COP31 -Antalya
Prof.Dr. Türkeş: COP31, İklim Diplomasisinde Yükümlülükler ve Sözlerden Uygulamaya Geçiş İçin Yeni Bir Eşik Olabilir mi?
Yayınlandı
2 saat önceon
Yazar
admin
Bu yazı, İktisat ve Toplum Dergisi’nin 193. sayısında yayımlanacaktır.
Giriş
Dünya, 9 – 20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31’inci Taraflar Konferansı’na (TK31 ya da COP31), iklim değişikliği mücadelesi yani başta karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve sülfür hekzaflorid (SF6) gibi insan kaynaklı sera gazı salımlarını azaltıp “insanın iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini en aza indirmek ya da durdurabilmek” açısından giderek daralan bir hareket alanıyla gidiyor. Paris Antlaşması’nın kabulünün üzerinden on yılı aşkın süre geçmiş olmasına karşın, ülkelerin bugüne kadarki yükümlülükleri ve sözleri ile uyguladıkları politikalar, küresel ısınmayı 1.5 °C ile sınırlandırabilecek bir dönüşümü henüz sağlayabilmiş değil.
Bu nedenle Antalya COP31’i yalnızca yeni kararların alınacağı ya da yeni sözlerin açıklanacağı bir başka BMİDÇS Taraflar Konferansı olarak görmek yeterli değildir. COP31’in asıl sınavı, iklim diplomasisini sözlerden uygulamaya; hedeflerden finansmana, yatırıma ve ölçülebilir sonuçlara taşıyabilmek olacaktır. Bu yaklaşım Antalya’yı iklim değişikliği, enerji, su, gıda güvenliği, kentler, ekosistemler, finansman ve sürdürülebilir kalkınma arasındaki bağlantıların birlikte ele alınacağı önemli bir uygulama platformuna dönüştürebilir. Bu uygulama ekseni, iklim diplomasisinin yalnızca devletler arası müzakere (görüşme) değil; bilim ve teknoloji, coğrafi temsil, hukuk, etik, hakkaniyet ve siyasal süreçleri bir araya getiren uzun soluklu bir bilim-politika arayüzü olduğu gerçeğiyle de uyumludur. Bu nedenle devletlerin liderliği gerekli olmakla birlikte, yerel yönetimler, bilim, sivil toplum, emek ve iş dünyasının anlamlı katılımı uygulamanın toplumsal meşruiyeti ve etkinliği açısından belirleyicidir (Türkeş, 2022a).
Bu makalenin temel amacı, “Antalya COP31, iklim diplomasisinde yasal yükümlülükler ve verilen sözlerden uygulamaya geçiş için yeni bir eşik olabilir mi?” sorusunu bilimsel ve politik gelişmeler ışığında değerlendirmektir. Bu amaçla Paris Antlaşması’nın 1.5 °C hedefinde gelinen nokta, Antalya’da görüşülmesi öngörülen başlıca konular, gıda ve su güvenliğinin merkezi önemi, iklim diplomasisinin yükümlülük ve sözlerden uygulamaya geçişte karşı karşıya olduğu yeni sınav ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini kalıcı bir iklim diplomasisi başarısına dönüştürmesinin koşulları neden–sonuç ilişkileri ve karşılıklı bağlantıları çerçevesinde analiz edilmektedir.
1. Paris Antlaşması’nın 1.5 °C Hedefinden Bugün Nereye Geldik?
Paris Antlaşması’nın temel sıcaklık hedefi, küresel ortalama yıllık sıcaklık artışını sanayi öncesi düzeylerine (1850 – 1900 normaline) kıyasla 2 °C’nin oldukça altında tutmak ve 1.5 °C küresel ısınma hedefi ile uyumlu bir iklim politikası izlemek için çaba göstermektir. Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: 1.5 °C, herhangi bir yılın küresel ortalama sıcaklığının sanayi öncesi düzeye göre 1.5 °C’yi aşmaması anlamına gelmez. Paris Antlaşması’nın uzun dönemli sıcaklık hedefi, insan kaynaklı uzun dönemli küresel ısınma düzeyiyle ilgilidir.
Şekil 1: Paris Antlaşması’nın 1.5 °C (küresel ısınma) hedefinden Antalya COP31’e: bilimsel gereklilikler, yükümlülük ve sözler, uygulama ve salım açığının ilişkisel şematik gösterimi.

Şekil 1, Paris Antlaşması’nın 1.5 °C küresel ısınma hedefi ile ülkelerin Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkıları (NDC’ler), mevcut politikalar ve öngörülen küresel ısınma arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Küresel sera gazı salımlarında Paris Antlaşması kapsamında ve 1.5 °C Küresel Isınma Özel Raporu’nda (IPCC, 2018) öngörülen azaltımlar neredeyse hiç gerçekleşmemiş olmasına karşın, önceki raporlarındaki kestirimlere kıyasla daha iyimser bir gelecek öngören UNEP’in (2025) son değerlendirmesine göre, tüm koşullu ve koşulsuz NDC’lerin tam ve zamanında uygulanması halinde yüzyıl sonu küresel ısınmanın yaklaşık 2.3–2.5 °C, mevcut politikaların sürmesi halinde ise yaklaşık 2.8 °C düzeyinde olması beklenmektedir. Bu fark, bilimsel hedef–yükümlülük ve sözler–uygulama–sonuç zincirindeki açığı görünür kılmaktadır. Şekil aynı zamanda 1.5 °C hedefinin yalnızca diplomatik bir eşik değil; hızlı, büyük ve kalıcı sera gazı salım azaltımlarını, yutakların geliştirilmesini ve artırılmasını, yükümlülüklerin (taahhütlerin) zamanında uygulanmasını, yeterli ve erişilebilir iklim finansmanını, iklim değişikliğine uyum ve direngenliği, şeffaflık, izleme, hesap verebilirlik ve uluslararası iş birliğini gerektiren bilimsel bir yön gösterici olduğunu vurgulamaktadır. 2024 yılında kaydedildiği gibi, 1.5 °C’nin geçici olarak aşılması olasılığı hedefin önemini ortadan kaldırmamakta; tersine her ek 0.1 °C küresel ısınmanın önlenmesini ve sıcaklık aşımının büyüklüğü ile süresinin sınırlandırılmasını daha önemli hale getirmektedir.
Şekil 1’den de açıkça görülebildiği gibi, bilimsel göstergeler, 1.5 °C hedefi ile uyumlu hareket alanının hızla daraldığını ortaya koyuyor. Ülkelerin bugünkü politikaları ile Paris Antlaşması’nın sıcaklık hedefleri arasında hâlâ önemli bir uygulama ve salım açığı bulunuyor. Bu nedenle her ek 0.1 °C küresel ısınmanın önlenmesi ve olası aşımın büyüklüğü ile süresinin sınırlandırılması kritik önem taşımaktadır.
2. İklim Diplomasisinin Yeni Sınavı: Yükümlülük ve Sözlerden Uygulamaya
Paris Antlaşması, ülkelerin NDC’ler aracılığıyla iklim politikalarını zaman içinde güçlendirmelerini ve kalıcı kılmalarını öngören dinamik bir sistem oluşturdu. Ancak temel sorun giderek daha açık hale geldi: ülkelerin açıkladıkları hedefler, yükümlülükler ve sözler ile bunları gerçekleştirmek üzere uyguladıkları politikalar arasında önemli bir açık var.
Dolayısıyla artık yalnızca “Kim (hangi Taraf ülke) NDC’lerinde ne kadar yükümlülük üstlendi ya da ne kadar söz verdi?” sorusu yeterli değildir. Asıl sorular şunlardır: “Kim, neyi, hangi tarihte, hangi politikayla, hangi finansmanla ve hangi ölçülebilir sonuçla gerçekleştiriyor?”
İklim değişikliği mücadelesi (insan kaynaklı sera gazı salımlarının azaltılmasını ve yutakların geliştirilip artırılmasını içerir), uyum, kayıp ve zararlar, iklim finansmanı, teknoloji geliştirme ve transferi, kapasite geliştirme ve adil dönüşüm aynı iklim politikası bütününün birbirini tamamlayan bileşenleri olarak ele alınmalıdır. Bu bütünlük, iklim direngen kalkınma yaklaşımının da özüdür: iklim değişikliği mücadelesi ve uyum birlikte uygulandığında, ödünleşimler gözetildiğinde ve finansman, teknoloji, kurumsal kapasite ile kapsayıcı yönetişim tarafından desteklendiğinde insan refahı, ekosistemler ve gezegensel sağlık açısından çoklu yararlar ve sinerjiler üretilebilir. Buna karşılık gecikme, artan her ısınma düzeyiyle birlikte uyum seçeneklerini daraltır, uyum sınırlarını daha görünür hale getirir ve kayıp ve zararları büyütür (Türkeş, 2022b; Türkeş, 2023).
3. Antalya’da Hangi Ana Konular Görüşülmeli?
Türkiye’nin Haziran 2026’da Bonn’da açıkladığı COP31 öncelikleri, Antalya’nın klasik müzakere başlıklarıyla sınırlı olmayan daha geniş bir iklim eylemi ve uygulama gündemine yöneldiğini gösteriyor. Sıfır atık ve metan salımlarının azaltılması; temiz enerji ve elektrifikasyon; gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım; yeşil sanayileşme; okyanuslar ve denizler; iklim direngen kentler; gençlerin karar süreçlerine etkin katılımı; iklim hedefleri ile kalkınma politikalarını bağlayan uygulama köprüsü; finansal mimari ve yatırımlar ile şeffaf ve adil ortaklıklar bu gündemin temel bileşenlerini oluşturuyor.
Şekil 2, Antalya COP31 gündeminde öne çıkan konuları birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, beş bütünleşik dönüşüm ekseni altında toplamaktadır: (1) iklim mücadelesi ve enerji dönüşümü; (2) uyum, kayıp ve zararlar ve iklim direngenliği; (3) iklim finansmanı ve adil dönüşüm; (4) gıda, su ve sürdürülebilir kalkınma; (5) yönetişim ve toplumsal katılım. Merkezdeki “iş birliği–uygulama–finansman” üçlüsü, bu alanların karşılıklı bağımlılığını; “söz → finansman → uygulama → ölçülebilir sonuç” zinciri ise COP31’in bir uygulama COP’u olabilmesi için diplomatik kararların somut politika, yatırım ve toplumsal dönüşüme çevrilmesi gerektiğini göstermektedir.
Çerçeve; yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, enerji verimliliği, metan salımlarının azaltılması, fosil yakıtlardan (yenilenebilir enerjiye, yeşil teknolojiye, vb.) adil geçiş, kayıp ve zararlar, erken uyarı, iklim direngen kentler, gıda ve su güvenliği, iklim direngen sürdürülebilir tarım, küçük üreticiler, sıfır atık, döngüsel ekonomi, bilim, gençler, yerel yönetimler, sosyal devlet, sivil toplum, özel sektör, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi birbirini tamamlayan politika alanlarını bütünleştirmektedir.
Şekil 2: Antalya COP31’de görüşmelerden (müzakerelerden) uygulamaya geçiş için dikkate alınması gereken beş bütünleşik dönüşüm ekseninin (iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınma) karşılaştırmalı ilişkisel gösterimi.

4. Gıda ve Su Güvenliği Neden Merkezi Konulardan Biri Olmalı?
Gıda güvenliği COP31’in diğer başlıklarından bağımsız bir sektör konusu değildir. İklim değişikliği; kuraklık, sıcak hava dalgaları, su stresi, tarımsal verim kayıpları, arazi bozulumu/çölleşme, aşırı hava ve iklim olayları ve afetleri aracılığıyla gıda sistemlerini doğrudan etkiliyor. Sonuçlar üretim kadar gıda fiyatlarında, gıda güvenliğinde, ticarette, kırsal yaşamda, yoksullukta ve toplumsal refahta da çeşitli ve şiddetli olumsuzluklar (toplumsal zıtlıklar, eşitsizlikler, huzursuzluklar, vb.) şeklinde ortaya çıkıyor.
Bu yüzden, tarım ve gıda sistemlerine yönelik uyum finansmanı artırılmalı; küçük üreticilerin kaynaklara doğrudan erişimi güçlendirilmelidir. NDC’ler ve Ulusal Uyum Planları içinde gıda güvenliği, su yönetimi, tarımsal kuraklık ve kırsal geçim göstergeleri açık biçimde yer almalıdır. Kurak ve yarı kurak bölgelerde havza temelli su yönetimi, su-verimli tarım, toprak nemi ve organik maddesinin korunması ve artırılması, tuzlanmayla mücadele, arazi bozulumunun dengelenmesi ve önlenmesi, geleneksel ve agroekolojik uygulamalar önemlidir. Temel yaklaşım çoklu kriz yaklaşımıdır: iklim ↔ su ↔ tarım ↔ gıda ↔ ticaret ↔ kırsal yaşam ↔ toplumsal refah. Burada yalnızca üretim miktarını değil, gıdanın varlığı, erişilebilirliği, kullanımı ve sürekliliğini birlikte gözeten bir güvenlik anlayışı gereklidir. İklimsel risklerin enerji ve gübre maliyetleri, tedarik zincirleri, ticaret koşulları ve gelir eşitsizlikleriyle birleşmesi, tarım ve gıda sistemlerini aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik etkilenebilirliklerin yoğunlaştığı stratejik bir alana dönüştürmektedir. Bu nedenle sosyal koruma, küçük üretici destekleri, araştırma-geliştirme, erken uyarı, su verimliliği, doğal kaynak yönetimi ve adil-öngörülebilir ticaret mekanizmaları uyum politikasının birbirini tamamlayan parçaları olarak düşünülmelidir (Türkeş, 2026).
5. Türkiye İçin COP31: Ev Sahipliğinin Ötesinde Bir İklim Diplomasisi
COP31’in Türkiye’de yapılması önemli bir diplomatik fırsattır. Ancak gerçek başarı, konferansın lojistik ve diplomatik olarak iyi yönetilmesinden çok, küresel iklim politikasının çözülemeyen konularında sonuç üretmeye katkı sağlayabilmesiyle ölçülmelidir.
Türkiye açısından uygun koşullu uluslararası iklim finansmanına erişimin geliştirilmesi, temiz enerji ve karbonsuzlaşma teknolojilerinin transferi ve ortak üretimi, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması ve iklim direngen kentler ile altyapılar için uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi önemli kazanımlar olabilir. Aynı zamanda Türkiye’nin 2035 NDC’sinin daha güçlü ve ölçülebilir mutlak sera gazı salım azaltım hedefleriyle geliştirilmesi; kömürden çıkış ve fosil yakıtlardan adil dönüşüm için açık bir yol haritası oluşturulması; iklim mevzuatının iklim mücadelesi, uyum, adil dönüşüm, yeşil ve iklim direngen sürdürülebilir ve kamucu bir kalkınma ile kayıp ve zarar boyutlarını bütünleştirmesi önemlidir. Ev sahipliğinin kalıcı değeri, bu kazanımların yalnızca ulusal politika belgelerinde kalmaması; bilimsel, yerel ve uygulayıcı bilgi biçimlerini bir araya getiren, yerel yönetimleri ve toplumsal aktörleri karar süreçlerine katan ve özellikle etkilenebilir kesimlerin finansman ile temel kaynaklara erişimini güçlendiren kurumsal düzeneklere dönüşmesine bağlıdır (Türkeş, 2022a, 2022b).
Şekil 3: Başarılı bir Antalya COP31 için ‘Söz ve Yükümlülüklerden Uygulamaya, Uygulamadan İklim Hedeflerine ve Başarıya’ uzanan sonuç zinciri.

6. COP31 Hangi Koşullarda Başarılı Sayılabilir?
Şekil 3, Antalya COP31’in başarısının yalnızca yeni kararlar ya da açıklanan sözlerle değil, bunların ölçülebilir iklim mücadelesi, uyum ve sürdürülebilir kalkınma sonuçlarına dönüşmesiyle değerlendirilmesi gerektiğini gösteren bir sonuç zinciri sunmaktadır. Zincir; (1) 1.5 °C hedefiyle uyumlu salım azaltım yükümlülüklerinin kuvvetlendirilmesi ve NDC’lerin güçlendirilmesi, (2) politika, mevzuat, teknoloji, kurumsal kapasite, yatırım, izleme, raporlama ve doğrulama araçlarının geliştirilmesi, (3) iklim finansmanının ölçeği, niteliği, adaleti ve erişilebilirliğinin güçlendirilmesi, (4) uyum, kayıp ve zararlar ile iklim direngenliğinin kentler, altyapılar, ekosistemler, su ve gıda güvenliği ve erken uyarı sistemleri üzerinden artırılması, (5) yerel yönetimler, bilim dünyası, gençler, sivil toplum, emek sendikaları, özel sektör ve diğer paydaşların çok aktörlü seferberliği ve (6) daha düşük sera gazı salımları, daha düşük etkilenebilirlik ve iklim riski, daha yüksek uyum kapasitesi, daha direngen toplumlar ve daha adil sürdürülebilir kalkınma gibi ölçülebilir sonuçlara ulaşılması aşamalarını içermektedir. Bilim, adalet, hakkaniyet, dayanışma, şeffaflık ve hesap verebilirlik bütün zinciri birleştiren ortak ilkelerdir. Bu sonuç zincirinin işlemesi, yalnızca teknik kapasiteye değil, farklı etkilenebilirlikleri dikkate alan adil ve kapsayıcı yönetişime de bağlıdır. Bilimsel bilgi ile yerel ve uygulayıcı bilginin buluşturulması, kararların farklı coğrafi ve toplumsal koşullara uyarlanması ve en etkilenebilir grupların anlamlı katılımının sağlanması, iklim direngen kalkınmanın uygulanabilirliğini ve meşruiyetini güçlendirir (Türkeş, 2022b).
Sonuç olarak, Antalya COP31’in başarısı konferans sonunda yayımlanan kararların sayısıyla ya da uzunluğuyla değil, küresel iklim değişikliği mücadelesi ve iklim eylemini ne ölçüde güçlendirip hızlandırdığıyla değerlendirilmelidir. Bilimsel temel daha güçlü yükümlülük ve sözlere; bunlar finansman, teknoloji, kapasite, mevzuat ve yatırımla uygulamaya; uygulama ise enerji, sanayi, kentler, gıda-su sistemleri ve ekosistemlerde adil, kamucu ve kapsayıcı bir dönüşüme bağlanmalıdır (Şekil 3).
7. Sonuç: Antalya’dan Dünya’ya Hangi Mesaj Çıkmalı?
Dünya artık iklim değişikliğinin gelecekte ortaya çıkabilecek soyut bir çevre sorunu olduğunu tartışmıyor. Sıcak hava dalgaları, aşırı yağışlara bağlı seller ve taşkınlar, kuraklık, su stresi, tarımsal üretim ve rekolte kayıpları, gıda güvensizliği, deniz seviyesi yükselmesi, kıyısal taşkınlar ve büyük orman yangınları, iklim değişikliğinin sonuçlarını bugünün kalkınma, ekonomi, sağlık ve güvenlik sorunlarına dönüştürüyor. Bu etkiler birbirinden bağımsız değildir; bileşik ve zincirleme riskler yoluyla sektörler ve bölgeler arasında yayılabilir. Özellikle Akdeniz Havzası gibi etkilenebilirliği yüksek coğrafyalarda iklim, su, tarım, gıda, enerji, ekosistemler ve toplumsal refah arasındaki bağların birlikte ele alınması, iklim direngen ve sürdürülebilir kalkınmanın temel koşullarından biridir (Türkeş, 2023; Türkeş, 2026).
Antalya’dan çıkması gereken temel mesaj yeni bir slogan ya da yeni bir sözler listesi olmamalıdır: bilimin gösterdiği doğrultuda daha güçlü yükümlülükler ve bunları gerçekleştirecek yeterli, erişilebilir ve adil finansman; bilim ve teknoloji desteği; adil ve kapsayıcı politikalar ve hepsinden önemlisi gerçek, izlenebilir ve ölçülebilir uygulama.
Türkiye COP31 sonrasında Akdeniz, Orta Doğu, Balkanlar ve Orta Asya’yı kapsayabilecek bir “İklim Direngen Gıda ve Su Güvenliği Girişimi” gibi kalıcı bir miras bırakabilir. Sonuçta başarının gerçek ölçüsü, alınan kararların başta karbondioksit olmak üzere atmosfere salınan insan kaynaklı sera gazı salımlarını ve onların atmosferdeki birikimlerini (konsantrasyon), toplumların ve ekosistemlerin etkilenebilirliğini ve iklim risklerini ne ölçüde azaltabildiği; uyum kapasitesini ve iklim direngen sürdürülebilir kalkınmayı ne ölçüde güçlendirebildiği olacaktır. Böyle bir miras, COP31’i tek seferlik bir diplomatik etkinlik olmaktan çıkararak; uyum, iklim değişikliği mücadelesi ve sürdürülebilir kalkınmayı aynı uygulama zemini üzerinde buluşturan bölgesel bir iş birliği çerçevesine dönüştürebilir. Önceki değerlendirmelerde vurgulandığı gibi, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için fırsat penceresi hızla daralmaktadır; bu nedenle gecikmenin maliyeti yalnızca daha yüksek salımlar değil, daha sınırlı uyum seçenekleri, daha büyük kayıp ve zararlar ve derinleşen toplumsal/sınıfsal eşitsizlikler olacaktır (Türkeş, 2022b; Türkeş, 2023).
Referanslar
Food and Agriculture Organization of the United Nations. (2022). FAO strategy on climate change 2022–2031. https://www.fao.org
Intergovernmental Panel on Climate Change. (2018). Global warming of 1.5°C: An IPCC special report on the impacts of global warming of 1.5°C above pre-industrial levels. https://www.ipcc.ch/sr15/
Intergovernmental Panel on Climate Change. (2022). Climate change 2022: Impacts, adaptation and vulnerability. Contribution of Working Group II to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/9781009325844
Intergovernmental Panel on Climate Change. (2023). Climate change 2023: Synthesis report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change. IPCC. https://doi.org/10.59327/IPCC/AR6-9789291691647
Strategy Dergisi. (2026, Ağustos). Küresel iklim gündeminin yeni durağı Antalya olacak: Antalya will be the next stop on the global climate agenda. Strategy Dergisi, 34.
Türkeş, M. (2022a). İklim diplomasisi ve iklim değişikliğinin ekonomi politiği. Bilim ve Ütopya, 332, 31–45.
Türkeş, M. (2022b). Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yeni yayımlanan İklim değişikliğinin etkileri, uyum ve etkilenebilirlik raporu bize neler söylüyor? Dirençlilik Dergisi, 6(1), 197–207. https://doi.org/10.32569/resilience.1098946
Türkeş, M. (2023). İklim değişikliği savaşımı/uyumda sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir gelişmenin rolü. Tarım Gündem, 75, 22–27.
Türkeş, M. (2026). Küresel gelişmelerin, iklim krizinin ve uluslararası ticaret politikalarının tarımsal üretim, gıda güvenliği, kırsal yaşam ve üretim planlaması üzerindeki etkileri: Küresel ve Türkiye bağlamında bilimsel bir değerlendirme. İktisat ve Toplum, 189, 21–30.
United Nations Environment Programme. (2025). Emissions gap report 2025: Off target. UNEP.
United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026, June 9). COP31 Presidency announces new targets on global electrification, cutting waste, resilient cities; press conference transcript. UNFCCC.
Beğenebileceklerin
-
COP 31 ve HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ Çalışmaları Sürüyor !
-
Deniz seviyesinin yükselmesi daha fazla insanı risk altına sokabilir.
-
Toprak Sağlığı İklim Değişikliğinin İlacı
-
Davos’ta çevresel riskler küresel ekonomiyle birlikte ele alındı
-
Aşırı Hava Olayları En Önemli Beş Acil Risk Arasında
-
İklim değişikli Türkiye tablosu: İklim değişir, Akdeniz olur
