Yayınlandı
4 saat önceon
Yazar
admin
“Türkiye’de Nehir Havza Planlaması ve Yönetimi”
2 Mayıs 2026
Su Politikaları Derneği’ tarafından Araştırma Dizisi Sekizinci rapor olarak yayınlanan çalışma SPD Başkanı Dursun Yıldız ve Başkan Yardımcısı Dr. Hasan Hüseyin Doğan tarafından gerçekleştirildi.
Raporun ilk sayfalarındaki özet bölümünde aşağıdaki açıklama yer alıyor;.
Özet
Hızlı kentleşme, nüfus artışı ve ekonomik etkenler nedeniyle, dünyanın dört bir yanındaki megalopolis (Büyükkentsel bölge) ya da mega kentler, küresel kentler, dünya kenti, metropoller, su kıtlığı, su kaynaklarının bozulması ve sel gibi suyla ilgili kimi riskler artan su sorunlarıyla karşı karşıyadır. Bugün dünya üzerinde nüfusu bir milyonu aşan yaklaşık 500 dolaylarında kent vardır. İklim değişikliği, zaten zor durumda olan metropolis (Büyükkent) su yönetimlerini ek baskılarla zorlamaktadır.
Nehir havzası yönetimi ve kentsel su yönetimi üzerine önemli araştırmalar olmasına karşın, bütünsel nehir havzası yönetimi ve bütünleşik metropol su yönetimi ilişkisi üzerine neredeyse hiç araştırma bulunmamaktadır. Benzer şekilde, kentsel sular genellikle nehir havzalarından kaynaklanıp tekrar nehir havzalarına döndüğü için, bu iki yönetim alanını açıkça birbirine bağlayan literatürün azlığı şaşırtıcıdır. Bu nedenle, bu yazanakta rapor), havza yönetim planlarının plan hiyerarşisindeki yeri,üst ölçekli planlarla, imar planlarıyla ve su master planlarıyla uyumu, megakentlerle ilgili olarak, “Bütünleşik Su Kaynakları/Nehir Havzası Yönetimi ve Metropol/Kentsel Su Yönetimi“ kavramları arasındaki örtüşmeleri ya da boşlukları araştırdık. Bir diğer deyişle havza yönetim planlarının bölge planları ve çevre düzeni planları, alt ve üst ölçekli tüm planlarla olan ilişkisi ile metropollerin su yönetimi ve bütünleşik nehir havza yönetimi arasındaki ölçeksel uyumsuzluk sorunu bu raporda değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Yapılan araştırmalar bütünleşik kentsel su yönetiminin giderek bütünleşik su kaynakları yönetiminden bazı ilkeler ve söylemler benimsediğini, ancak bunun henüz sahada önemli değişikliklere dönüşmediğini ortaya koymaktadır. Kentsel su yönetimi hala sıklıkla nehir havzası sorunlarından bağımsız olarak gerçekleşmektedir. Nehir havzası yönetimi ile özellikle metropollerde ve mega kentlerde sürdürülebilir/bütünleşik kentsel su yönetimi arasında tutarlılık sağlamanın zor olduğu görülmektedir. Bunun en temel nedeni olarak kentsel su yönetiminin birden çok siyasi-idari birimden oluşması ileri sürülmektedir.
Dünya da ve ülkemizde nüfusları hızla artmakta olan metropollerde kentsel su yönetimi ve nehir havzası yönetimi arasında en yüksek derecede uyumun sağlanabilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bütünleşik Su Kaynakları Yönetimi ile Bütünleşik Nehir Havzası Yönetimi ve Bütünleşik Kentsel Su Yönetimi ile Kentsel Su Yönetimi arasında yakın ilişki olmasına karşın ölçeksel düzeyde uyumsuzluk sürmektedir. Buna karşın Metropollerin karmaşıklığı su yönetimi literatüründe ele alınarak yeterince incelenmemiştir. Nehir havzası su yönetimi ve kentsel su yönetimi üzerine yapılan literatür taramasında bu eksiklik açıkça görülmektedir. Nüfusun hızla metropollere yığılmakta oluşu bu konunun daha detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmesini gerekli kılmaktadır. Sonuç olarak nehir havzası yönetimi ile metropol/megakent su yönetimi arasındaki ölçeksel uyumsuzluğun, akademik ve politik olarak daha fazla ilgiye ve çalışmalara ihtiyacı olduğu belirlenmiştir.
Havza ölçeğinde bütünleşik su kaynakları yönetiminin kentsel su yönetimi arasındaki uyumsuzluğun ötesinde Bütünleşik Nehir Havzasında artan yönetim sorunları da su yönetiminin önemli konuları arasına girmiştir. 2000 yılında şekillendiren ve nehir havzası ölçeğinde katılımcı,şeffaf,hesapverilebilir bütünleşik yönetimi hedefleyen AB Su Çerçeve Direktifinin, katılımcılık ve kirlilik başta olmak üzere bazı konularda beklenen sonuçları vermediği görülmüştür. Bu nedenle AB Su Çerçeve direktifinde kapsamlı revizyon çalışmaları sürdürülmektedir.
Son çeyrek yüzyılda bile su üzerine baskılar hızla çeşitlenmiş ve artmıştır. Artan belirsizlik ve değişkenlik altında suyu yönetmek için esnek, öğrenen ve sürekli güncellenen bir yönetim yaklaşımına, uyarlanabilir su yönetimine (adaptive water management) geçilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Entegre Su Kaynakları Yönetimi’nden Uyarlanabilir Su Yönetimi’ne (Adaptive Water Management) geçiş bir “tercih” değil, zorunlu bir evrim olarak değerlendirilmektedir. Bu raporun yazarlarından su politikaları uzmanı Dursun Yıldız bu evrimi bundan 10 yıl önce yazdığı makalesinde açıkça ortaya koymuştur. Bu makale bu raporumuzun ekinde sunulmuştur. Sistemin doğasının değişmesi ile belirsizliğin ve su üzerine baskıların artması, planlama, karar alma ve uygulama sonuçları arasındaki makasın da açılması sonucunu doğurmuştur. Bu durum daha hızlı ve güncel kararlar alabilecek daha esnek bir yönetim anlayışına olan ihtiyacı da artırmıştır.
Bütünleşik su kaynakları yönetimi kapsamında genellikle sınırlı veri ile yapılan ve kaba varsayımlara dayanan planların yerine sürekli veri ile kendini güncelleyen bir sistem ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda planlama ve yönetim anlayışı değişmeye başlamıştır. Bir diğer deyişle son dönemde en iyi çözümü bulmya çalışan (optimal solution) bütünleşik su kaynakları yönetimi yerine geri besleme mekanizmaları kuran, paydaş katılımını daha dinamik hale getiren (Policy learning) politika öğrenmesi oluşturan uyarlanabilir (adaptive) su yönetimi sistemi öne çıkmaya başlamıştır.
Havza ölçeğinde sistemi entegre etmeye çalışan statik ve çok kapsamlı bir kurallar bütünü halindeki entegre su kaynakları yönetimi (IWRM) anlayışı yerini daha dinamik ve esnek uyarlanabilir bir yönetime bırakmaktadır. Bu yönetim belirsizlik ve değişkenlik altında suyu yönetmek için esnek, öğrenen ve sürekli güncellenen bir yönetim yaklaşımıdır. Su yönetimindeki bu zorunlu evrim havza ölçeğinde esnek olabilme, hızlı karar alabilme ve plan yapıp izleyip öğrenip, güncelleyip daha üst bir aşamada uygulayabilme yeteneğine sahip çok etkin bir kurumsal yapı ihtiyacını da ortaya çıkartmıştır.
Bu gelişmeler, havza ölçeğinde bütünleşik su yönetimine yasal ve kurumsal olarak geçiş sürecinde olan ülkemiz tarafından dikkatle incelenmelidir. Bu kapsamda nehir havzası ölçeğinde etkin,esnek ve katılımcılığa açık bir kurumsal yönetim yapısı için DSİ Bölge Müdürlüklerinin yeniden yapılandırılması esas alınmalıdır.
Hazırladığımız bu raporda, AB’de ve diğer gelişmiş ülkelerde su yönetimi anlayışındaki değişikliği, ülkemizde hazırlanan havza yönetim planların uygulanmasında ortaya çıkabilecek hukuki ve idari sorunları, nehir havza yönetim planlarının hukuki niteliği ve bağlayıcılığını, mega kentlerin sürdürülebilir su yönetimi ile havza ölçeğindeki su yönetimi arasında ortaya çıkacak ölçeksel düzeydeki uyumsuzluğu, yeni yayınlanan ulusal su planına (2026-2035) yönelik değerlendirmelerimizi sunmaya çalıştık.
Rapordaki değerlendirme ve önerilerimizin su yasası taslağı yasalaşmadan önce taslakta yapılacak düzenlemelerde dikkate alınmasının su kaynaklarımızın yönetimi ve ülkemizin geleceği açısından yararlı olacağı düşüncesini taşıyoruz.
Saygılarımızla
Dursun YILDIZ Dr. Hasan Hüseyin DOĞAN
Su Politikaları Derneği Başkanı Su Politikaları Derneği İkinci Başkanı

Sistem değişiyor: Bölgesel Kalkınma Ön Plana Çıkarılacak
Türkiye’de Bölge Planlaması ve Nehir Havzası Yönetimi
Planlamayı başaramıyorsanız, başarısızlığı planlıyorsunuz demektir.
Türkiye’de Bölge Planlaması ve Nehir Havzası Yönetimi.Dr. Hasan Hüseyin Doğan ve Dursun Yıldız’ın yeni kitabı çıktı!
Prof.Alp: Suyu havza ölçeğinde doğru planlama ile yönetmeliyiz