Connect with us

su güvenliği

Su’yun Küresel Piyasa Yolculuğu Nereye Doğru? 

Yayınlandı

on

“Barış ve istikrar için su” kavramının geçerlilik kazanabilmesi için öncelik hedef insanların sağlıklı suya ve yeterli gıdaya ulaşması olmalıdır. Ancak dünyada halen 2,2 milyar insan yani nüfusun yaklaşık %27’si hala güvenli bir şekilde içme suyuna erişememektedir.

Talebi sürekli ve yaşamsal öneme sahip olan suyun, korunması, adil şekilde dağıtılması ve sürdürülebilir olarak temini tüm doğal çevre ve  canlılar için çok önemlidir. Ayrıca su, birçok sektörün üretim girdisi olduğundan  küresel ticari sistemin devamı için de büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle de uluslararası sistemi yönlendiren aktörlerin de ticari olarak sürekli ilgi alanı içinde yer almaktadır. 

Suyun küresel sorun haline gelmesindeki en önemli faktörler özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan hızlı nüfus artışı, kentlere göç, kirlenme, iklim değişikliği ile  su kaynaklarının iyi yönetilmemesi olmuştur. Su üzerine 1990’larda geliştirilen küresel politikalar da çözüm yerine küresel ölçekte yoksulların suya ulaşımını engelleyen sonuçlar doğurmuştur.  

Su, 1990’li yıllara kadar genel olarak  ortak kamusal bir kaynak ve su hizmeti de bir  kamu hizmeti olarak kabul görmüştür. Ancak 1990‘lı yıllardan sonra su hizmetlerinin  özelleştirilerek daha fazla  kişiye ulaştırılacağını, daha verimli yönetileceğini ve daha iyi korunacağı ileri sürülmüştür. Küresel aktörler devreye girmiş ve  1992’de Dublin’de düzenlenen BM Konferansı’nda suyun “ekonomik değer” taşıdığı ve “ekonomik bir mal” olarak tanınması gerektiği ifade edilmiştir. Böylece su ekonomik bir mal olarak kabul edilmiş ve  su hizmetleri yönetimi için  ulusötesi şirketlerin kıyasıya rekabet ettikleri bir pazar oluşmuştur. 

Dünyanın  prestijli dergilerinde su’da 1 trilyon dolarlık bir pazar olduğu yer aldıktan sonra  dünya su hizmetleri  piyasası, Alman RWE, Suez ve Vivendi gibi dev tekeller tarafından kontrol edilmeye başlanmıştır. Bu politikalar  suyun kamusal ortak bir kaynak olması ve kamu hizmeti olarak verilmesi anlayışı yerine ticari bir meta olarak alınıp satılabilmesini öne çıkartmış ve  Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü, Birleşmiş Milletler ve Dünya Su Konseyi gibi uluslararası kuruluşlar tarafından desteklenmiştir.Özellikle Dünya Bankası’nın  azgelişmiş ülkelere su altyapısı ile ilgili vereceği kredileri özelleştirme yapılması şartına bağlaması bu süreci ivmelendirmiştir.

Özelleştirme Politikaları 

Özellikle azgelişmiş ülkelerde başlayan su hizmetleri özelleştirme politikaları Arjantin (1993), Bolivya (1999), İrlanda(2016), Şili, Uruguay, Gana gibi birçok  ülkede uygulanmaya çalışılmıştır.  Ancak bu politikaya karşı başlatılan  büyük toplumsal protestolar nedeniyle tam başarılı olamamıştır. Ülkemizde de 1990’lı yıllarda birkaç kentimizde denenen bu politikalar  uluslararası tahkimle sonuçlanmıştır. 

Özelleştirme uygulamaları su yönetiminin sosyal boyutunu ekonomik çıkarlara tercih ederek suya ulaşma sorununu arttırmıştır. Güçlü küresel aktörlerin suyun özelleştirilmesi uygulamalarını desteklemesi sonucunda özellikle Güney Yarımkürede ve  azgelişmiş ülkelerdeki özelleştirme örnekleri artmıştır. Bu ülkelerde su bedelleri artmış hizmet kalitesi düşmüş, yoksul kesimlerin suya ulaşımında büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. 

Dünya Bankası verilerine göre 1991-2014 yılları arasında ulusötesi şirketler 65 ülkede toplam yatırım maliyeti 75 milyar $ olan 850 su temini ve çevre sağlığı projesine girmiştir. Ancak bu projelerin 63 adedi (proje maliyeti 21 milyar $) yaşanan toplumsal ve sosyal  sorunlar nedeniyle  iptal edilmiştir.

20. yüzyıldan 21. yüzyıla girerken  su sorunları konusunda bu yüzyıla ne kaldı sorunun cevabını;  sularının büyük bölümü ülke dışından gelen ülkelerin arttığı, özellikle azgelişmiş ülkelerde nüfusun ve suya ulaşım sorunlarının hızla arttığı, kırsal nüfusu kentlere akın eden, su ve toprak kaynaklarını kirletmiş, ekolojik dengesi bozulmuş, iklim değişikliği etkileri ve olağanüstü meteorolojik olayları artmış su enerji gıda ve çevre güvenliği gibi yeni güvenlik kavramları oluşturmuş kuzey güney eşitsizliği artmış  bir dünya kaldı şeklinde verebiliriz. Özetle 21. Yüzyılın son çeyreğinde su ticarileşmiş, uluslararasılaşmış ve siyasallaşmıştır.

Sonuç olarak 21. Yüzyılda küresel aktörlerin su hizmetleri özelleştirme politikası istenilen sonuca ulaşamamış ama neoliberal politikalar dünyanın su ve toprak kaynaklarını kirletmeye ve talanı sürdürmeye devam etmektedir. Ayrıca küresel strateji merkezlerinin su kaynaklarının kontrolü üzerinden hegemonya planları da artmıştır.

Suyun  artan stratejik önemi 

Uluslararası sistemin kurumlarının etkisindeki azalma, su üzerine artan baskılar ve iklim değişikliği etkisi, su,enerji,gıda ve çevre güvenliği bağlantısının artması  ülkelerin suyu tekrar güvenlikleştirme politikaları içinde değerlendirmesini artırmıştır. Bu nedenle özellikle fiziki su sıkıntısı yaşanan bölgelerde  suyun barış ve istikrar için kullanılması konusunda ise umut verici gelişmeler yoktur. Çünkü 310 sınıraşan nehir havzasının yarısından fazlasında hiçbir işbirliği çerçeve  anlaşması bulunmamaktadır. Anlaşma bulunan havzalarda ise daha çok  ikili anlaşmalar yapılmıştır. Çoğunda üç yada daha fazla ülkenin yer aldığı 106 nehir havzasında ise  henüz sadece  5 anlaşma çok taraflı olarak imzalanmış, Sadece 84 havzada ortak havza yönetim yapıları bulunmaktadır. Dünyada sınıraşan su paylaşan toplam ülke sayısı 153’tür. 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde Sınıraşan Su Yönetimi 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri içinde 6.5 hedefi “2030 yılına kadar, uygun olduğu durumlarda sınıraşan işbirliği dahil olmak üzere, her düzeyde entegre su kaynakları yönetimini” uygulamayı kapsamaktadır. Bu kapsamda 6.5.2. hedefi ise  Sınıraşan su havzalarında ülkeler arasında  işleyen işbirliği mekanizmalarının varlığı ve diğer işbirliklerini araştırmaktadır. 

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda yapılan çalışmaların ilgili raporlarına göre Dünyanın sadece 26 ülkesi su işbirliği konusunda yeterli sayılabilecek  adımları atmış durumdadır. 43 ülke ise işbirliği oluşturma çabası göstermektedir. Dünyanın büyük bölümünde sınıraşan sular hâlâ tam işbirliği altında değildir.

Ayrıca “barış ve istikrar  için su”  kavramının geçerlilik kazanabilmesi için öncelik hedef insanların sağlıklı suya ve yeterli gıdaya ulaşması olmalıdır. Ancak  dünyada halen 2,2 milyar insan yani nüfusun  yaklaşık %27’si  hala güvenli bir şekilde içme suyuna erişememektedir.

Su, küresel barışa ve istikrara en büyük katkıyı neoliberal politikaların kar hırsı dışına çıkartıldığında ve bazı bölgelerde karışıklık yaratacak stratejik bir kaynak olarak kullanılmadığında  hizmet edebilir. Bunun dışındaki çözüm arayışları suyun neoliberal küresel politikalar tarafından  bir kar ve hegemonyan oluşturma  aracı olarak kullanılmasına hizmet edecektir. Çünkü suya ulaşma ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı hukuki olarak kabul edilse bile politik olarak tercih edilip  sosyal devlet anlayışı içinde uygulanmadığında sonuçsuz kalmaktadır.  

Su Hizmetinde Kamu Politikaları Zayıflayabilir

Su, insanlar için yaşamsal öneme sahip olan, ikame edilemeyen, talebi sürekli ve kaynakları bölgelere göre sınırlı olan doğal bir varlıktır. Bu nedenle suyun bir insan-canlı  hakkı olarak kabul edilmesi gerekir. Suya erişimin piyasa koşullarına bırakılması bu sebeple mümkün değildir. Suyun korunabilmesi için hukuki olarak güvence altına alınması gerekmektedir. Uluslararası kuruluşlarda su hakkının vurgulu bir şekilde ele alınması ve sonuç bildirilerine yansıması sadece tavsiye niteliğindedir ve bu tavsiyenin bir yaptırım gücüne dönüşme olasılığı çok düşüktür. Bunun yanı sıra ve uluslararası kuruluşların etki alanlarındaki zayıflama su hakkı konusunu geriletebilir. Bu nedenlerle su hakkının bir  ulusal hukuk kuralı ve anayasa maddesi olarak belirtilmesi önemli hale gelmiştir. Ancak kamu yönetimi bugünden başlayarak gerekli politikaları uygulamaya koymazsa su üzerine artan baskılar yasalarda su hakkının da yetersiz kalması sonucunu doğurabilecektir. 

Dünya, uluslararası kuruluşların etkinliği, uluslararası ilişkiler, iklim, yeni ticaret ve para politikaları, dijitalleşme gibi birçok alanda bir değişim dönemi içinde bulunmaktadır. 

Küresel değişim dönemlerinde su kaynaklarının uzun vadeli yönetimi bulunduğumuz dönem itibariyle kamu politikası yönünden en önemli zorluklardan birini oluşturmaktadır. Küresel su piyasasının yıllık yaklaşık 400 milyar dolar civarında olan büyüklüğünün 2050 yılına kadar hızla artacağı öngörülmektedir. Özellikle deniz suyu arıtma, atık suyun geri kullanımı, ileri  içme suyu ve atıksu arıtma teknolojileri, akıllı su sistemleri ve su güvenliği için gerekli altyapı  alanlarında büyüme hızlanmaktadır.  2050 yılında dünya nüfusunun üçte ikisinin  kentlerde yaşamaya başlayacağı tahmin edilmektedir. Bugün %55 olan bu oran artacaktır.  Kentler büyüdükçe uzak havzalardan su transferi, deniz suyu arıtımı,  atıksu geri kullanımı,  akıllı su sistemleri pazarı ekonomik ve  stratejik hale gelecektir. Bu nedenle 2050’nin en kritik meselelerinden biri: “Kentleşmenin su güvenliğiyle birlikte yönetilmesi” olacaktır.

Önümüzdeki 25 yıl içinde kentlerde su hizmetleri yönetiminde kamu veya özelleştirmeci politikalardan hangisinin etkin olacağı  suyun temini ve arıtılması için sağlanacak olan finansman politikalarına doğrudan bağlı olacaktır. Suyun yakın gelecekte de  kamu hizmeti anlayışı ile yönetilmesinin devam etmesi için su yönetiminde yasal ve kurumsal olarak radikal düzenleme ihtiyacı vardır. Bu kapsamda kamu idaresi su yönetimi önce altyapıdaki kayıp ve kaçaklarını azaltmak, dijital dönüşüme geçerek denetimi ve verimliliği artırmak, su riskini yönetmek için kurumsal kapasitesini geliştirmek, su’da arz ve talebi birlikte yönetim anlayışına geçmek ve su’da  uyarlanabilir (adaptive ) yönetim ve doğa tabanlı yönetimi yaygınlaştırmak ,toplumun suyu daha verimli kullanmasına yönelik politikalara ağırlık vermek zorundadır. Gelecek 25 yılda su üzerine stratejik, meteorolojik, klimatolojik, ekonomik ve sosyal baskıların aratacağı bir dönem yaşanacaktır. Bu risklerin kamu idaresi tarafından yönetilmesi ve suyun  kamu hizmeti olarak temini özellikle finansman temini açısından daha zor hale gelecektir. Bu da özellikle kentlerde su hizmetlerinin kamu hizmeti olarak verilmesi anlayışını zayıflatabilecektir. 

Okumaya devam et
Yorum atmak için tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016 Su Politikaları Derneği Tüm Hakları Saklıdır.