Connect with us

COP31 -Antalya

COP 31’de gerçek ekolojik ve sosyal maliyetler  masada olacak mı ?

Yayınlandı

on

İklim adaleti için  ekolojik ve sosyal maliyeti kim ödeyecek ?

Dursun Yıldız

Su Politikaları Uzmanı

22 Ekim 2026

Şirket kapitalizmi birçok alanda hegemonyasını artırırken iklim-su adaleti ve  sürdürülebilirlik muhasebesi konusundaki soru işaretleri de artmaktadır.

İklim değişikliğine neden olan salımların büyük bölümü  emperyal ülkelerin ve ulusötesi şirketlerin sorumluluğunda . Bu salımları yapan şirketlerin bilançolarında, üretimin ekolojik ve sosyal maliyetlerinin dışsallaştırıldığı görülüyor.  Bu nedenle COP 31’e yaklaşırken aşağıdaki sorular öne çıkıyor :

Net-zero taahhütleri, karbon kredileri ve entegre raporlar, ekolojik ve sosyal maliyetleri dışsallaştıran hegemonik sermayenin yeşile boyanmış  kamufle etkinlikleri mi acaba?

Bu etkinlikler, fosil sermayenin devamını sağlayan, kamuoyunu  yanıltan ve yeni yeşil birikim rejimini meşrulaştıran birer yeşil arınma  mekanizması olarak mı sürdürülüyor ?

Dışsallıklar içselleştirilmelidir.

Bu soruların yanıtı, neoliberal sistemin gelişmiş ulusötesi  şirketlerinin muhasebe sistemlerindeki “sürdürülebilirlik muhasebesi “ anlayışına bakılarak verilebilir. Gerçek sürdürülebilirlik  muhasebesinde , ekolojik ve sosyal maliyet dışsallıkları   içselleştirilmelidir. Karbon salımının büyük bölümünden ve çevre tahribatından sorumlu şirketlerin  yarattıkları olumsuzlukları kamufle edip iklim adaptasyonu için az gelişmiş ülkelere kısmi yardımlarladurumu geçiştirme çabasında oldukları görülmektedir.

Ekolojik ve sosyal maliyetleri ekonomik kararların dışında bırakan bir muhasebe sistemi, ekonomik büyümeyi ölçebilir; ancak gerçek refahı ve sürdürülebilir kalkınmayı doğru ölçemez.

Ekolojik ve sosyal maliyetler gerçekte ortadan kalkmaz; yalnızca ekonomik muhasebenin dışında bırakılarak görünmez hale getirilir.Görünmez hale gelen bu maliyetleri doğa, toplum ve gelecek kuşaklar üstlenir.

Gerçek sürdürülebilirlik, ekonomik faaliyetlerin yarattığı finansal faydaların yanında ekolojik ve sosyal maliyetlerin de karar alma, fiyatlandırma ve muhasebe sistemlerine içselleştirilmesini gerektirir. Ancak sürdürülebilirlik, yalnızca bu maliyetlerin parasallaştırılmasıyla sağlanamaz; doğal sermayenin korunması, ekolojik sınırların gözetilmesi, sosyal adaletin sağlanması ve gelecek kuşakların haklarının güvence altına alınması da zorunludur

Şirketlerin Karbonsuzlaştırma Hedefleri

Özellikle ABD’de bazı büyük şirketlerin Net Zero (Net Sıfır Emisyon) hedeflerini ertelemesi, iklim girişimlerinden ayrılması veya kamuoyuna yönelik iklim açıklamalarını azaltması, şirketlerin iklim mücadelesinden geri çekildiği algısını güçlendirmiştir.2026 yılı itibarıyla genel eğilim, şirketlerin karbonsuzlaştırma stratejilerini yeniden değerlendirmesi ve uygulama biçimlerini değiştirmesi yönündedir.

Şirketlerin karbonsuzlaştırmadan kitlesel biçimde geri çekildiğini söylemek doğru olmasa da  mevcut ilerlemenin  küresel iklim hedeflerine ulaşmak için yeterli olmadığı görülmektedir.

COP 31’de masada ne olmalı

BM Genel Sekreteri Guterres, 16 Ekim’de Erivan’da yaptığı konuşmada, fosil yakıtlara verilen desteklere “intiharı desteklemek” dedi. BM’nin tahminine göre doğaya ve iklime zarar verebilen kamu teşvikleri yılda yaklaşık 2,6 trilyon dolar. Doğayı korumak ya da onarmak için harcanan her 1 dolara karşılık, doğayı bozan faaliyetlere yaklaşık 30 dolar gidiyor.COP 31’e bu ve benzeri  tespitlerle gidiliyor ve COP 31 ‘in daha farklı olacağı da ifade ediliyor.

COP 31’in önceki konferanslardan farkını belirleyecek olan , yaşanan iklim adaletsizliğinin kök nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik uygulanabilir kararlar olacaktır.

Alınacak kararlarda, büyük taahhütlerin dışında, sorunun kök nedenlerine ve gerçek çözümlerine ne kadar yer verilecektir?

Küresel olarak artan iklim değişikliği etkileri ve iklim ile su adaletsizliği baskıları, uluslararası konferanslardaki gündemi de belirlemeye başlamıştır. Neo-liberal sistemin yeşil ekonomi hegemonyasına yönelik artan eleştiriler, uluslararası konferansların çoğunda “teoriden uygulamaya geçiş” başlığını gündeme getirmeyi  zorunlu kılmıştır.

COP31’de “Sürdürülebilir Uygulamaya Geçiş” teması altında  “sürdürülebilir bir dünya için sosyal ve ekolojik maliyet muhasebesi” masaya konulup tatmin edici bir sonuç alınamazsa, bu  zirve de küresel  kamufle operasyonlarından bir diğeri şeklinde değerlendirilecektir.

Tatmin edici bir sonuç olarak , mevcut yapısal sorunların sonuçlarını kısmen düzeltmeye değil kök nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik çözümler anlaşılmalıdır. Bu anlamda  iklim finansmanı tartışmalarındaki  “ Daha fazla para verin “ retoriği kavram olarak da miktar olarak da yine yetersiz kalacaktır.Zaten daha önce taahhüt edilen finansmanın büyük ölçüde krediler üzerinden sağlandığı  ve hibe payının sınırlı kaldığı bilinmektedir.  Bu nedenle zirvede bu klasik tartışmaların, yapısal temel sorunların konuşulmasını engelleyen araçlar  olması da önlenmelidir.

COP 31’den beklentiler

Zirveden çıkacak çözüm önerileri , neoliberal düzenin yeni ve yeşil  kâr alanları olmaktan çıkarılarak gerçek çözümlere ve taahhütlerin toplumsal denetimine  yönelik  etkin  araçlara dönüştürülmelidir.

COP 31 gündeminde ekolojik ve sosyal maliyetlerin önceden şirket muhasebesine dahil edilmesi de yer almalıdır. Ayrıca  ödenmeyenler de ekolojik borç, sosyal borç şeklinde  nesillerarası adaleti de kapsayan  kavramlar olarak gündemde tutulmalıdır.Ekolojik ve sosyal maliyetler gerçekte ortadan kalkmaz; yalnızca ekonomik muhasebenin dışında bırakılarak görünmez hale getirilir.Görünmez hale gelen bu maliyetleri doğa, toplum ve gelecek kuşaklar üstlenir.

Son dönemde şirketler karbonsuzlaştırma stratejilerini yeniden değerlendirmekte ve  artık iddialı taahhütler  yerine giderek ekonomik getirisi hesaplanan,  ölçülebilir emisyon azaltım projelerine yönelmektedir.COP31 açısından temel mesele, şirketlerin  bu hedefleri ne ölçüde gerçek, doğrulanabilir ve kalıcı emisyon azaltımlarına dönüştürdükleri  olmalıdır. Bu nedenle COP31’in gündeminde yalnızca yeni kurumsal taahhütlerin değil, mevcut taahhütlerin uygulanmasının, finansmanının ve bağımsız biçimde izlenmesinin de güçlü biçimde yer alması gerekir.

Ancak kirletenin ödeme yapması, her koşulda kirletme hakkı elde etmesi anlamına gelmemelidir. Öncelik, geri dönüşü olmayan ekolojik zararların önlenmesidir.Sonuç olarak: Ekolojik ve sosyal dışsallıkların içselleştirilmesi, gerçek sürdürülebilirlik için gerekli fakat tek başına yeterli olmayan bir koşuldur.

Dünyadaki çok hızlı değişime ve artan  eşitsizliğe  uygun olarak COP31’de de  katılımcılar, konuyu ele alma ve uygulamalar açısından eksiklikleri görerek  paradigmayı değiştirmelidir. COP 31 ve diğer uluslararası konferanslar  sadece  şirketlerin bozduklarını yapmaya yönelik geliştirdikleri  teknik projelerin tanıtımıyla veya bunlardan oluşan zararların  pazarlıklarıyla sınırlı kalmamalı, geçmişte alınan kararları ve sistemi sorgulayan dönüştürücü zirveler olmalıdır.Bu zirvelerde sistemin eksikliklerinin tamamlanacağına dair boş taahhütler verilerek sistemin sürmesi için meşruiyet arama çabalarından vazgeçilmelidir. Ayrıca bu zirvelere  sivil toplumun sanal temsiliyeti yerine üniversitelerin, yerel toplulukların ve eleştirel aklın gerçek katılımı da  sağlanmalıdır.Aksi takdirde, bu zirvelerin dünyayı kirletenlerin kirletmelerine hegemonik meşruiyet oluşturma zeminleri olduklarına dair eleştiriler haklılık kazanarak sürecektir.

Okumaya devam et
Yorum atmak için tıkla

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copyright © 2016 Su Politikaları Derneği Tüm Hakları Saklıdır.