BM’nin raporları,dünyanın iklim adaleti ve herkes için temiz su amacının çok uzağında olduğunu gösteriyor
Dursun Yıldız
Su Politikaları Derneği (SPD) Başkanı
5 Ekim 2026
Dünya, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e hazırlanırken, iklim değişikliğiyle mücadelede verilen sözlerle sahadaki gerçekler arasındaki mesafe giderek daha görünür hale gelmektedir. COP31’in Türkiye’de yapılması, iklim politikalarının su güvenliği ve sosyal adalet boyutunun daha güçlü biçimde gündeme taşınması için önemli bir fırsattır.
İklim krizi aynı zamanda bir adalet ve su krizidir
iklim adaleti, iklim değişikliğinin yalnızca sıcaklık ve emisyonlarla ilgili olmadığını; maliyetlerin ve risklerin toplumlar arasında nasıl dağıldığının da temel bir politika sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.
İklim krizine tarihsel katkısı en düşük olan düşük gelirli ülkeler, kırılgan topluluklar ve yoksul kesimler; kuraklık, taşkın, gıda güvensizliği, su kıtlığı ve sağlıklı suya erişim sorunlarından çoğu zaman orantısız biçimde etkilenmektedir.
Üstelik dünya hâlâ Paris Agreement (Paris Anlaşması) hedefleriyle uyumlu bir rotada değildir. UNEP’in Emissions Gap Report 2025 değerlendirmesine göre mevcut politikalar yüzyıl boyunca yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınmaya işaret etmektedir. Mevcut NDCs (Ulusal Katkı Beyanları) tamamen uygulansa dahi öngörülen sıcaklık artışı 2,3–2,5°C düzeyindedir.
Herkes için temiz ve güvenli su hedefinin de uzağındayız
İklim adaletinin en somut göstergelerinden biri suya erişimdeki eşitsizliktir. WHO ve UNICEF verileri, 2000–2024 döneminde milyarlarca insanın su ve sanitasyon hizmetlerine erişiminde ilerleme sağlandığını; ancak bu ilerlemenin ülkeler ve gelir grupları arasında son derece eşitsiz kaldığını göstermektedir. Özellikle düşük gelirli ülkelerde ve hızla büyüyen kentlerde açık devam etmektedir.
Küresel anlamda suyun durumu hakkında en kapsamlı rapor olan BM’nin -Herkes İçin Su: Eşit Haklar ve Fırsatlar ’ konulu Su Kalkınma Raporu’nun 2026 verileri hiç de iç açıcı değildir. Rapora göre, dünya genelinde 2,1 milyar kişi hâlâ güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemiyor. 3,4 milyar kişi, güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerinden yoksun ve 1,7 milyar kişi de ev içi temel hijyen hizmetlerine erişemiyor. Kadınlar ve kız çocukları her gün yaklaşık 250 milyon saatini su toplamaya harcıyor. 2025 yılı itibarıyla da sağlık kuruluşlarının yalnızca %85’inde temel su hizmeti bulunuyordu.
BM ayrıca ülkelerin su ve sanitasyon verilerini üretmesine ve bu verileri politika, planlama ve yatırımlarda kullanmasına yardımcı olmak amacıyla bir başka rapor daha yayımlıyor. Herkes için temiz su sanitasyon erişilebilirliğini ve sürdürülebilir su yönetimini sağlamayı amaçlayan SDG-6 ile bağlantılı olarak, SDG-6 için Entegre İzleme Girişimi adını taşıyan söz konusu raporun 2026 yılı versiyonunda, mevcut küresel ilerlemenin hedeflerin tamamına ulaşmak için yeterli olmadığı ve ilerlemeyi hızlandırmanın zorunlu olduğu özellikle vurgulanıyor.
Bu nedenle altıncı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi (SDG 6) olan Temiz Su ve Sanitasyon hedefi yalnızca altyapı yatırımlarıyla gerçekleştirilebilecek teknik bir hedef değildir. Temiz ve güvenli suya erişim; gelir dağılımı, kentleşme politikaları, kamu hizmetlerinin niteliği, ekosistemlerin korunması, iklim uyumu ve yönetişimle doğrudan bağlantılıdır.
Suya erişimdeki eşitsizlik giderilmeden iklim adaletinden söz edilemez.
COP31 sözlerden uygulamaya geçiş toplantısı olmalıdır
COP31, yeni hedeflerin ilan edildiği bir başka konferans olmanın ötesine geçmelidir. Antalya’dan çıkması gereken temel mesaj, iklim eylemi, su güvenliği ve sosyal adalet politikalarının birbirinden ayrı ele alınamayacağı ve hızla uygulamaya geçirleceği olmalıdır.
SPD olarak COP31 sürecinde beş konuya öncelik verilmesi gerektiğini düşünüyoruz:
Su, iklim uyum politikalarının merkezine yerleştirilmelidir. Ulusal iklim planlarında su güvenliği ölçülebilir hedeflerle yer almalıdır.
iklim finansmanı içinde suya ve özellikle kırılgan toplumların güvenli suya erişimine ayrılan kaynak artırılmalıdır.
Kentlerde su hizmetlerine erişimde ortaya çıkan sosyoekonomik eşitsizlikler azaltılmalı; temel su ihtiyacına erişim gelir düzeyine bağlı hale gelmemelidir.
Kuraklık ve taşkın yönetiminden tarımsal su kullanımına kadar iklim uyumu politikaları havza ölçeğinde ve ekosistem temelli olarak yürütülmelidir.
İklim politikalarının başarısı yalnızca azaltılan karbon miktarıyla değil, kaç insanın iklim risklerine karşı daha güvenli hale geldiği ve kaç insanın temiz ve güvenli suya erişebildiğiyle de ölçülmelidir.
SPD’nin çağrısı
COP31’e giderken temel sorun artık hedef eksikliği değil, uygulama ve adalet açığıdır.
İklim değişikliğinin ağırlaştırdığı iklim ve su krizinin maliyetini, krizin oluşmasına en az katkıda bulunan toplum kesimlerinin ödemesi kabul edilebilir ve sürdürülebilir değildir.
İklim adaletine giden yol aynı zamanda su adaletinden geçmektedir.
Antalya COP31, küresel iklim politikasında “emisyonlardan insanlara, hedeflerden uygulamaya ve iklim eyleminden iklim adaletine” geçiş için önemli bir dönüm noktası olmalıdır.
Dursun Yıldız
Su Politikaları Derneği (SPD) Başkanı Ankara – 5 Ekim 2026