Connect with us

PLAN2050 -İstanbul Çevre Düzeni Planı-İPA

SPD Başkanı Dursun Yıldız İstanbul Çevre Düzeni Planı -PLAN 2050 Çalışmaları Kapsamında Su Politikaları,Su Kanunu Taslağı ve Bütünleşik Havza Yönetimini anlattı

Yayınlandı

on

İstanbul Çevre Düzeni Planı Bilim Kurulu Üyesi ve Teknik Altyapı Grubu Danışmanı Su Politikaları Derneği Başkanı ve Hidropolitik Uzmanı Dursun Yıldız 6 Ağustos 2026 tarihinde düzenlenen seminerde konuştu.Dursun Yıldız sunumunda Su Yasası Taslağının getridiği yenilikler,Mevcut hukuki mevzuat,su kaynaklarının yönetimindeki yasal boşluklar ve Su Politikası konularında açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Seher Demet Kap Yücel, Prof. Dr. Levent Kurnaz, Dursun Yıldız, Uğur Siyami Zeydanlı.nın konuşmacı olarak yer aldığı etkinlikte aşağıda verilen temel konu başlıklarında sunumlar gerçekleştirildi

PLAN 2050 SEMİNER SERİSİ 3
İklim Dirençliliği Odağında Su Yönetimi ve Ekosistem Hizmetleri:
Politika ve Uygulama Araçları

Tarih: 6 Ağustos 2026 Perşembe, 13:30 – 15.30 (online)
Konuşmacılar: Prof. Dr. Seher Demet Kap Yücel, Prof. Dr. Levent Kurnaz,
Dursun Yıldız, Uğur Siyami Zeydanlı.

  1. Toplantının Amacı ve Bağlamı
    Bu seminer, İstanbul Plan 2050 (Çevre Düzeni Planı – ÇDP) hazırlıkları kapsamında
    özellikle İklim, Ekoloji ve Çevresel Değerler Çalışma Grubu’nun planlama süreçleri,
    mekânsal yaklaşım kurgusu, bilimsel modellemeleri ve yasal-kurumsal bağlamını
    paydaşlara aktarmak amacıyla düzenlenmiştir.
  2. Sunumlar ve Temel Konu Başlıkları
    2.1. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ MODELLEMESİ, KIRILMA NOKTALARI VE GELECEK
    SENARYOLARI

    Konuşmacı: Prof. Dr. Levent Kurnaz (İklim, Ekolojik Yapılar ve Çevresel Değerler grubu İklim
    Danışmanı)
    ● Küresel İklim Politikalarının Durumu ve CO₂ Artış Hızı:
    ○ 1992 yılından bu yana uluslararası örgütler, bilim insanları ve politikacılar her
    yıl
    toplanmaktadır (Kasım ayında COP 31 toplantısı,
    gerçekleştirilecektir).
    Türkiye’de
    ○ Tüm çabalara rağmen atmosferdeki karbondioksit miktarı düzenli olarak
    artmaktadır. 2025 yılında gözlemlenen tek olumlu gelişme, bugüne kadar
    sürekli artan artış hızının sabitlenmesi (durması) olmuştur. Ancak acilen
    azaltılması gereken bir fonksiyonun artış hızının ancak durmuş olması,
    durumun ciddiyetini koruduğunu göstermektedir.
    ● İklim Raporlarında Üslup ve Diplomatik Yumuşatma:
    ○ IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) gibi resmi raporlar
    devletlerin oy birliğiyle onaylanır. Bu nedenle, bilimsel gerçeği yansıtan en
    kötü senaryolar diplomatik kaygılarla (örneğin petrol üreticisi ülkelerin
    itirazlarıyla) yumuşatılarak “durum geçen yıla göre biraz kötüleşti ancak
    ümit var” üslubuyla yayımlanmaktadır.
    ○ Devletlerin planlama felsefesi en kötü senaryoya göre hazırlık yapmayı
    gerektirmedir.
    ● İklim Modellerinin Girdileri ve Kırılma Noktaları:
    ● İklim modelleri 3 temel parametreye dayanır:
    ○ Güneşten Gelen Enerji: Bilimsel olarak sabit kabul edilmektedir; burada
    büyük bir değişim beklenmemektedir.
    ○ Yeryüzü Şekilleri ve Albedo Değişimi:
    ■ Sadece dağlar/tepeler değil, büyük ölçekli bitki örtüsü ve su yüzeyleri
    de bu kapsama girmektedir (Örn: Çin’in Orta Asya sınırına diktiği 100
    milyar ağaç bölgesel iklimi değiştirmiştir; Brezilya’da Amazon
    ormanlarındaki tahribat politik kararlarla değişmektedir).
    ■ En kritik kırılma noktası Kuzey Buz Denizi’ndeki buz erimesidir.
    Güneş ışığını yansıtan beyaz buz tabakasının eriyerek yerini ışığı
    absorbe eden koyu deniz suyuna (yüzölçümünde siyahtan beyaza
    geçiş gibi) bırakması küresel deniz seviyesi ve ısı dengesini
    öngörülemez hızda değiştirmektedir.
    ○ Atmosferdeki Sera Gazı Miktarı:
    ■ Sibirya Permafrost Riski: Sibirya topraklarının 2-5 metre derinliğinde
    buzla karışık hapsolmuş metan gazı bulunmaktadır. Toprak ısındıkça
    yüzeye sızan metan, CO2’den 25-30 kat daha tehlikeli bir sera gazıdır.
    Bu doğal kırılma noktaları mevcut modellere dahi girmediğinden,
    günümüzdeki elektrikli araç vb. salım azaltım hesapları bu tür doğal
    salımların yanında yetersiz kalabilmektedir.
    ■ Gulf Stream Akıntısı Riski: Grönland’daki buzulların erimesiyle
    okyanustaki tuzluluk oranı değişmekte ve sıcak su akıntısı
    yavaşlamaktadır. Akıntının İspanya kıyılarından erken dönmesi
    durumunda İngiltere, Norveç, İsveç ve Almanya gibi Avrupa
    ülkelerinin 10 yıl içinde hızla soğuyarak buzul çağı etkilerine girme
    olasılığı bilimsel olarak %10-20 seviyelerine ulaşmıştır (Yarından
    Sonra / The Day After Tomorrow filmine benzer ani iklim
    değişikliklerinin geçmişte 6 ay gibi kısa sürelerde gerçekleştiği
    kanıtlanmıştır).
    ● Deniz Seviyesi Yükselmesi ve İstanbul (Kadıköy Metro Örneği):
    ○ IPCC modelleri 2100 yılına kadar en fazla 2 metre, 2050 yılı için ise yaklaşık
    30 cm deniz seviyesi yükselmesi öngörmektedir.
    ○ Somut Örnek: Kadıköy Metro İstasyonu’nun Adalar İskelesi tarafındaki çıkışı,
    deniz seviyesinden yaklaşık 3 karış (75 cm) yüksekliktedir. 2050’de deniz
    seviyesinin 30 cm yükselmesiyle kırma payı 2 karışı altına düşecektir.
    Kuvvetli bir lodos ve fırtınada denizin doğrudan metro çıkışına dolması
    beklenmektedir. Üstelik bu durum 2050’den daha erken (2035–2040
    yıllarında) gerçekleşebilir. Bu alanlar için koruyucu duvar veya fiziki
    müdahaleler şimdiden planlanmalıdır.
    ● İstanbul Plan 2050 İçin Yapılan Mekânsal İklim Modellemesi:
    ○ Modellerde RCP 8.5 (önlem alınmayan en kötü senaryo) yerine, son 10 yıllık
    gerçek emisyon gidişatıyla uyumlu olan RCP 7.0 senaryosu temel alınmıştır.
    Bu senaryo bilimsel olarak “kötümser” görünse de sahadaki gerçekliğe en
    yakın makul senaryodur.
    ○ Küresel iklim modelleri genellikle 100-110 km çözünürlüğe (İstanbul’u tek bir
    nokta olarak temsil eden düzeye) sahiptir. Planlama ekibi için bu veriler
    fiziksel sistemler korunarak 10 km çözünürlüğe indirilmiştir.
    ○ Şehir plancılarının mekânsal kararları için gereksinim duyduğu 1 km
    bazındaki piksel çözünürlüğüne ise 10 km’lik köşe noktaları referans
    alınarak ve uzaklıkların karesiyle orantılı enterpolasyon (matematiksel
    değer ataması) yapılarak ulaşılmıştır.
    ○ Uyarı: Sunulan bu 2050 modelleri aslında en iyimser gerçekçi senaryoları
    içermektedir.
    2.2. SU POLİTİKALARI, SU KANUNU TASLAĞI VE HAVZA YÖNETİMİ
    Konuşmacı: Dursun Yıldız (Teknik Altyapı grubu Danışmanı)
    ● Su Kanunu Taslağının Tarihçesi ve Mevcut Durumu:
    ○ Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından 13 yıl önce başlatılan Su Yasası
    Taslağı çalışmaları halen yasalaşamamıştır.
    ○ Gecikmenin Temel Nedeni: Havza ölçeğinde suyu hangi idari kurumun
    yöneteceğine dair yetki karmaşasıdır (Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Su
    Ajansları, DSİ vb. arasındaki yetki çekişmeleri).
    ○ Su Şûrası’nda 5 bölüm ve 30 maddeden oluşan taslak; mevcut yeni
    versiyonda 5 bölüm ve 19 maddeye (18 işlevsel madde) düşürülmüştür.
    ○ Yeni taslak, uygulamada düğüm oluşturan “Havza Yönetimi İdari Yapısı”
    konusunu geri plana itip mevcut kurumların (özellikle DSİ’nin) yetkilerini
    hafifçe artırarak daha kolay yasalaşabilir, “yumuşak geçiş” niteliğinde bir
    altyapı metnine dönüştürülmüştür. Bakanlık taslağı 2026 içinde
    yasalaştırmayı hedeflemektedir.
    ● Yeni Su Kanunu Taslağı’nın Çevre Düzeni Planlarını İlgilendiren Yönleri:
    ○ Havza Ölçekli Planların Hukuki Gücü (Madde 6): Yüzey ve yeraltı sularını
    miktar-kalite bütünlüğüyle ele alan Havza Yönetim Planlarının hukuksal
    dayanağını güçlendirmektedir. Ulusal/bölgesel kalkınma planları, tarımsal
    üretim planları ve mekânsal/çevre düzeni planlarının “suya göre
    planlama” esasına göre Havza Yönetim Planları ile zorunlu olarak uyumlu
    hazırlanması öngörülmektedir.
    ○ Mekânsal Planlarda Bakanlık Görüşü: Mekânsal plan çalışmalarında suyun
    korunması için Bakanlığın (Tarım ve Orman Bakanlığı) uygun görüşünün
    alınması şartı getirilmektedir. Ancak Bakanlık içindeki hangi birimin yetkili
    olacağı hâlâ belirsizliğini korumaktadır.
    ○ İçme ve Kullanma Suyu Güvenliği Planları: Büyükşehir belediyeleri
    tarafından yapılması zorunlu tutulacak olan bu planlardaki tedbirlere
    mekânsal uygulamalarda uyulması şartı getirilmektedir.
    ○ Cumhurbaşkanlığı Onayı: Havza ölçekli planlar, Ulusal Su Kurulu’nun
    ardından Cumhurbaşkanlığı onayıyla yürürlüğe girecek ve kesin yasal
    bağlayıcılık kazanacaktır.
    ○ Değerlendirme / Eksiklikler: İnsani su hakkı temel bir anayasal hak olarak
    tanımlanmamıştır. Taslak mevzuat dağınıklığını toplasa da havza
    ölçeğindeki planların uygulanmasını ve denetlenmesini yürütecek
    bağımsız, net bir kurumsal/bölgesel idari yapı kuramamaktadır.
    ● 4 Ağustos 2026 Tarihli Yeni Yönetmelik:
    ○ Seminerden iki gün önce yayımlanan “İçme Suyu Alınan Havzaların
    Korunmasına İlişkin Tedbir ve Düzenlemeler Yönetmeliği” ile mevcut “Havza
    Genel Koruma Planları”na ek olarak “İçme-Kullanma Suyu Havzası Koruma
    Planı” adıyla yeni bir kademe getirilmiştir.
    ○ Bu planı Belediyeler / İSKİ hazırlamak isteyecek; ancak Bakanlık bu plana
    gerek olup olmadığını değerlendirecektir. Bakanlık, belediyenin talebi
    olmaksızın da doğrudan bu planın hazırlanmasına karar verebilme yetkisine
    sahip olmuştur.
    ● İSKİ ve Büyükşehir Belediye Yasasındaki Düzenlemeler:
    ○ Eski kanundaki yağmur suyu altyapı maliyetlerinin kime ait olduğuna dair
    karmaşa giderilmiştir. Yağmur sularının uzaklaştırılması harcamaları
    doğrudan İSKİ’ye verilmiş, geçmişte tarifelere dâhil edilmeyen bu altyapı
    giderlerinin su tarifelerine yansıtılmasının önü açılmıştır.
    ○ Ayrıca taşkın yönetim planlarına uygun dere ıslahlarını yapmak İSKİ’nin
    görevleri arasına net olarak eklenmiştir.
    2.3. BİYOÇEŞİTLİLİK, EKOLOJİK BÜTÜNLÜK VE EKOSİSTEM HİZMETLERİ
    Konuşmacı: Uğur Siyami Zeydanlı (İklim, Ekolojik Yapılar ve Çevresel Değerler grubu Ekolojik
    Yapı Danışmanı)
    ● Kavramsal Ayrım: Koruma, Biyoçeşitlilik, Ekolojik Bütünlük ve Ekosistem
    Hizmetleri:
    ○ Bu terimler eş anlamlı değildir; planlama dilinde doğru ayrıştırılmalıdır.
    ○ Koruma Alanları: Geleneksel olarak peyzaj güzelliği, rekreasyon, turizm veya
    salt ağaç varlığı üzerinden kurgulanmıştır.
    ○ Biyoçeşitlilik: Arka planda doğanın tüm işlevlerini sağlayan temel çarktır.
    Sadece ağaçların varlığı biyoçeşitliliğin yüksek olduğu anlamına gelmez.
    ○ Ekolojik Bütünlük: Yaşam ortamı (habitat) kalitesinin, parçalanmamanın ve
    ekolojik dinamiklerin korunmasıdır.
    ● Görünmez Tehdit: “Ekosistem Sadeleşmesi” (Orman Örneği):
    ○ İstanbul çeperindeki ormanlarda tek tür (örneğin sadece iğne yapraklı
    Karaçam) ile yapılan ağaçlandırma veya koruma, gerçek bir orman
    ekosistemi koruması değildir.
    ○ İstanbul’un doğal bitki örtüsü esasen Meşe, makilik ve fundalıktır.
    Meşelerin üstündeki karaçamlar doğal ekosistemi sadeleştirmekte,
    biyoçeşitliliği azaltmakta ve ormanın dış baskılara (böcek salgınları, iklim
    stresi, yangın vb.) dayanma kapasitesini düşürmektedir.
    ● Bağlantısallık (Connectivity) ve Ekolojik Dinamikler:
    ○ Orman alanlarının veya doğal habitatların yerleşimlerle parçalanması
    biyoçeşitliliği çökertmektedir. Kamulaştırma vb. maliyetli araçlar gerekse
    dahi yeşil koridorlarla bağlantısallık yeniden tesis edilmelidir.
    ○ Müsilaj Bir Sonuçtur: Ormanlardaki böcek istilaları, sulak alanlardaki
    ötrofikasyon ve Marmara Denizi’ndeki müsilaj birer “sebep” değil; sistemdeki
    uzun süreli ekolojik yapı/süreç bozulmalarının görünür sonuçlarıdır.
    ● Bir Planlama ve İletişim Aracı Olarak “Ekosistem Hizmetleri”:
    ○ Ekosistem hizmetleri, doğal sistemlerin insan topluluklarına sağladığı
    yararların (temiz hava, kentsel ısı adasını engelleme, su tedariki, gıda,
    rekreasyon) tamamıdır.
    ○ Salt “doğayı koruyalım” söylemi karar vericilerde karşılık bulmazken, doğanın
    sunduğu faydaların hesaba katılması ikna gücünü artırmaktadır.
    ○ Arz-Talep Yöntemi (Ankara Örneği): Temiz hava ihtiyacının
    (kirliliğin/talebin) en yüksek olduğu ancak yeşil altyapının (arzın) en düşük
    olduğu mahalleler haritalandırıldığında, mekânsal planlamanın müdahale
    öncelikleri (nereden başlanacağı) net biçimde ortaya çıkmaktadır.
    ○ Neoliberal Metalaştırma Eleştirisi: Ekosistem hizmetleri kavramına yönelik
    “doğayı araçsallaştırma/metalaştırma” eleştirisi olsa da, 21. yüzyılda mutlak
    korumacılığın tıkandığı noktada planlamayı ana akım haline getirmek
    (mainstreaming) için en güçlü analitik araçtır (Dünya Bankası, AB
    Biyoçeşitlilik Stratejisi vb. bunu kullanmaktadır).
    ● Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (“30×30” Hedefleri):
    ○ Dünya, sadece korumanın yetmediğini kabul ederek “Onarma
    (Restorasyon)” hedefini küresel politikalara dâhil etmiştir.
    ○ 30×30 Hedefi: 2030 yılına kadar dünyadaki kara ve sucul ekosistemlerin
    %30’unun korunması ve bozulmuş ekosistemlerin %30’unun onarılması.
    ○ İstanbul İçin Onarım Stratejisi: Onarım sadece “ağaç dikmek” (klasik ıslah)
    olarak görülmemelidir; çayır, mera, bozkır, sulak alan ve deniz
    ekosistemlerinde yerel biyolojik çeşitliliği ve ekolojik süreçleri geri getirecek
    şekilde ele alınmalıdır. Kent içi park/bahçelerde uygulanan 10-15 standart
    peyzaj türünden vazgeçilerek, kentin orijinal doğal türleriyle tasarıma
    geçilmelidir.
    2.4. ÇEVRE DÜZENİ PLANI (ÇDP) İLİŞKİSİ VE İKLİM-EKOLOJİ GRUBUNUN
    YAKLAŞIMI

    Konuşmacı: Prof. Dr. Seher Demet Kap Yücel (İklim, Ekolojik Yapılar ve Çevresel Değerler grubu
    Ana Danışmanı)
    ● Planın Felsefesi: “İhtimam (Care)” ve Doğanın Varlık Nedeniyle Korunması:

  3. Önceki ÇDP’lerde sürekli vurgulanan “Kuzey ormanlarının ve su havzalarının
    dokunulmazlığı” ilkeleri pratikte sürekli delinmiştir.
  4. Plan İstanbul 2050’de doğayı sadece insan yaşantısına faydası için değil,
    doğanın kendi varlık nedeni (intrinsic value) ve yaşama hakkı olduğu
    anlayışıyla korumak; mutlak korumanın ötesine geçerek doğaya “ihtimam
    göstermek (care/take care)” temel felsefe olarak belirlenmiştir.
    ● Geleneksel Planlamanın Tıkanıklığı ve Üstün Kamu Yararı Tehdidi:

  5. Mevcut planlama mevzuatı, doğayı eşiklere bölerek (ormanı ayrı, suyu ayrı,
    tarımı ayrı analiz ederek) ve “kırmızı çizgileri geçme, geri kalana yerleşim
    planla” mantığıyla çalışmaktadır. Ancak parçalar bütünü yansıtamadığından
    dolayı ekolojik bütünlük kaybolmaktadır.
  6. Doğal alanları en kırılgan hale getiren unsur, “Üstün Kamu Yararı”
    gerekçesidir. Bu rasyonel gerekçe kullanılarak Kuzey Ormanları parçalanmış,
    Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı ve Kanal İstanbul gibi projeler
    hayata geçirilmiştir.
    ● Ekosistem Hizmetlerinin Savunma Aracı Olarak Kullanılması:

  7. İstanbul Plan 2050’nin kendisini gelecek tadilatlara ve “üstün kamu yararı”
    delinmelerine karşı hukuki/bilimsel olarak savunabilmesi için ekosistem
    hizmetleri rasyonel bir kalkan olarak kurgulanmıştır.
  8. Karbon döngüsü, su dengesi ve toprak süreçleri nicel ve nitel verilerle ortaya
    konarak; korunması istenen alanların kentin varlığını sürdürmesi için
    vazgeçilmez bir “yaşamsal altyapı (life-support infrastructure)” olduğu
    planın gerekçelerine işlenmektedir.
    ● 3 Aşamalı Yöntem Kurgusu:
  9. Mutlak Eşiklerin Tanımlanması: Mevzuatın gerektirdiği korunan alanların
    belirlenmesi.
  10. Ekolojik Yapı ve Süreçlerin İncelenmesi: Havzaları besleyen su döngüleri,
    erozyon kontrolü, kenar etkileri ve ekolojik göç/bağlantı yollarının
    haritalanması
  11. Ekosistem Hizmetleri Arz-Talep ve Mekânsal Uygunluk Analizi:
    Düzenleyici, destekleyici, tedarik ve kültürel servislerin yoğunlaştığı alanların
    saptanması; plan kararlarının bu bilimsel altlığa göre oluşturulması.
  12. SORU-CEVAP VE GENEL DEĞERLENDİRME BÖLÜMÜ
    3.1. Su Yönetiminde “Sistem” Yaklaşımı ve Yeşil Su
    ● Dursun Yıldız:
    ○ Suyu bir “sektör” olarak yönetme dönemi bitmiştir; su bir
    “ekosistem/sistem” olarak yönetilmelidir.
    ○ En Kırılgan Nokta – Menderes Havzası Örneği: Cumhurbaşkanlığı
    tarafından onaylanan Büyük Menderes Havzası Su Tahsis ve Eylem Planında
    2050 yılına doğru kuraklık seviyeleri arttığında, havzadaki suyun %50’sinin
    ekosisteme ayrılması zorunluluğu getirilmiştir. Ancak pratikte içme suyu
    kesildiğinde halkın, tarım suyu kesildiğinde çiftçinin tepki vereceği; sahipsiz
    olan ekosistem hakkını (can suyunu) kimin, hangi idari mekanizmayla
    koruyacağı planda cevapsızdır.
    Yeşil Su Kavramı: Türkiye’de tarımsal üretimin %70’i topraktaki nemden,
    yani Yeşil Su’dan gelmektedir. Mevcut su yönetimi sadece akarsu ve
    barajlardaki “Mavi Su”ya odaklandığı için ekosistem hizmetleri bozulmakta,
    yeşil su kaybı kuraklığı derinleştirmektedir.
    ● Prof. Dr. Seher Demet Kap Yücel:
    ○ Akarsulara “can suyu” dahi verilmeyerek ekosistemin koparılması sistemin
    tamamını bozmaktadır. Kent ile doğa birbirinin karşıtı veya ayrı unsurlar
    değildir; ÇDP’nin su yönetimi sadece kentin su arz güvenliğini (musluğun
    akmasını) sağlamak üzerine kurulamaz, ekosistemin su döngüsünü
    koruyacak şekilde kurgulanacaktır.

    3.2. Kültürel Miras, İhtimam (Care) Kavramı ve Boğaz’ın Geleceği
    ● Prof. Dr. Zeynep Enlil (İstanbul Miras grubu Ana Danışmanı):
    ○ İstanbul Miras Grubu da benzer şekilde “Doğa ile Birlikte İstanbul Mirası” ve
    “Kültürel Peyzaj” konseptini benimsemekte, “ihtimam/care” yaklaşımını
    planın temel dayanaklarından biri olarak görmektedir.
    ○ Neoliberal büyüme ve rant odaklı zihniyetle mücadelede üst ölçekli
    siyasi/idari kararlar planın üzerindedir (Örn: Çevre Bakanlığı adına “İklim”
    eklenmesi ancak uygulamada eksik kararlar alınması).
    ○ Soru: İklim değişikliği ve deniz seviyesi yükselmesine karşı Boğaz yapılarının
    ve Tarihi Yarımada’daki miras dokusunun dirençli hale getirilmesi için nasıl
    bir strateji izlenebilir?
    ● Prof. Dr. Levent Levent Kurnaz:
    ○ Boğaz İçin Müdahale Şansı Yoktur: İzmir Karşıyaka veya Alsancak gibi düz
    alanlarda deniz seviyesine 3 metrelik bir duvar örüp dere yatakları
    düzenlenerek kent bir süre korunabilir. Ancak İstanbul Boğazı çok uzun bir
    şerittir, kıyısı derindir ve deniz seviyesinin yükselmesini engelleyecek
    mühendislik/duvar sistemini denizin içine kurmanın teknik veya finansal
    imkânı bulunmamaktadır.
    ○ “Deniz seviyesi yükseldiği zaman bildiğimiz anlamda Boğaz bitmiş
    demektir; bu duruma bu gerçeklikle yaklaşmak gerekir.”
    3.3. Kapsamlı Planlamanın Geleceği ve Yönetişim Eleştirisi
    ● Tuba İnal Çekiç (Teknik Altyapı grubu Ana Danışmanı):
    ○ Şehir plancılarının temel aracı olan geleneksel “Kapsamlı Planlama”nın,
    İstanbul gibi 20 milyonluk bir kentte ve mevcut bürokratik/rant odaklı
    zihniyet içerisinde hâlâ gerçekçi bir çözüm olup olmadığı sorgulanmalıdır.
    ○ 16 farklı danışman ekibinin on binlerce sayfalık rapor üretmesi ile planın
    uygulanabilirliği arasındaki makas açılmaktadır.
    ○ Berlin Örneği: Berlin kenti gelecek vizyonu çalışması için kapsamlı bir ordu
    yerine sadece 3 kişilik yetkili bir çekirdek ekip (ve danışmanlar) atayarak
    daha esnek ve hızlı bir model denenmektedir.
    ● Prof. Dr. Seher Demet Kap Yücel:
    ○ Geleneksel ve hantal planlama araçlarının sınırlarına gelindiği bir gerçektir;
    nitekim önceki planların hepsi ilk olarak doğa alanlarında delinmiştir.
    ○ Ancak mevcut yasal-kurumsal çerçevenin içinde “çatlaklar/açıklıklar” bularak
    ekosistem hizmetleri, kentsel ekolojik onarım ve su döngüsü gibi yeni
    bilimsel araçları plana entegre etmek birer küçük evrimsel adımdır. Bu
    kümülatif adımların uzun vadede planlama zihniyetinde ve kentin
    korunmasında bir sıçrama yaratacağı öngörülmektedir.
  13. SONUÇ: ÖNE ÇIKAN KARARLAR & YAKLAŞIMLAR

  14. İklim Verilerinin Kullanımı: İstanbul Plan 2050 mekânsal analizlerinde, 10 km’den 1
    km’lik piksellere indirgenmiş RCP 7.0 senaryosu temel alınacaktır. Kadıköy Metrosu
    örneğinde olduğu gibi deniz seviyesi yükselmesinin (2050’de ~30 cm) kıyı
    alanlarında yaratacağı taşkın riskleri şimdiden plan kararlarına yansıtılacaktır.
  15. Suya Göre Planlama: Su Kanunu Taslağı’ndaki “mekânsal planların havza yönetim
    planlarıyla uyumlu olması” maddesi hukuki dayanak olarak kullanılacaktır. Su
    sadece kentsel altyapı arzı olarak değil, %70 oranında tarımı besleyen Yeşil Su ve
    ekosistem dengesini sağlayan bütünsel bir döngü olarak ele alınacaktır.
  16. Restorasyon (Onarma) Hedefi: Plan İstanbul 2050 sadece “mevcut yeşili koruma”
    yaklaşımını değil, Kunming-Montreal 30×30 ilkeleri doğrultusunda tahrip edilmiş
    orman, sulak alan ve meraların ekolojik olarak onarılmasını (%30 hedefi) ve kent
    içi yeşil alanlarda natif (yerel) türlerle ekosistem sadeleşmesinin önüne geçilmesini
    hedefleyecektir.
  17. “Üstün Kamu Yararı”na Karşı Savunma Kalkanı: Ekolojik alanların gelecekteki
    büyük projeler karşısında “üstün kamu yararı” bahanesiyle delinmesini önlemek
    amacıyla; ekosistem servislerinin kente sağladığı hava, su, ısı regülasyonu gibi
    düzenleyici hizmetler bilimsel/rasyonel verilerle belgelenecektir.
  18. Plan Felsefesi: İklim, Ekoloji ve Çevresel Değerler ile Kültürel Miras gruplarının ortak
    yaklaşımıyla, doğaya salt insana yararı üzerinden değil, doğanın kendi varlık hakkı
    üzerinden yaklaşan “İhtimam (Care)” felsefesi çevre düzeni planının ana felsefi
    çerçevesine oturtulacaktır.

Okumaya devam et
Yorum atmak için tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016 Su Politikaları Derneği Tüm Hakları Saklıdır.