Yayınlandı
19 saat önceon
Yazar
Filiz Balta
Türkiye’nin COP31 ve Halkların İklim Zirvesi’nde Öncü Rolü
26 Temmuz 2026
Hazırlayan: Filiz BALTA – Su Politikaları Derneği
Giriş
21. yüzyıl, iklim değişikliğinin derinleştirdiği su krizleriyle tanımlanan bir dönemdir. Nüfus artışı, verimsiz kullanım, aşırı tüketim ve değişen yağış rejimleri, tatlı su kaynaklarını her zamankinden daha kırılgan hâle getirmiştir. Bugün 2,2 milyar insan güvenli suya erişememektedir. Bu tablo, suyu yalnızca bir doğal kaynak olmaktan çıkarıp jeopolitik bir unsur hâline getirmiştir. Su Politikaları Derneği (SPD) olarak biz, bu gerçekliği kabul ediyoruz. Ancak aynı zamanda suyun “savaş nedeni” değil, barış ve işbirliği aracı olabileceğine inanıyoruz. Bu politika notu, “su savaşları” teorisinin eleştirel bir analizini sunarak, su diplomasisinin, fayda paylaşımı modellerinin ve Mavi Barış yaklaşımının neden daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir yol olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle 2026 yılında Antalya’da hem Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nın 31. oturumu (COP31) hem de buna paralel olarak Halkların İklim Zirvesi’nin düzenlenmesi, Türkiye’ye tarihi bir fırsat sunmaktadır.
Bu iki zirve, Türkiye’nin iklim direnci ve su işbirliği yaklaşımının yaygınlaşması için kritik bir ortam yaratacaktır. Su krizinin yükü toplumsal cinsiyet açısından eşit dağılmamaktadır. Dünya genelinde kadınlar ve kız çocukları, su toplama işinin büyük bölümünü üstlenmekte; günde toplam yaklaşık 250 milyon saatlerini bu işe ayırmaktadır. İklim değişikliği ve su kıtlığı, mevcut eşitsizlikleri derinleştirmekte; kadınların eğitim, istihdam, sağlık ve güvenlik haklarını daha fazla tehdit etmektedir. Su diplomasisi ve barış inşası, toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan eksik kalır.
Su Savaşları Teorisi: Riskler ve Sınırlılıklar “Su Savaşları” teorisi, su kıtlığının devletler arası çatışmaları kaçınılmaz hâle getirebileceğini savunur. Su, stratejik bir kaynak olarak “silahlaştırılabilir”. Bu teorinin işaret ettiği riskler gerçektir. Son yıllarda somut örnekler yaşanmıştır:
Bu olaylar, su altyapılarına yönelik saldırıların sivil halk üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu ve uluslararası insancıl hukuk ile insan hakları normlarını ihlal ettiğini açıkça göstermiştir. Özellikle kadınlar ve kız çocukları, su krizinin ve altyapı yıkımının en ağır yükünü taşımaktadır: su taşıma mesafesinin artması, bakım emeğinin yoğunlaşması, hijyen ve üreme sağlığı riskleri, yerinden edilme koşullarında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskinin yükselmesi gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Ancak teori, büyük ölçüde determinist bir yaklaşım sunar. Tarihsel veriler, su savaşlarının nadir olduğunu; aynı dönemde 295’ten fazla su işbirliği anlaşmasının imzalandığını ortaya koymaktadır. SPD olarak değerlendiriyoruz ki: Su savaşları teorisi riskleri doğru işaret etse de, determinist (kaçınılmaz) bir yaklaşım sunmaz. Su, “savaş nedeni” olmaktan ziyade barış inşası fırsatıdır. Doğru yönetim, toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan diplomasi ve kapsayıcı katılımla çatışma riski minimize edilebilir.
Su Diplomasisi ve Fayda Paylaşımı
Su diplomasisi, suyu “paylaşım”dan “fayda paylaşımına” dönüştürmeyi hedefler. Fayda paylaşımı modelleri (altyapı, veri, ekonomik, ekosistem ve risk paylaşımı) klasik tahsis anlaşmalarından daha sürdürülebilir ve barışçıldır. Ancak mevcut su yönetimi ve diplomasi süreçlerinde önemli bir eksiklik vardır: toplumsal cinsiyet eşitliğinin yetersiz temsili. Su diplomasisi ve sınıraşan havza yönetiminde karar alma mekanizmaları büyük ölçüde erkek egemen kalmakta; kadınların yerel bilgi, deneyim ve liderlik kapasiteleri yeterince dikkate alınmamaktadır. Araştırmalar, kadınların anlamlı katılımının su yönetiminde daha sürdürülebilir sonuçlar, daha yüksek uyum ve daha etkili barış inşası sağladığını göstermektedir. SPD’nin temel tavsiyesi: Türkiye’nin teknik kapasitesini kullanarak bölgesel bir “Fayda Paylaşımı Çerçeve Anlaşması” önerilmelidir. Bu anlaşma, Fırat-Dicle havzasında ortak altyapı, veri platformu ve WEFE Nexus entegrasyonunu içermelidir. Anlaşma, toplumsal cinsiyet eşitliğini zorunlu bir ilke olarak benimsemeli; kadınların karar alma süreçlerine eşit katılımını, cinsiyete duyarlı fayda dağılımını ve yerel kadın örgütlerinin temsilini güvence altına almalıdır.
Mavi Barış Girişimi ve Fırat-Dicle
Mavi Barış (Blue Peace) Girişimi, suyu barış aracı hâline getirme hedefiyle yürütülen küresel bir programdır. Türkiye, Orta Doğu ayağında aktif rol almıştır. Fırat-Dicle havzasında mevcut mekanizmalar (Ortak Teknik Komite, 1987 Protokolü, 2024-2025 Irak-Türkiye Anlaşması) güçlendirilmeli ve iklim dirençli hâle getirilmelidir. Bu süreçlerde kadınların ve yerel toplulukların eşit temsili, hem adaleti hem de uygulamaların sürdürülebilirliğini güçlendirecektir. COP31 ve Halkların İklim Zirvesi: Türkiye’nin Dönüşüm Anı 2026 yılında Antalya’da hem COP31 hem de Halkların İklim Zirvesi’nin düzenlenmesi, iklim direnci ve su işbirliği konularının birlikte ele alınması ve azgelişmiş ülkelerin iklim adaleti hakkının savunulması açısından Türkiye’ye tarihi bir fırsat sunmaktadır.
SPD olarak Halkların İklim Zirvesi’nde (özellikle İklim Krizine Dayanıklılık ve Haklar, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ile İklim Adaleti ve Tarihsel Sorumluluk kozalarında) şu somut katkıları sunmayı öneriyoruz: 1. “Su ve Barış” Temalı Koza veya Panel “Su, Barış ve İklim Adaleti” başlıklı bir oturumda su savaşları teorisinin eleştirel analizi, su diplomasisinin barış inşasındaki rolü ve toplumsal cinsiyet boyutu ele alınabilir. Blue Peace, Senegal OMVS ve Fırat-Dicle örnekleri sunulabilir. 1. “Fayda Paylaşımı Çerçeve Anlaşması” Önerisi Fırat-Dicle için fayda paylaşımı taslağı, toplumsal cinsiyet eşitliğini zorunlu ilke olarak içermelidir. Kadınların karar alma ve fayda dağılımındaki eşit temsili güvence altına alınmalıdır.
Sonuç ve Çağrı
İklim politikaları sürdürülebilir su politikaları ile birlikte ele alınmalıdır. İklim ve su politikaları biyolojik çeşitliliği ve ekosistem dengesini korumayı öncelikli hedef olarak benimsemelidir.
Küresel su krizleri çağında kalıcı barış, suyla ve doğayla barış olmadan mümkün değildir. Su savaşları teorisi riskleri doğru işaret eder; ancak determinist bir yaklaşım sunmaz. Su, doğru yönetim ve diplomasiyle barış inşası fırsatıdır. Bu fırsat, toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan eksik kalır. Türkiye, COP31 ve Halkların İklim Zirvesi’nde “su barışı” dilini küresel ölçekte yükseltebilir. SPD olarak biz, bu dönüşümü bilimsel raporlar, diyalog platformları, toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan öneriler ve teknik işbirliği projeleriyle desteklemeye hazırız. Su, silah değil; barışın en güçlü aracıdır. Su adaleti olmadan iklim adaleti, toplumsal cinsiyet eşitliği olmadan su adaleti mümkün değildir.
Filiz Balta
Su Politikaları Derneği
Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Derneği
