Oxfam (Oxford Committee for Famine Relief), Oxford Kıtlık Yardım Komitesi tarafından yayımlanan 2024-2026 yıllarına ilişkin küresel eşitsizlik verileri, dünya ekonomisinde gelir ve servet dağılımının giderek daha dar bir kesim lehine yoğunlaştığını ve bu eğilimin yapısal nitelik kazandığını belirtiyor. Oxfam verileri, yalnızca niceliksel bir servet artışını değil, aynı zamanda bu servetin kaynağına ve dağılım biçimine ilişkin ciddi bir meşruiyet tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Günümüzde bireyler arasında başlamış olan ayrışma toplumsal yapıyı da bozmuştur ve değişik ortamlarda değişik sosyal huzursuzluklar oluşturmaktadır.
Yalnızca 2024 yılı itibarıyla küresel milyarderlerin serveti yaklaşık 2 trilyon dolar artış göstermiş; bu artışın önceki yıllara kıyasla üç kat daha hızlı gerçekleştiği tespit edilmiştir. Aynı dönemde milyarder sayısı da artarak 2.769’a ulaşmış ve toplam servet hacmi 15 trilyon dolara yükselmiştir. Buna karşılık, Dünya Bankası verileri doğrultusunda, günlük 6,85 doların altında gelirle yaşayan nüfusun oranında 1990 yılından bu yana kayda değer bir iyileşme sağlanamamıştır. Bu durum, ekonomik büyümenin toplumsal refaha eşit şekilde yansımadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. BM Dünya Gıda Programı (WFP) da Küresel Açlık Krizinin 2026 yılında 363 milyon insanı akut açlık krizinin pençesine düşüreceğini, Ortadoğu’daki savaşın da 45 milyonu akut kriz riskine soktuğunu açıklamıştır.
Oxfam’ın analizine göre, dünyadaki zengin kesimlerin kayıt dışı, özellikle de offshore sistemlerini kullanarak vergilerden kaçındığını belirtiyor. Bloomberg’in haberine göre “2024 yılında vergilendirilmemiş 3,55 trilyon dolarlık servet, vergi cennetlerinde ve kayıt dışı hesaplarda saklanıyor”.
Oxfam’ın 2024 yılı raporunun servet birikiminin niteliğine ilişkin bulguları da dikkat çekicidir. Milyarder servetlerinin yaklaşık %60’ının miras, tekel gücü veya siyasi bağlantılar gibi “kazanılmamış” veya kolay yoldan elde edilmiş kaynaklardan elde edildiği belirtilmiştir. Özellikle genç milyarderler arasında miras yoluyla edinilen servetin baskın hâle gelmesi, küresel ölçekte yeni bir aristokratik ekonomik yapı oluştuğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda, önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde trilyonlarca dolarlık bir servetin miras yoluyla el değiştirmesi beklenmektedir.
Küresel Eşitsizlik Derinleşiyor
Öte yandan, raporda küresel eşitsizliğin tarihsel ve yapısal boyutu da vurgulanmaktadır. Küresel Kuzey ülkelerinin dünya nüfusunun yalnızca %21’ini oluşturmasına rağmen, küresel servetin yaklaşık %69’unu kontrol etmekte olduğu görülmektedir. Aynı zamanda, bu ülkelerdeki en zengin %1’lik kesimin başta Afrika ve Asya’nın yoksul ülkeleri üzerinden önemli ölçüde gelir elde ettiği; bu durumun modern bir “servet transferi” mekanizması olarak işlediği ifade edilmektedir. Göstergeler, dijital teknoloji devlerinin gelirinin çoğu devletin yıllık gelirlerinden çok fazla olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, tarihsel sömürgecilik ilişkilerinin günümüzde ekonomik bağımlılık ve gelir eşitsizliği biçiminde devam ettiği değerlendirilmektedir. Yine Oxfam raporlarına göre, zenginlerin vergi kaçırmasıyla ülkelerin kamu hizmetleri finansmanı azalmaktadır. Bu durumda, ülkeler gereksinim duydukları geliri gelir düşük yurttaşlardan vergi olarak almaktadır. Sonunda ekonominin yükünü yine yurttaşlar taşımak zorunda kalmaktadır. Genelde de çalışanlardan alınan peşin vergilere rağmen, çoğu varlıklının ödemesi gereken vergileri ödemediği sıkça belirtilir. Bu durum eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.
Eşitsizliğin sosyal yansımaları da farklılaşmaktadır. Başta eğitim, beslenme, yaşam süresi gibi yaşam kalitesi göstergelerinin farklılaşmasında daha belirgindir. Örneğin, Afrika ile Avrupa arasındaki ortalama yaşam süresi farkı hâlen en az 15 yıl düzeyindedir. Eğitimi yüksek olan toplumların geliri ve yaşam süresi de yüksek olmaktadır. Benzer şekilde, düşük ve orta gelirli ülkelerde çalışan bireyler küresel üretimin büyük kısmını üstlenmelerine rağmen, küresel gelirin yalnızca sınırlı bir bölümünden pay alabilmektedir. Bu durum, küresel ekonomik sistemin yalnızca gelir bakımından değil, aynı zamanda yaşam standartları bakımından da ciddi dengesizlikler ürettiğini ortaya koymaktadır.
Geleceğe ilişkin projeksiyonlar, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde servet yoğunlaşmasının daha da artacağını göstermektedir. Başta yapay zekâ, iletişim ve ulaşım teknolojilerine sahip ülkelerin uzay teknolojileri üstünlüğü ile diğer ülkelerle arayı açtıkları görülmektedir. Oxfam verilerine göre, önümüzdeki on yıllar içerisinde daha fazla yeni dolar trilyonerinin ortaya çıkması beklenmektedir. Bu gelişme, ekonomik gücün sınırlı sayıda aktörün elinde daha da yoğunlaşacağına ve piyasa yapılarının rekabetçi niteliğinin zayıflayabileceğine işaret etmektedir. Bu durum yeni sosyal sorunların oluşmasına yol açacaktır.
Tüm bu eşitsizliğin küresel ekolojik kriz ve iklim krizlerinin büyüme ivmesi üzerinde de geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler aleyhine çok önemli etkileri olmaktadır. Gelişmiş ülkelerin nüfusunun 2026 yılı için öngörülmüş olan küresel ısınmayı artırma etkisi kotasının yılın ilk ayında doldurulmuş olduğu da açıklanmıştır. Özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler küresel iklim değişiminden sorumlu olmadıkları etkilerden en çok etkilenmektedirler.
Oxfam’ın Çözüm Önerileri Önemli
Rapor, toplumlar arasındaki eşitsizliği azaltmak için hükümetlere çağrıda bulunarak:
Milyarderler ve büyük şirketlerin adil vergilendirilmelerinin ve vergi cennetlerinin kapatılmasının gerektiğini belirtiyor. Miras vergisi uygulanmasını da öneriyor. İnsanlığın belki de bugün en ciddi adaletsizliği ve birçok çatışmayı yaratan durumu mirasın yanlış kullanılmasıdır. Düşük gelirli ülkelerin bütçelerindeki borçların silinmesini öneriyor ve diyor ki borçlu ülkeler gelirlerinin neredeyse yarısını borç ve faiz ödemeye harcıyorlar. Son yıllarda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ağır borç ve faiz ödemeleri artık sorun olmaya başlamıştır.
Ayrıca Oxfam “Birleşmiş Milletler çatısı altında uluslararası vergi iş birliğinin güçlendirilmesi, küresel ölçekte varlık kayıt sistemlerinin” oluşturulması konusunda hükümetlerin çaba göstermesini istemektedir. Ben de aynı görüşleri paylaşarak, umarım BM dünyanın tümünü temsil eden birlikte güç oluşturduğu bir dünya devleti olarak insanlığa nefes aldırtır.