Kuraklık
Daha Kurak Bir Dünyada Artan Riskler ve Türkiye
Yayınlandı
2 ay önceon
Yazar
Dursun YıldızDursun Yıldız
Direktör
Hidropolitik Akademi

Kuraklık deyince önce meteorolojik, hidrolojik ve tarımsal kuraklık kavramları akla geliyor. Meteorolojik kuraklık genel olarak yağışların azalması, hidrolojik kuraklık bunun uzun sürmesi ve akarsularda akışa geçen ,göllerde, barajlarda biriken su miktarındaki azalma ve tarımsal kuraklık ise toprak neminin azalması ve bitkilerin suya ulaşma zorluğunun artması olarak biliniyor. Dünya Meteoroloji Örgütüne göre kuraklık, büyük bir alanda belirli bir eşiğin altında yağış eksikliğinin bir aydan uzun bir süre devam etmesiyle karakterize edilen anormal derecede kuru hava koşuludur.Diğer bir deyişle; geniş bölgeleri aylarca veya yıllarca etkileyebilen, başta gıda üretimi olmak üzere ekonomik performansı önemli ölçüde azaltan doğal bir afettir.
Uzmanlara göre iklim değişikliği sonucu daha kurak koşullara doğru uzun vadeli bir değişim, dünyayı yeniden şekillendirmektedir.BM Raporların göre; çoraklaşma olarak bilinen bu kademeli kuruma eğilimi artık 2,3 milyar insanı ve Dünya’nın topraklarının %40’ını etkilemekte ve tarım, su ve ekosistemler için ciddi sonuçlar doğurmaktadır.1980’den beri, küresel arazinin %37’si önemli toprak nemi kaybı yaşamıştır. Dünya’da tarım arazilerinin yıllık ortalama 24 milyar tonu toprak erozyonu sebebi ile yok olurken, erozyon sebebiyle 110 ülke çölleşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. İklim değişikliği ile çölleşme, erozyon, kuraklık ve arazi tahribatı küresel olarak yaşanan sorunlar arasında ön plana çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) de, 1994’ten bu yana her yıl 17 Haziran gününü, Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’’ olarak ilan etmiştir..
OECD’nin bu ay yayınlanan kapsamlı çalışmasına göre kuraklığa maruz kalan araziler 1900 ile 2020 arasında iki katına çıkmıştır. Avrupa’da kuraklıktan etkilenen alanlar, güney bölgelerinden kıtanın doğu ve orta kısımlarına doğru genişlemiştir. 2023’te küresel arazi büyüklüğünün yaklaşık yarısı en az bir ay aşırı kuraklık yaşamıştır.
21. Yüzyılın başından bu yana yaşanan kuraklığın sıklığı ve yoğunluğu tüm kıtalarda artmıştır. Küresel kara alanlarının yaklaşık %40’ı, 1950-2000 ve 2000-2020 dönemleri arasında, hem ortalama kurak dönem sayısında hem de ortalama yoğunluklarında artış yaşamıştır. Dünyada kuraklık sıklığı ve yoğunluğunun arttığı sıcak noktalar arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin batısı, Güney Amerika, Güney ve Doğu Avrupa, Güney Avustralya, Kuzey ve Güney Afrika ve Rusya yer almaktadır. 2000 ile 2020 yılları arasında bu bölgelerden birkaçı, 1950-2000 dönemine kıyasla çok şiddetli kuraklıklar yaşamıştır.
OECD Raporunda gelecek 10 yıl içinde kuraklık nedeniyle maliyetlerin bugünden en az %35 daha yüksek olmasının beklendiği yer almaktadır.
Tarım dünya ölçeğinde kuraklıktan en çok etkilenen sektördür. Dünyada gıda üretiminin yaklaşık %60’ı kuru tarıma (yağışa bağlı tarım) dayalı olarak yapılmakta ve toplam gıda üretiminin yaklaşık üçte ikisini sağlamaktadır. Bu nedenle dünyada iklim değişikliği nedeniyle artan yağış rejimi değişimi ve kuraklık eğilimi, dünyadaki gıda güvenliği tehditini de arttırmaktadır.
Artan kuraklık ve çölleşme ile ortaya çıkacak sonuçlar sadece kuraklık etkisi altındaki ülkelerin güvenliğini değil bölgesel olarak da güvenlik ve istikrarı tehdit potansiyeli taşımaktadır. Ekonomik sonuçların ötesinde, şiddetli kuraklık dönemleri sosyal refah ve ekonomik istikrar için temel olan gıda güvenliği ve su sürdürülebilirliği için bir tehdit oluşturur.

Sonuç olarak Dünyanın büyük bir bölümünde kuraklıklar toplumlar, ekosistemler ve ekonomiler için büyüyen bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır.
Yapılan çalışmalar küresel olarak kuraklıklardan kaynaklanan ekonomik kayıpların ve hasarların yılda %3-7,5 oranında artmakta olduğunu ortaya koymaktadır.
Artan kuraklık özellikle azgelişmiş ülkelerde yaşanan sosyal ve ekonomik sorunların artmasına neden olmaktadır. Bu da gelecekte bugün yaşadığımızdan daha yoğun ülke içi çatışmaların, iklim göçleri ve yoksulluk göçlerinin yaşanabileceği anlamına gelmektedir.

Türkiye’de Durum
Türkiye büyük bölümü yarı kurak bir iklim kuşağında yer alan bir bölgesel kuraklık ülkesidir. Bölgesel kuraklıkları son yıllarda daha sık ve daha şiddetli yaşamaya başladık. Ülkemiz yarı kurak/yarı nemli orta enlem bölgesinde bulunan bir bölgesel kuraklık ülkesidir.. Ülkemiz düzensiz bir yağış rejimine sahiptir. Yağışlardaki değişkenlikler anlamlı bir seyir takip etmemektedir. Bu da ülkemizin, şiddeti değişmekle birlikte dönemsel olarak kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Özetle;Türkiye, yağışın yersel değişimi düzensiz olan ve iklim değişikliği etkisinde bulunan bir bölgesel kuraklık ülkesidir. Bu nedenle meteorolojik,hidrolojik ve tarımsal olarak bölgesel kuraklıklar yaşamaktadır. Konu ile ilgili uzmanlar bölgesel kurak periyotların küresel iklim değişimi ile birlikte daha sık ve şiddetli gerçekleşeceğini ve bugüne oranla daha çok tehlikeli olacağını ileri sürmektedir.

Ayrıca Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 2024 yılı İklim Değerlendirmesi Raporunda Türkiye’de yaşanan meteorolojik afet sayılarının yıllara göre çok hızlı bir artış içinde olduğu görülmektedir. 2010 yılında itibaren yıllık ortalama sıcaklık farklarında da hızla artan bir eğilim mevcuttur. Kuraklık öncelikli olarak su kaynaklarını etkilemektedir. Türkiye’nin su kaynakları nüfusa ve bölgelere göre dengesiz dağılmış durumdadır. Su zengini bir ülke değiliz. Uluslararası geçerlilik taşıyan kriterlere göre de nüfusumuz arttıkça su fakiri ülkelerden bir olmaya doğru yaklaşıyoruz. 2040 yılında bazı nehir havzalarımızda su bütçesi açığı yaşanacağı resmi açıklamalarda yer alıyor.

İklim değişikliği nedeniyle yağışın miktar ve dağılımında meydana gelen değişiklikler, baraj doluluk oranlarındaki azalma,yeraltısuyu seviyelerinde düşüş,su kalitesinde bozulmanın yanısıra yağışa bağımlı olan kuru tarım üzerinde de ciddi olumsuz etkiler oluşturmaktadır.
Dünya Tarım Örgütü (FAO)’nun raporlarına göre Türkiye’de tarım alanlarının yaklaşık yarısı orta derecede kuraklık ve çölleşme riski altında bulunmaktadır. Ülkemizde tarım yapılan alanlarının büyük kısmında yağışa bağımlı (kuru tarım) tarım yapılması nedeniyle kuraklığa duyarlılık artmaktadır.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, dünyada kuraklıktan en fazla etkilenecek bölgeler arasında yer almaktadır.Ülkelerin kuraklıktan etkilenme risk seviyesi coğrafi konum,yağış rejimi,iklim yapısı,iklim değişikliğine direnç gibi faktörler ele alınarak belirleniyor. Türkiye’nin kuraklıktan etkilenme risk seviyesi yüksek olup, bu durum özellikle tarım, içme suyu temini ve ekosistem dengesi açısından ciddi etkiler yaratma potansiyeline sahiptir.
Daha Riskli Bölgelerimiz ve Tarım Sektörümüz
Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalara göre 2040-2050 yılında bazı nehir havzalarımızda su bütçesi açığının oluşacağı görülüyor. Bu havzalarımız Meriç Ergene, Susurluk, Kuzey Ege, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Kızılırmak, Konya Kapalı havzası, Burdur Akarçay, Ceyhan, Fırat Dicle ve Asi Havzaları olarak görülüyor.
Ayrıca Su Politikaları Derneği olarak Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı yağış ve meteorolojik kuraklık verileriyle yaptığımız bir çalışmada son 5 yıldır bazı bölgelerimizde bölgesel kuraklıkların daha sık ve şiddetli olarak yaşandığını tespit ettik. Buna göre Trakya ,Marmara’nın güneyi, Ege Bölgesi, Batı ,Orta ve Doğu Akdeniz, Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’nun Batısında bölgesel kuraklıklar daha sık ve daha şiddetli olarak yaşanmaktadır.
Kuraklıkların çevre, ekonomi ve toplum üzerinde derin ve geniş kapsamlı etkileri vardır. Bitki örtüsü ve yaban hayatı üzerinde önemli bir baskı oluşturur, ekosistem dengesini bozar ve biyolojik çeşitliliği tehdit eder. Ekonomik alanda kuraklıklar, tarım, enerji üretimi gibi su yoğun sektörlerin performansını ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Ülkemizde de bu etkiler artarak görülmektedir.
Tarıma büyük ölçüde bağımlı bölgelerimizde, kuraklıktan kaynaklanan su sıkıntısı ve üretimin miktarı ve kalitesinde yaşanan azalma zaten yapısal birçok sorunu olan tarım sektörünü ve çiftçilerimizi çok olumsuz etkilemektedir. Bu durum gıda enflasyonunu ve gıda güvencemizin sağlanması konusundaki endişeleri arttırmaktadır.
Kuraklığın tarıma etkileri 2007, 2008, 2014 ve 2021 yıllarında ülkemizde etkili bir şekilde yaşanmıştır. Bu yıllarda hem verimde hem de kalitede ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. O yıllarda kuraklık sonucu tarımsal üretim önemli ölçüde etkilenmiş ve birçok üreticinin yanı sıra ülke ekonomisi de oldukça zarar görmüştür. İçinde bulunduğumuz yılda da özellikle kuru tarım ürünlerinde kuraklığın etkisi yaşanmaktadır.
Ülkemizde 23,9 milyon hektar olan tarım arazisinin yüzde 28,5’inde üretilen ve stratejik öneme sahip olan buğday ekim alanının dörtte üçü kuru tarım alanıdır. Bu durum kuraklığın yada yağış rejimindeki bir değişikliğin tarımsal üretimimize etkisinin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Yeraltısularımz üzerinde artan riskler
Yeraltısularımız en stratejik su kaynaklarımız olup bu nedenle korumak ve en verimli şekilde kullanılmasını sağlamak zorundayız. Yeraltısularımızın Yaklaşık %95’i tahsis edilmiş durumdadır. Türkiye’de yeraltısuyu seviyelerindeki değişimleri ve kalitesini belirlemek için yapılan çalışmalar birçok bölgede yeraltısuyu seviyelerinin hızla düşüş eğiliminde olduklarını ve kirlenmekte olduklarını göstermektedir. Özellikle yağışın az, tarımsal üretimin yüksek olduğu ve nüfusun yoğunlaştığı bölgelerde aşırı ve kontrolsüz çekimler sonucu bu düşüş daha hızlı ve daha fazla gerçekleşmektedir. Konya bölgesi buna örnek bir bölgedir
Ülkemizde sulamada kullanılan suyun %25’i içme ,kullanma ve sanayi suyunun %54’ü yeraltısularından çekilmektedir. Büyükkentlerimizin içme ve kullanma sularının ortalama %45’i yeraltısularından çekilmektedir
Ülkemizdeki su havzalarımızın altısında ( Meriç-Ergene,Akarçay, Büyük Menderes, Konya Kapalı,Doğu Akdeniz,Asi Havzaları )yeraltısuyu tahsis miktarları emniyetli rezervi ve beslenim miktarlarını aşmış veya aşmak üzeredir. Bu durum bu bölgelerde yeraltısuyu seviyelerinin hızla düşmesine ve kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır
Sanayi bölgeleri dışındaki sanayi tesisleri sularını genellikle yeraltısuyundan çekmektedir. Bu kuyulardaki çekimin kontrolü için sayaç kullanma zorunluluğu bulunmaktadır. Bu anlamda kısmen kontrol altında diyebiliriz. DSİ tarafından yapılan toplam yeraltısuyu tahsislerinin %9’u ( 1,5 milyar m3/yıl) sanayi sektörüne tahsis edilmiştir. Yeraltısuları görünmez kaynaklar olduğu için kurak dönemlerde su seviyelerinin düşmesi gündem olmamaktadır. Bu nedenle çekimler devam etmekte, seviyeler düşmekte ve su kalitesi bozulmaktadır .Kuraklık yaygın ve şiddetli hale geldiğinde içme ve kullanma suyunu yeraltısuyundan ve kaynaklardan temin eden kentlerde su kısıntısına gidilmektedir. Düşen yeraltısuyu seviyeleri nedeniyle çevredeki göl ve sulak alanlar ile nehirlerin sularında azalmalar ve kurumalar ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ekosistem dengesi bozulmaktadır.

Kuraklık için ne yapılmalı ?
Bu konuda alınması gereken tedbirlerin temel olarak iki bacağı vardır. Bunlardan birincisi, yapılması gerekenlere ve riskin yönetilmesine yönelik planlama çalışmaları ki bu konuda havza ölçeğinde planlama çalışmalarımız büyük ölçüde tamamlandı, ikincisi ise bu planların havza ölçeğinde etkin bir şekilde ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla uygulanmasıdır.
Kuraklık, etkileri uzun vadede ortaya çıkan genellikle yavaş gelişen sinsi bir afettir Gelip yerleştiğinde çok büyük ,kalıcı ve uzun süreli birçok sektörü etkileyen zararlar verir. Bu nedenle alınacak tedbirlerin en etkilisi yaptığınız planların tehlikenin tespiti ile aşama aşama uygulamaya geçirilmesidir. Ancak bu uygulamaların başarılı olması için daha önceden ,verimli su kullanımı ,kuraklığa dayanıklı bitki türleri, toplumsal farkındalığın artması gibi bazı hazırlıkların da yapılmış olması gerekir.
Meteorolojik ,hidrolojik ve tarımsal kuraklıklarda olağanüstü tedbirler alarak oluşmuş olan bir krizin yönetiminde sağlanacak başarı sınırlıdır. Bunun için olağan planlı tedbirlerle riskin krize varmadan yönetilmesi gerekir. Risk yönetiminin etkin bir şekilde yapılabilmesi için su yönetim anlayışımızdan su kullanım alışkanlıklarımıza kadar radikal bir düşünce devrimi yapmak zorundayız. Oluşan yeni şartlara göre kurumsal kapasitemizi geliştirmek ve yeni bir su yönetim anlayışı ve su kullanım kültürü yaratmak zorundayız. Ayrıca alınacak hiçbir önlem tek başına tüm riskler için yeterli olmayabilir. Bu nedenle örneğin tarımsal kuraklık riski yönetimi için alınacak önlemler, nehir havzası ölçeğinde kuraklık eylem planlarının oluşturulması ,tarımsal üretim deseninin çeşitlendirilmesi, erken uyarı sistemleri gibi zararı azaltıcı teknolojik gelişmelerden yararlanma, basınçlı sulama sistemlerinin kullanılması, kuraklığa karşı dayanıklı ürün çeşitlerinin geliştirilmesi ve paydaşların kurumsal yapılarının güçlendirilmesi şeklinde sıralanabilir.
Türkiye’de 2017 yılında Ulusal Kuraklık Yönetimi Strateji Belgesi ve Eylem Planı yayımlanmıştır. Bu strateji belgesi ve eylem planı ile kuraklık yönetimi konusunda ilgili kurumlarla iş birliği ve koordinasyonu sağlamak, kuraklık öncesi, kuraklık esnası ve kuraklık sonrası alınacak olan önlemler ile kuraklığın olumsuz etkilerini azaltmak amaçlanmıştır. Bunun yanısra kuraklık yönetiminde teknik ve ekonomik araçlar geliştirerek kurumsal kapasiteyi güçlendirmek ve halkın kuraklık konusunda farkındalığını arttırmak konusunda hedefler ve eylemler belirlenmiştir..
Ancak bu planların havza ölçeğinde etkili bir şekilde uygulanması için güçlü ve etkili bir nehir havza yönetimi kurumsal altyapısı ve katılımcı politikaların uygulanabilmesi için sulama kooperatifleri, sulama birlikleri gibi güçlü paydaş kurumlar, hala oluşturulabilmiş değildir. Ülkemizde 2012 yılında yayınlanan ve 2022 yılında yenilenen bir yönetmelikle kurulan Tarımsal Kuraklık Yönetimi; merkez yönetimi birimleri ve illerde oluşturulan ,tarımsal kuraklık il kriz merkezleri mevcuttur. Ancak kuraklığa karşı daha etkili önlemler alınabilmesi için bu kurumsallaşmanın nehir ve tarım havzaları ölçeğinde de oluşturulması gereklidir.
Bazı Ülke Örnekleri
Kuraklıkla mücadele konusunda Avustralya’da çok önemli çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca entegre nehir havzası yönetimine geçmiş AB ülkelerinde de etkili bir şekilde dönemsel kuraklıkla mücadele edilmektedir. Çünkü kuraklık riskine uyum sağlamak için etkili bir su politikası şarttır İspanya bu konuda yaptığı uygulamalarla AB ülkeleri arasında öne çıkmaktadır. ABD’nin Washington, Kaliforniya gibi bazı eyaletleri de uzun yıllardır kuraklıkla mücadele eden bölgeler arasında yer aldığından kuraklık riski yönetimi konusunda uygulamalarını geliştirmişlerdir.
Bu ülkelerdeki kuraklıkla mücadelede, nehir havzası ölçeğinde entegre planlama yapılarak ,teknoloji destekli şekilde ve katılımcı bir anlayış ile uygulamalar yapılmaktadır.
Şili, Brezilya gibi ülkeler kuraklıkla mücadele konusunda etkin çözüm arayışları içinde olan ülkelerdir. Bu konuda İsrail’in teknoloji destekli olarak kuraklıkla mücadele politikaları da bu konuda yol kat etmiş örnekler arasında sayılmalıdır. Çin, kuraklığın etkilerini yaşayan ve teknoloji destekli etkin önlemler almaya çalışan bir diğer ülkedir.

Beğenebileceklerin
-
Irak’ta Şiddetli Kuraklık. Türkiye Dicle’den ilave su bıraktı
-
İran’da Urmiye Gölü kurudu
-
Hamzabey Barajında su bitti. Elazığ’da umut yeraltısularında
-
SPD Başkanı Yıldız: Ya gelecek sene de kurak geçerse ?
-
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan : Ciddi Bir Su Krizi Yaşıyoruz.Slogan atmakla sorun çözülmüyor !
-
DÜNYA’DA KARALAR KURUYOR, TÜRKİYE İÇİN TEHLİKE BÜYÜYOR…