Yayınlandı
2 hafta önceon
Yazar
admin
Dursun Yıldız
SPD Başkanı
23 Ocak 2026
Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık enstitüsü tarafından 2026 yılında yayımlanan son rapor, gezegenin su kaynakları açısından geri dönüşü olmayan bir eşiği aştığını ortaya koyuyor. Raporda, insanlığın suyu yenilenme hızının çok üzerinde tükettiği, bu nedenle artık geçici bir “su krizi”nden değil, kalıcı bir “küresel su iflası”ndan söz edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Birleşmiş Milletler Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından hazırlanan çalışmaya göre, dünya genelinde nehirler, göller ve yer altı su rezervleri kendilerini yenileyemeden hızla tükeniyor. Uzmanlar, “su stresi” veya “su krizi” gibi kavramların mevcut tabloyu hafiflettiğini ve gerçeği yansıtmadığını belirtiyor.
Raporda yer alan bölgesel örnekler durumun ciddiyetini gözler önüne serimektedir. Afganistan’ın başkenti Kabil, mevcut eğilimler devam ederse suyunu tamamen kaybeden ilk modern kent olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.. Meksika Şehri, aşırı yer altı suyu çekimi nedeniyle her yıl yaklaşık yarım metre çöküyor. ABD’nin güneybatısında ise Colorado Nehri’nin azalan suları, eyaletler arasında süregelen gerilimlere yol açıyor.
Raporun başyazarı Kaveh Madani, mevcut durumu “kriz” olarak nitelendirmenin yanıltıcı olduğuna dikkat çekmektedir. Madani’ye göre kriz tanımı, geçici bir sarsıntı algısı yaratmaktadır, oysa dünya artık eski su koşullarına geri dönemeyecek bir noktadadır. Bu nedenle hem mevcut zararları azaltmak hem de “çok daha sınırlı bir yeni normale” uyum sağlamak gerekmektedir.
SU İFLASI: Sorunların kalıcı hale gelmesi durumu
Raporda su iflası kavramı, ekonomik bir metaforla açıklanıyor. Yağmur ve kar yoluyla doğa suyu bir gelir gibi sunarken, insanlık bu gelirin çok üzerinde harcama yapıyor. Yer üstü ve yer altı su kaynakları, kendini yenileme hızından daha hızlı tüketiliyor. İklim değişikliği, artan sıcaklıklar ve uzun süreli kuraklıklarla bu açığı daha da derinleştiriyor.
Su iflası, insan-su sisteminin kalıcı bir kriz sonrasındaki durumunu tanımlamaktadır.Bu durumda Yeraltı su kaynakları, nehirler, göller, sulak alanlar, topraklar, buzullar ve tatlı su biyoçeşitliliği, tarihsel ekosistem işlevlerinin bir kısmını kaybedecek ve su üretim döngüsünü bozarak su kaynaklarını daha sınırlı hale getirecek noktaya kadar bozulmuştur.
Raporda eski “normal” in artık geri kazanılamaz olduğu yer almaktadır. Bir diğer deyişle eski hidrolojik ve ekolojik koşullara tam olarak geri dönüşün ulaşılabilir bir hedef olmaktan çıktığı belirtilmektedir.

Rapordan çarpıcı sonuçlar
Raporda yer alan veriler, küresel ölçekteki su kaybının boyutunu net biçimde ortaya koyuyor:
Uzmanlara göre pek çok bölge, artık kendi “hidrolojik kapasitesinin” ötesinde su kullanıyor . Bu durum yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. İçme suyuna erişimin zorlaşması, tarımsal üretimde gerileme, zorunlu göçler ve ekosistem kayıpları bu sürecin başlıca etkileri arasında yer alıyor.
BM raporu, küresel insan-su sisteminin bir bütün olarak Küresel Su İflası çağına girdiğini ortaya koymaktadır. Rapora göre her havza veya ülke su iflası yaşamamış olsa da, dünya genelindeki birçok kritik sistem bu eşikleri aşmış durumdadır. Küresel ticaret ve göçler, iklim değişikliği ve jeopolitik bağımlılıklar yoluyla birbirine bağlıdır; bu nedenle küresel risk ortamı artık temelden değişmiştir.
Plan-Politika ve Uygulama Üçlüsü Gerekli
Raporda, kısa vadeli önlemler yerine uzun soluklu ve köklü politikaların hayata geçirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Öneriler arasında:
Araştırmacılar, suyun ülkeler arası anlaşmazlıkların ötesinde, parçalanmış bir dünyada iş birliği sağlayabilecek ortak bir zemin sunduğunu da vurguluyor. Raporda ayrıca, iklim değişikliğinin sınırlandırılmasının hem insanlar hem de ekosistemler için yeterli ve sürdürülebilir suya erişimde kritik öneme sahip olduğu özellikle belirtiliyor.
Dünya daha kurak ve riskli bir döneme doğru ilerlerken tüm alanlarda ve özellikle suyun ortalama %75’inin kullanıldığı tarımsal sulamada verimliliği arttırmak çok daha önem kazanmaktadır. Tarımda suyu daha verimli kullanmak, etkili izleme ve düzenlemelerle bir araya getirildiğinde küresel su tüketiminde %40’a kadar tasarruf sağlanabileceği görülmektedir. Bitkisel üretimi suyun bol olduğu ve verimli kullanıldığı alanlarla uyumlu hale getirmek, nehirler, göller ve akiferler üzerindeki baskıyı azaltacaktır.
Bunun yanısıra ;Su dağıtım sistemi iyileştirilerek, sanayide arıtılmış atık suyun çevrim içi kullanımını geliştirerek, suda arz ve talebi birlikte yöneterek ,yağmur suyu hasadı ve gri su kullanımını teşvik ederek, su verimliliği için teknolojik yeniliklerden yararlanarak, su kurumlarını güçlendirerek kuraklığa karşı direncimizi arttırmak zorundayız.
Bu konuda gerçek bir ilerleme kaydetmek için bu yeni bilgileri politikaya politikayı da uygulamaya hızla dönüştürmek zorundayız.
Yeni veriler, yeni araştırmalar, teknolojik ilerlemeler uydu görüntüleri, artan tehditleri ortaya koyduğu gibi sahip olduğumuz suyu nasıl koruyacağımız, kullanacağımız ve yöneteceğimiz konusunda da büyük olanaklar sağlıyor.
Bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlar ve teknolojinin sağladığı olanaklar da kullanarak eyleme geçip hem suyumuz güvence altına almalıyız hem de gelecek nesillerin daha dayanıklı bir gezegen miras almasını sağlamalıyız.
Kuraklık gelip geçici bir meteoroloji olayı değil sosyal, ekonomik ve çevresel kalıcı etkileri olabilen bir afettir. Bu dönemleri değerlendirirken asıl soru bunun bir daha olup olmayacağı değil, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanıp hazırlanmayacağımız olmalıdır.

Gıda güvenliğinde sulama suyu kalitesinin önemi
Ankara Barajlarına geçen yılın Ocak ayına nazaran iki kat su girdi.
Ankara’daki su krizinin reçetesini Su Politikaları Derneği Başkanı açıkladı
Türkiye’de kuraklık: Kent kent su kaynaklarının durumu
Göllerimizin kurumsal sahibi yok !
Barajlar boşaldı , Kentleri yeraltısuları kurtarıyor !