki sonuçların elde edilmesi önem taşımaktadır:
Öncelikli alan
Beklenen uygulama sonucu
Su güvenliği politikaları
COP kararlarında daha güçlü ve bütünleşik konum
İklim finansmanı
Su yatırımlarına ayrılan kaynakların izlenmesi
Havza yönetimi
İklim uyumunun havza planlarına entegrasyonu
Sınır aşan sular
Ortak uyum ve veri paylaşımı mekanizmaları
Performans ve hesap verebilirlik
Ölçülebilir su güvenliği göstergeleri
Kurumsal kapasite
Ulusal ve yerel uygulama yeteneklerinin güçlendirilmesi
SPD’nin Çağrısı
İklim değişikliğiyle mücadelede su güvenliğinin sağlanması artık ertelenebilir bir çevre politikası tercihi değildir. Su güvenliği, ekonomik kalkınmanın, gıda ve enerji güvenliğinin, halk sağlığının, ekosistemlerin korunmasının ve toplumsal istikrarın temel koşullarından biridir.
COP süreçlerinde suyun önemi giderek daha fazla kabul edilmektedir. Ancak uluslararası taahhütlerin somut uygulama programlarına dönüştürülmesi konusunda ciddi eksiklikler devam etmektedir.
Su Politikaları Derneği, COP31 Antalya’nın bu uygulama açığının kapatılması yönünde yeni bir aşamanın başlangıcı olması gerektiğini değerlendirmektedir.
Bu amaçla uluslararası toplumun, iklim değişikliğine uyum konusunda su güvenliğini merkeze alan, havza ölçeğinde uygulanabilen, yeterli finansmanla desteklenen ve sonuçları ölçülebilen yeni bir işbirliği anlayışına yönelmesi gerekmektedir.
Su Politikaları Derneği’nin temel çağrısı şudur:
Su güvenliğinde artık yeni hedeflerden çok, mevcut hedefleri hayata geçirecek güçlü uygulama mekanizmalarına ihtiyaç vardır. COP31, su konusunda taahhütlerden uygulamaya geçişin somut adımlarının atıldığı bir konferans olmalıdır.
Su güvenliği sağlanmadan iklim güvenliği, gıda güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması mümkün değildir.