su güvenliği

Türkiye su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer alıyor mu?

Dünya yüzeyine eşit olarak dağılmamış olan suyun önemi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, düzensiz kentleşme, aşırı nüfus artışı, sera gazlarındaki artış ve sanayileşme ile birlikte giderek artıyor. Öyle ki, 2030 yılında su talebi ile arzı arasındaki farkın yüzde 40’a çıkması, uluslararası ilişkilerde bir silah ya da baskı unsuru haline gelmesi ve 2030’a kadar 700 milyon kişinin su kıtlığı nedeniyle yaşadıkları bölgelerden göç etmeleri öngörülüyor.

Türkiye su sıkıntısı çeken ülkeler arasında yer alıyor mu?

M.Ö 4. yüzyılda Empodekles’in “Dünya, su ve topraktan meydana gelmiştir” sözü ve bu düşüncenin genişletilerek “Bütün cisimler su, toprak, hava ve ateşten oluşmaktadır” şeklinde ‘Dört element kavramı’nın ortaya atılması, modern bilimin “Yaşam suda başlamıştır”, “Susuz yaşam olmaz” şeklindeki tanımlaması, suyun sadece bugün değil, çok eski yıllarda da yaşam için önemi ortaya koyuyor.

Son olarak Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) Başkanı Andrew Steer, kimsenin konuşmadığı temiz içme suyu sorununun, dünyada yaşanan bir numaralı kriz olduğunu vurgulayarak, “Bu sorunun sonucu olarak ortaya gıda sıkıntısı, iç karışıklıklar, göç ve mali istikrarsızlık görülüyor.” ifadesini kullanmıştı.

Dünya’nın yüzde 70’inin sudan oluşmasına rağmen tatlı su oranı yalnızca yüzde 2,5 civarında. 2025’e kadar dünya nüfusunun yarısının su kaynaklarının yetersiz olduğu bölgelerde yaşayacağı belirtiliyor. Yapılan araştırmalara göre, dünyada 2,1 milyar kişi temiz su imkanından yoksun kalıyor, yerküredeki suyun yaklaşık yüzde 70’inin tarımda tüketiliyor. Dünya nüfusunun yüzde 40’ını oluşturan 80 ülkede su sıkıntısı yaşandığı, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin de su kaynaklarına etkisi düşünüldüğünde önümüzdeki yıllarda dünyayı bir “su krizinin” beklediğini öngörmek hiç de da zor değil.

Peki, geleceğimizin belirlenmesinde daha da önemli bir rol oynayacak olan su ile ilgili kıtlık yaşayacak riskli ülkeler hangileri? Birleşmiş Milletler (BM) Eski Genel Sekreteri Boutros Gali, “Geleceğin savaşları politik nedenlerden değil, su için çıkacaktır” açıklaması gerçek mi olacak?

Geçmiş yüzyılda yaşanan petrol savaşlarının yerini su savaşları alır mı? Su göçlerinin günümüze yansıması nasıl olacak? Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin Dünya ve Türkiye’deki su kaynakları üzerindeki etkileri nelerdir? Türkiye riskli ülkeler kategorisine giriyor mu? Deniz suyunun arıtılması su krizine çare olabilir mi?

DÜNYA’DAKİ SU HACMİ NE KADAR?

Dünya’daki toplam su miktarı yaklaşık 1,4 milyar km3 civarındadır. Dünyanın yüzde 70’i sudan oluşuyor. Ancak bu suyun yalnızca yüzde 2,5’i tatlı su iken iklim değişikliği, endüstriyelleşme ve nüfus artışı nedeniyle yerküredeki kullanılabilir su kaynaklarının önemi artarak devam edecek. Dünyada su kaynaklarının yüzde 97,2’si okyanuslar, yüzde 2,15’i buzullar, yüzde 0,26’sı yer altı suları, yüzde 0,009’u tatlı su gölleri, yüzde 0,008’i kapalı denizler, yüzde 0,005’i topraktaki nem, yüzde 0,001’i atmosferdeki su ve yüzde 0,0001’i ise akarsulardan oluşuyor. Tatlı su kaynakları dünyada eşit şekilde dağılmadığı için kıtalar, bölgeler ve hatta ülke içinde farklılıklar gösteriyor.

EN ZENGİN VE EN KURU KITALAR HANGİLERİ?

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütüne (FAO) göre, Amerika kıtası dünyada yıllık olarak yenilenebilir tatlı su kaynaklarının yüzde 46’sına sahiptir. Bu nedenle de dünyada su bakımından en zengin kıtaların başında geliyor. Kıtada, kişi başına yenilenebilir tatlı su kaynakları günde ortalama 55 bin 500 litreden oluşuyor. Okyanusya ise yıllık yenilenebilir tatlı su kaynaklarının yalnızca yüzde 2’sini barındırdığından yerküredeki en kuru kıtalardan birini oluşturuyor. Ancak düşük nüfus yoğunluğu nedeniyle kişi başına düşen tatlı su miktarı birçok bölgenin önünde seyrediyor. Asya, günlük 7 bin 750 litre ile kişi başına düşen yenilenebilir tatlı su kaynakları miktarı bakımından en düşük bölgelerden biri. Günlük kişi başına düşen yenilenebilir tatlı su kaynakları Kuzey Afrika’da 750 litre iken Arap Yarımadasında ise 230. Kuveyt ise günde 16 litre ile en az kişi başına yenilenebilir tatlı su kaynağına sahip.

Öte yandan dünyanın farklı bölgelerinde milyarlarca kişi ev ve iş yerlerinde temiz ve güvenlik suya erişemiyor. Ayrıca okullarda da bu sıkıntı yaşanıyor. Uluslararası birçok örgüt, özellikle kadınlar, çocuklar, yerliler ve mülteciler gibi dezavantajlı grupların temiz suya erişimlerinin hala kısıtlı olduğuna dikkat çekiyor.

 2,1 milyar kişinin evinde temiz su yok

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre, dünyada 2,1 milyar kişinin evinde temiz su bulunmuyor. Bu kişilerin 844 milyonu temel içme suyu ihtiyacını karşılamakta güçlük çekerken, çoğunluğu Sahra Altı Afrika’da olmak üzere 263 milyon kişi musluktan su temin edebilmek için yarım saat beklemek zorunda kalıyor. Ayrıca, 159 milyon kişi de su ihtiyacını yüzey sularından karşılıyor.

700 milyon kişi göç etmek zorunda kalabilir

UNICEF’e göre ise dünyada her 4 ilkokuldan biri temiz içme suyu imkanından yoksun. Bunların yanı sıra her gün 700’den fazla 5 yaşın altındaki çocuk, hijyenik olmayan sudan kaynaklı ishalden yaşamını yitiriyor. DSÖ, dünyada temiz ve güvenli suya erişimi bulunmayan kişilerin yüzde 80’inin kırsal bölgelerde yaşadığını belirtiyor. Aynı zamanda zenginler, suya ulaşmak için daha az maliyet öderken, fakirler ise aynı hizmete sahip olabilmek için daha fazla para ödemek zorunda kalıyor. FAO verilerine göre, gelişmiş ülkelerde evsel ihtiyaçlar için kişi başına günde 800 litreye kadar su tüketilirken, gelişmemiş ülkelerde bu oran 10’a kadar düşüyor. Dünya nüfusunun yarısının 2025’e kadar su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgelerde yaşayacağı tahmin ediliyor. Küresel Su Enstitüsü’nün verileri, 2030’a kadar 700 milyon kişinin su kıtlığı nedeniyle yaşadıkları bölgelerden göç etmek zorunda kalacakları uyarısında bulunuyor.

Tarım ve sulamada ne kadar su kullanılıyor?

Temiz suya erişim 21. yüzyılda insanlığın en önemli ortak meselelerinden birini oluşturuyor. Dünya genelinde suyun yüzde 70’i tarım, yüzde 20’si endüstri ve yüzde 10’u da evsel olarak kullanılıyor. Yerküredeki suyun yaklaşık yüzde 70 tarımda tüketilmesi bu alanda doğru ve etkin kullanımın önemini bir kez daha gündeme getiriyor. FAO verileri, 2030’a kadar gelişmekte olan ülkelerdeki sulanan alanların yüzde 34 oranında artacağına dikkat çekiyor. Sulama yöntemlerindeki geliştirme ve iyileştirmeler neticesinde ise tarım sulamalarında kullanılan su miktarının yalnızca yüzde 14 artabileceğini belirten FAO, bu nedenle verimli, etkin ve sürdürülebilir sulama yöntemlerinin önemini vurguluyor.

TÜRKİYE’DEKİ SU HACMİ NE KADAR?

Coğrafi konumu nedeniyle değişik özelliklere sahip bir ülke olan Türkiye, üç tarafı sularla çevrili olmasına rağmen “su stresli” (Yıllık içme suyunun kişi başına 1.700 metreküpün altına düşmesi) bir ülke olduğu biliniyor. Türkiye, aşırı sıcaklıklara sahip “yarı kurak” bir bölgede yer alıyor. Türkiye’nin su kaynakları doğal göllerden, ırmaklardan, rezervuarlardan ve yeraltı sularından oluşuyor.

Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık 574 mm olup, yılda ortalama 450 milyar m3 suya tekabül ediyor. Ülkemizin brüt yer üstü suyu potansiyeli 185 milyar m3’tür. 18 milyar m3 olarak belirlenen yeraltı suyu potansiyeli ile birlikte ülkemizin tüketilebilir yerüstü ve yer altı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar m3 olup, 54 milyar m3’tür. Bunun 40 milyar m3’ü sulama, 7 milyar m3’ü içme-kullanma ve 7 milyar m3’ü de sanayide kullanılıyor.

2023 yılında 1.220 metreküpe düşecek

2019 yılında kişi başına düşen su miktarı 1400 metreküp civarındadır. Avrupa’daki ve Dünyadaki diğer ülkeler incelendiğinde, Türkiye, kişi başına kullanılabilir su miktarı açısından su sıkıntısı çeken ülkelerden biri olarak göze çarpıyor. Genel bir kural olarak, kişi başına yıllık 5.000 metreküpten fazla su potansiyeli olan bir ülke “su zengini” olarak kabul ediliyor. 2023 yılında 100 milyon nüfusa sahip olması beklenen “su stresli” Türkiye’nin, 2023 yılındaki su potansiyeli 1.120 m3/kişi seviyesine düşmesi bekleniyor.

SU SAVAŞLARI YAŞANIR MI?

Amerikan Ulusal İstihbarat Müdürlüğü’nün yedi yıl önce hazırladığı rapora göre, dünyada içme suyu kaynakları, 2040 yılına kadar küresel talebe cevap veremeyecek duruma gelecek. Dolayısıyla 2020’den sonra su savaşları yaşanabilir.

22 Mart Dünya Su Günü’nde yayımlanan raporda; Ortadoğu, Güney Asya ve Kuzey Afrika, su kıtlığının en şiddetli hissedileceği bölgeler olarak sıralandı. Su kaynaklarına ilişkin sıkıntı, gelişmekte olan ülkelerin hidroelektrik santrallerinden enerji elde edilmesini güçleştirecek, ekonomik potansiyellerini olumsuz etkileyecek. Yeraltı su kaynaklarına aşırı yüklenilmesi de, toprağın kalitesini olumsuz etkileyecek, bağlantılı olarak gıda üretimini baltalayacak, bu da sosyal patlamalara yol açabilecek. Yakın zaman için su savaşları öngörüsü yapılmasa da, halihazırda 7,7 milyar olan dünya nüfusunun artışı bu hızla sürdükçe, su kaynaklarının azalması ve kirlenmesiyle yeni sorunlar ortaya çıkabilir.

Öyle ki, 2030’da su talebi ile arzı arasındaki fark, yüzde 40’a çıkacak. Ve su, uluslararası ilişkilerde bir silah ya da baskı unsuru haline gelecek. Küresel ısınmasının su kaynakları üzerindeki etkisini, 2040’tan sonra daha da artırması bekleniyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından özel olarak incelendiği belirtilen rapor bir tavsiyeye de yer veriyor, suyun yüzde 70’i tarım alanında tüketildiği hatırlandığında, tarımsal teknolojinin geliştirilmesi, kentlerde su tasarrufuna gidilmesi, süreci uzatabilir.

Petrolün yerini su savaşları mı alacak?

Belki yakın zamanda değil ama uzmanların açıklamalarına bakıldığında önümüzdeki yıllarda petrol savaşlarının yerini su savaşlarına alması çok da uzak bir ihtimal olarak görünmüyor. BM’nin bir raporuna göre dünyada 2 insandan biri susuzluk problemi yaşayacak. Bu nedenle insanoğlu susuzluğa karşı baraj inşa ediyor. Dünya genelinde 57 bin büyük baraj bulunuyor. Örneğin, Nil Nehri üzerine kurduğu barajlar nedeniyle Mısır, Sudan ve Etiyopya ile, Angola ise Namia ve Botswana ile sorun yaşıyor.

2035 yılından sonra Dünya genelinde ciddi anlamda bir su kıtlığı yaşanacağı öngörülüyor. Bu sebeple özellikle Ortadoğu merkezli bir savaşın çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu bağlamda özellikle ABD ve Rusya’nın Dünya’nın tatlı su rezervi en yüksek olan yeri Antarktika Kıtası’nda hak talep etme savaşları işte bu yüzden. Ortadoğu eksenli ve İsrail odaklı su politikaları İsrail tarafından 1960’lı yıllarda faaliyete başlamış ve İsrail bu yönde ciddi anlamda su politikaları yürütmüştür. Dünyada su için başlatılan mücadeleler şimdiden ileri boyutlara ulaşmış durumda.

Randhir’e göre kavgalar artacak

ABD’deki Massachusetts Üniversitesi Çevre Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Timothy O. Randhir’e göre tarihsel olarak bakıldığında Ortadoğu’da ve Amerika’nın bazı bölgelerinde böyle uyuşmazlıklar bekleniyor. Su kaynaklarının farklı ülkeler tarafından paylaşıldığı bölgelerde de su sorunları bekleniyor. Randhir bunlara Nil Nehri ve Amerika ile Kanada arasındaki bölgeyi örnek veriyor.

Dünya nüfusunun yüzde 60′ından fazlasına sahip Asya kıtası, bu kullanılabilir suyun yüzde 36′lık bir kısmına sahip. Öte yandan dünya nüfusunun yüzde 6′sına karşılık gelen Güney Amerika kıtasında kullanılabilir suyun yüzde 26′sı bulunuyor. Sadece Amazon nehri ise tüm dünya üzerindeki kullanılabilir suyun yüzde 15′ini oluşturuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün tahminlerine göre 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 66′sı su sıkıntısı çekecek.

Çözümü ise havza yönetimine önem verilmesi ve sudaki kirlenmenin önüne geçilmesi. Olası su savaşlarının taraflarıyla ilgili çok sayıda öngörü bulunuyor. Bunlardan en dikkat çekicisi dünya nüfusunun yüzde 5’ini barındırmasına rağmen dünya su kaynaklarının sadece yüzde 1’ine sahip olan Ortadoğu. Yakın dönemde ve günümüzde petrol gibi enerji kaynakları ekseninde çatışmaların yaşandığı Ortadoğu böyle giderse bir de su için savaşacak.

UNESCO’ya göre Ortadoğu’da su kaynakları için çıkabilecek olası çatışmalar şöyle:

-Fırat ve Dicle için Türkiye, Suriye ve Irak arasında çatışma olasılığı görülüyor.

-Şeria Nehri için ise Ürdün, İsrail, Lübnan ve Filistin arasında anlaşmazlıklar var ve çatışma olasılığı bulunuyor. Afrika’da ise Nil Nehri’nin Mısır, Etiyopya ve Sudan arasındaki bir su savaşına neden olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

-Orta Asya’da ise Aral gölü etrafında Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında bir hesaplaşma olasılığı var. Güney Asya’da Wular Barajı ile ilgili Hindistan – Pakistan gerilimi var. Farraka barajı için Hindistan ile Bangladeş geriliyor.

-Mahakali Irmağı ise Nepal ile Hindistan’ın arasında el bombası gibi duruyor. Güneydoğu Asya’da Mekong Irmağı’nı denetleyecek barajlar yapmaya kalkışan Kamboçya, Çin, Laos, Myanmar, Tayland ve Vietnam’ın karşı karşıya gelme olasılığı var.

-Güney Afrika’da Bostwana ve Namibya birçok kez su için çatışmanın eşiğine geldi.

-Libya’nın tükettiği fosil sular ise Cezayir’i geriyor. ABD ile Meksika arasındaki Kolorado Irmağı suyunun paylaşımı sorunu da bir dinamit gibi ortada duruyor.

-Uruguay, Arjantin, Brezilya ve Paraguay’ı kapsayan La Plata da Güney Amerika’nın da çatışma olasılıkları içinde yer alabileceğini gösteriyor. Tarih boyunca su ile ilgili sebeplerden yaşanmış kimi anlaşmazlıklar, çatışmalar ve bölgesel ayaklanmalar da oldu.

-1990 yılında Atatürk Barajı’nın yapımı için bir süre Fırat’ın sularının akışı engellendi. Suriye ve Irak Türkiye’yi protesto etti ve barajın Türkiye için bir savaş silahı olduğunu savundu.

-Yine 1990’lı yıllarda Turgut Özal, PKK’ya destek verdiği gerekçesiyle Suriye’yi uyardı ve suyu kısıtlamakla tehdit etti. Sadece 2014 yılı içinde olan olaylar bile endişe verici.

-Meksika’da su kaynakları üzerindeki kontrolle ilgil bir meseleden dolayı yerel halkla polis arasında çatışma çıkmış ve 100’den fazla polis yaralanmıştı.

-Yine 2014’de Suriye hükümeti, muhalif güçlerin Halep’teki su istasyonunu bombaladığını ve su krize neden olduğunu iddia etmişti.

-Kırım’ın Rusya’ya katıldığını açıklamasının ardından Ukrayna’nın Kırım’a giden su kaynaklarını kestiği iddia edilmişti.

-Nijerya’da çiftçilerle sürü sahipleri su kaynakları yüzünden karşı karşıya geldi. Nijerya hükümeti çatışmayı ancak askeri bir operasyonla engelleyebildi. Gürcistan, Rusya’nın sınırdaki su ünitelerine sürekli olarak sabotaj yaptığını iddia etti.

Su savaşı, şuan silahlarla yaşanmasa da ticarileşmesine karşı çıkanlarla el koyanlar arasında yaşanmaya devam ediyor.

YILDIZ: SU SAVAŞINI ÖN GÖRMEK KOLAY DEĞİL

Su Politikaları Derneği (SDP)  Hidropolitik Akademi Başkanı, İnşaat Mühendisi ve Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız,  küresel su sorunu ve alınması gereken önlemlere ilişkin intell4’ün sorularını yanıtladı.

Soru: İklim değişikliği su kaynaklarını ne kadar etkileyecek? Dünya’da ne kadar su kaldı?

Cevap: İklim değişikliği dünyanın bazı bölgelerinde yağışlarda azalma bazı bölgelerinde ise ani kısa süreli ve şiddetli yağışlarda artış şeklinde etkili olmaya başladı. Dünyanın suyu oluşum döneminden itibaren çok fazla değişmedi. Çünkü dünyada  su oluşumu diğer bazı  oluşumlar gibi doğal çevrime bağlıdır. Yeryüzüne düşen su miktarı aynı olmasına rağmen 20. yüzyıldan itibaren su kaynakları kirletilmeye başladı. Nüfus 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızla arttı. İklim değişimi etkisiyle yağışlardaki düzensizlikler arttı. Bu da kişi başına düşen su miktarının Kuzey Afrika ve Ortadoğu, Akdeniz, Arabistan yarımadası, Orta Asya’nın bazı bölgelerinde  azalmasına neden oldu. Dünyanın suyu iyi yönetilebilirse artan nüfusun gıda ihtiyacını daha uzun dönem  karşılayabilecek kadar yeterli. Ancak bu durum ürettiğinden 1,6 kat daha fazlasını tüketen bir dünyanın tüketim çılgınlığını sürdürülebilir olarak karşılayamaz.

Soru: Türkiye’nin su kaynaklarını yeterince kullanabiliyor mu? Yakın zamanda su sorunu yaşar mı? 

Cevap: Türkiye su kaynakları potansiyelinin yarısına yakınını geliştirdi. Halen Türkiye’de yılda 54 milyar m3 su kullanılıyor. Bu suyun 40 milyar m3’ü sulama,7 milyar m3’ü içme kullanma 7 milyar m3’ü ise sanayi suyu ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılıyor. Kullanılan suyun 39 milyar m3’ü yerüstü sularından ve 15 milyar m3’ü yeraltı sularından sağlandı. Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de yağışlar yere ve zamana göre eşitsiz ve  düzensizdi. Ancak iklim değişimi ile bu eşitsizlik ve düzensizlik arttı. Bu durum su yönetiminde öngörü yapmayı zorlaştırdı, belirsizliklerin artmasına neden oldu. Bazı önlemler alınmasına rağmen eğer Türkiye iki yıl üst üste kurak bir dönem geçirirse önemli su, enerji, gıda ve çevre sorunları yaşar.

Soru: Türkiye deniz suyunu arıtıp kullanabilir mi? Dünya’da buna benzer örnekler var mıdır?

Cevap: Dünya’da halen irili ufaklı 18 000 adet deniz suyu arıtma tesisi var .Bunların toplam kapasitesi günde yaklaşık 86 milyon m3. Bu kapasitenin yaklaşık yarısı  Arap ülkeleri, İsrail, Girit, Kıbrıs gibi fiziki su sorunu yaşayan ülkelerde bulunuyor . Bu ülkelerin yanı sıra ABD, İspanya, Çin, Japonya Avusturalya gibi ülkelerde de deniz suyu arıtma tesisleri mevcuttur Deniz suyu arıtımı teknolojisinde birim maliyeti azaltıcı gelişmeler yaşanmasına rağmen bu teknoloji halen yaygın olarak kullanılmıyor. Bunda enerji yoğun bir üretim olması, üretimden sonraki atıkların çevreye verdiği zararlar ve birim maliyetteki yükseklik önemli rol oynuyor. Ülkemizde  bazı otellerin paket tesislerinin yanı sıra sadece Avşa Adasında günde 4000 m3 kapasiteli bir tesis var. Bunun İzmir kentinin 10 yıllık planlamada ilave  içme suyu ihtiyacının  karşılanması için  alternatif  olarak düşünülüyor. Deniz suyu arıtımında  mevcut içme suyu arıtma tesislerinden 10 kat daha fazla enerji ihtiyacı var. Biz Su Politikaları Derneği olarak, deniz suyu arıtımını ülkemizde en son başvurulması gerekli bir tesis olarak görüyoruz. Halen dünyada da deniz suyu arıtımı, genel su sorununu çözecek bir alternatif değil sadece bazı bölgelerde zorunlu olarak kullanılan bir tercih durumundadır.

Soru: Önümüzdeki yüz yılda petrol savaşlarının yerini su savaşları mı alacak? Hangi bölgelerde yaşanması ön görülüyor?

Cevap: Bilindiği gibi suyun eşitsiz dağılımı ve artan su yetersizliği nedeniyle su jeopolitik bir kaynak niteliği kazandı ve uluslararası güç dengeleri  üzerinde etkili olmaya başladı. Bu durum su kaynakları üstündeki küresel, siyasi ,stratejik, hegemonik planları arttırdı. Bugün  birçok bölgede su sorunu olan ülkeler arasında uzun yıllardır sadece su konusunda değil birçok konuda siyasi gerilimler var. Bu nedenle silahlı çatışmalar konusunda su anlaşmazlıklarının belirleyici mi yoksa diğer unsurlarla birlikte sorunu sadece etkileyen bir faktör mü oluşturacağını söylemek zor. 21. yüzyılda da geçmişte olduğu gibi su konusunda gerginlikler olacak. Bu gerginlikler küçük çatışmalara da  neden olabilir ancak  mutlak bir su savaşının olacağını  öngörmek çok kolay değil. Çünkü bu öngörü yapılırsa  bu savaşın tanımının da yapılması gerekir. Bu durumda bu savaşın bölgesel ölçekte mi, küresel ölçekte mi yoksa yerel ölçekte yoğunlaşan anlaşmazlık ya da çatışma şeklinde mi olacağı belirtilmelidir. Yine bunların yanı sıra bu savaşın askeri hedefi ve somut kazanımlarının ne olacağı da  açıklamaya muhtaç olur. Bu nedenlerle   gelecekte su sıkıntısı olan bölgelerde   bir savaş çıkarsa bunun gerçekten sadece  su nedeniyle çıkıp çıkmadığına dikkatli bakılmalıdır. Aslında dünyada uzun dönemdir suyun paylaşımı olarak yerel anlamda, silahlı çatışma olarak ülkesel anlamda, ekonomik olarak da küresel anlamda yaşanmakta olan su savaşları var.

Soru: Tarihte yaşanan su göçleri önümüzdeki dönemde de yaşanabilir mi? 

Cevap: Halen az da olsa  iklim değişikliğinin su ve toprak kaynakları üzerindeki etkileriyle oluşan göçler var. Bu da “iklim göçmenleri” kavramını ortaya çıkarttı. Tarihte yaşanmıştı günümüzde yaşanmaya başladı gelecekte de yaşanacak. Özellikle 21. yüzyılda yeterli su ve enerji kaynağına ulaşamayan  Afrika kıtasının genç nüfusunun göç edeceğini düşünüyorum. Bunun önlenebilmesi için Afrika’daki bazı ülkelerde yatırımların desteklenmeye başlandığını görüyoruz. Bunlar sürdürülüp Afrika’da insanca yaşamak için gerekli koşullar oluşmazsa Afrika’daki dünyanın en genç nüfusu çözüm aramaya başlayacak.

Soru:  Su sorunu kısa ve uzun vadede ne gibi riskler taşıyor, çözümü için ne yapılabilir? Türkiye nasıl tedbir almalı?

Cevap: Su sorunu artık tek başına bir sorun değil. Suyun Enerji-Gıda ve Çevre ile ilişkisi arttı. Bu nedenle de suda yaşanacak sorunlar  Enerji-Gıda Çevre güvenliği konularını da etkileyecek. Bu nedenle bu konu kısa dönemde bölgesel ancak uzun dönemde birbirini tetikleyerek küresel ölçekte krizlere neden olma riski taşıyor. Bu da ülkeleri özellikle gıda güvenliklerini sağlama ve veya egemenlik alanı yaratma  konularında  başka ülkelerden toprak kiralamaya itiyor. Son 20  yıldır GAP’taki sulanacak tarım arazisinin 200 katı toprak bu şekilde kiralama ve satın almaya konu oldu. Türkiye bu alan da dahil olmak üzere bazı tedbirleri almaya başladı. Türkiye su-gıda enerji ve çevre güvenliği konusunu birlikte ala almalı. Bu yılın Mayıs ayında İlk Ulusal Su Planımız (2019-2023) yayınladı. Bu bir rehber niteliğinde. Buradaki tespit ve değerlendirmeler tüm kurum ve kuruluşlar tarafından içselleştirilerek uygulanmalı. Bu planda da önerildiği gibi su yönetimi konusunda yasal ve kurumsal alandaki eksikliklerimiz hızla tamamlanmalı. Havza ölçeğindeki koruma ve su yönetim planlarımız hızla tamamlanmalı. Diğer taraftan Türkiye’de yeraltı sularını korumaya çok özel bir önem vermeliyiz. Çünkü tüm gelişmeler bu doğal olarak yeraltında depolanmış kaynağın stratejik öneminin çok artacağını ortaya koyuyor. En önemli görevlerimizden biri de sudaki çok başlılığı ortadan kaldırmak olmalı. DSİ Genel Müdürlüğü yeniden organize edilerek havza ölçeğinde daha etkili olacak bir kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır.  Su yönetiminde katılımcılığın olumlu rolü çok arttı. Bu konuda suya sadece yöneticilerin değil ama tüm kullanıcıların da aktif bir şekilde sahip çıkabilmesini sağlayacak tedbirlere ihtiyacımız var. Son olarak da tüm bu tedbirleri alırken iklim değişimin etkilerinin bizleri beklemeyeceğini hatırımızdan çıkartmadan daha  hızlı olmalıyız diyorum.

EN SIKINTILI ÜLKELER ORTADOĞU’DA

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü (WRI) hazırladığı ‘su riski’ atlasındaki verilere göre dünyada su sıkıntısı yaşayan ülkeler sırasıyla Katar, İsrail, Lübnan, İran, Ürdün, Libya, Kuveyt, Suudi Arabistan, Eritre, Birleşik Arap Emirlikleri, San Marino, Bahreyn, Hindistan, Pakistan, Türkmenistan, Umman ve Botswana. Araştırmalara göre, bu ülkelerdeki temiz içme suyunun yüzde 80 oranda tarım, sanayi ve şehir belediyeleri tarafından kullanılıyor.

Hindistan en riskli ülkelerin başında

Raporda, su sorunun en çok Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde görüldüğü dikkati çekiliyor, 13’üncü sırada bulunan Hindistan’ın listede yer alan 16 ülkenin toplam nüfusunun 3 katı insanı barındırması bu ülkede yaşanan temiz su sıkıntısını gözler önüne seriyor.  Su sıkıntısı yaşayan 71’inci ülke olan ABD gibi devletlerin bazı bölgelerinde ya da bazı noktalarında (New Mexico Eyaleti) yine aşırı kuraklıkların yaşanabildiğinin altı çiziliyor.

TÜRKİYE 2. EN RİSKLİ KATEGORİDE

WRI’nın listesinde dört ayrı kategori bulunuyor. 17 ülkenin ‘aşırı yüksek derecede’ gösterildiği listede, Türkiye ikinci kategoride yani ‘yüksek derecede su sıkıntısı çeken ülkeler’ arasında yer aldı. İkinci kategoride Yunanistan, Suriye, Irak, Ermenistan ve Kıbrıs gibi komşu ülkeler de yer alıyor.

Belçika ve İspanya riskli ülkeler arasında

Listeye göre Avrupa’da en çok su sıkıntısı çeken ülkeler sırasıyla San Marino, Belçika, Yunanistan, İspanya, Arnavutluk, Portekiz ve İtalya. Bu ülkeler de listede Türkiye ile birlikte aynı kategoride bulunuyor. Dünyanın en az temiz su sıkıntısı çeken ülkeleriyse sırasıyla Surinam, Liberya, Jamaika, İzlanda, Norveç, Uruguay ve Paraguay. Listede Brezilya, Kolombiya, Panama, Finlandiya, Slovakya, Belarus ve İsveç gibi Güney Amerika ile Kuzey Avrupa ülkelerinin çoğunlukta olduğu dikkat çekiyor.

Üç önemli konuya dikkat

Yapılan bu araştırmalar dünyada yaşanan su sıkıntısını gidermek için, tarım için gerekli suyun daha randımanlı kullanılması, şehirlerde boru şebekeleri arasına temiz su havzaları inşa edilmesi ve suyun da tıpkı kağıt ve plastik gibi yeniden geri dönüşümünü sağlanması gibi 3 önemli konuya dikkat çekiliyor.

Riskli Ortadoğu ülkeleri suyu arıtıyor

Ortadoğu’daki bazı ülkeler suyun arıtılması ve yeniden kullanılması konusunda diğer ülkelere örnek teşkil edecek çalışmalar içerisinde. Örneğin Umman’da atık suların yüzde 100’e yakını arıtılarak yüzde 78’i yeniden kullanılıyor. Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez Ortaklık Konseyi üyesi ülkelerdeyse atık suların arıtılarak yeniden kullanma oranı yüzde 44 civarında.

2017 yılı rakamlarına göre, 68,5 milyon kişinin savaşlar ve çatışmalar yüzünden evlerini terk ettiği kaydedilen raporda, yine ortalama 25 milyon kişinin doğal felaketler yüzünden yerlerinden edildiği hatırlatıldı. Rapora göre su kaynakları yüzünden çıkan çatışmalar da son yıllarda ciddi artış yaşanıyor. Su yüzünden yeryüzünde 2000-2009 arası 94 çatışma kayıtlara geçerken, 2010-2018 arasında kayda geçen çatışma sayısı 263’e çıktı.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN TÜRKİYE’DEKİ ETKİLERİ

Ülkemizin de içerisinde yer aldığı Akdeniz Havzası’nda gerçekleşecek 2°C’lik bir sıcaklık artışı, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, orman yangınlarının sayısında ve etkisinde artış, kuraklık ve bunlar dolayısıyla biyolojik çeşitlilik kaybı, turizm gelirlerinde azalma, tarımsal verim kaybı ve en önemlisi kuraklık olarak etkilerini hissettirecek.

2011 yılında yayımlanan İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı da, Türkiye’de yıllık ortalama sıcaklığın gelecek yıllarda 2,5°-4°C artacağını, artışın Ege ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde 4°C’yi, iç bölgelerinde ise 5˚C’yi bulacağını öngörürken, Türkiye’nin yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koyuyor.

DENİZ SUYUNUN ARITILMASI SU KITLIĞINA ÇARE Mİ?

İklim değişikliği ile büyüyen su kriziyle birlikte su varlıkları kirleniyor ve temiz suya erişim kısıtlanıyor. Dünyada 1 milyara yakın insan temiz suya, 4 milyara yakın insan ise kesintisiz olarak suya erişemiyor. Dolayısıyla suya erişim sorununu sonsuza kadar çözecek suyun niteliğini iyileştirme değil, su arzını artırıcı teknolojiler gündeme geliyor. İşte bunların başında gelen bir yöntemlerden biri de deniz suyunu tuzundan arındırarak tatlı su üretilmesi. Deniz suyunda bulunan tuzu, mineralleri ve diğer yabancı maddeleri gidererek; içme, sulama, kullanma amaçlarıyla saf su elde edilmesine desalinasyon deniliyor.

Dünyada desalinasyon

Aslında desalinasyon ile tatlı su elde etme teknolojisinin yüzyılı geçen bir geçmişi bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılda elektrodiyaliz ve ters osmoz gibi yöntemlerin geliştirilmesiyle desalinasyon teknolojisi ucuzlamaya başladı. 1950’li yıllardan itibaren özellikle Orta Doğu gibi kronik susuzluk çeken bölgelerde desalinasyon tesisleri kurulmaya başlandı. Dünya’da 18 binden fazla desalinasyon tesisi bulunuyor. Bunlar her gün 150’den fazla ülkede 300 milyon insana 86 milyar litreden fazla su sağlıyor.

Günümüzde İsrail’in içme suyunun yaklaşık yarısı desalinasyon yoluyla karşılanıyor. ABD’nin kuraklıkla mücadele eden Kaliforniya eyaletinde desalinasyon tesisleri açılıyor.

Enerji maliyeti

Desalinasyon yoğun enerji kullanımı gerektiren bir teknoloji olarak önümüze çıkıyor. Örneğin suyunun yüzde 60’ını deniz suyundan karşılayan Suudi Arabistan’da desalinasyon için her gün 300 bin varil petrol kullanılıyor. (Türkiye’nin günlük petrol tüketiminin 600 bin varil civarında) Bu desalinasyona nasıl enerji harcandığını da ortaya koyuyor. Desalinasyonla elde edilmiş bir metreküp suyun enerji maliyeti ortalama olarak 3 kWh. Ters ozmoz membran tekniğinin kullanıldığı tesislerde ise maliyet 2 kWh’a kadar düşebiliyor. Ancak yerel kaynaklardan sağlandığında suyun enerji maliyeti en fazla 0,2 kWh tutuyor. Yani yerelden gelen su denizden gelen desaline edilmiş ortalama sudan minimum 10 kat daha az enerjiye mal oluyor.

Çevresel maliyet

Desalinasyonun çevreye olumsuz etkilerine gelecek olursak, bu tesislerinin kurulduğu kıyı bölgeleri zaten pek çok ülkede yoğun kentleşme ve endüstrileşmenin getirdiği olumsuz etkilerini yaşıyor. Bir de bu hassas ekosistemlere desalinasyon tesisleri eklendiğinde bu daha da artıyor. Öncelikle denizden çekilen ya da vakumlanan büyük miktarlardaki suyun içinde yaşayan hayvanlar ölüyor. Her ne kadar bu işlemin daha az zararlı olması için teknikler geliştirilmiş olsa da bunların yeni teknolojiler olması dolayısıyla daha maliyetli olması tercih edilmemelerine neden oluyor. Desalinasyon sonucu ortaya çıkan tuz konsantrasyonun güvenli bir biçimde deşarj edilmesi meselesi de ayrı bir sorun olarak ortaya çıkıyor.

“EN BÜYÜK TEHLİKE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ETKİSİ”

Su kaynakları Yönetimi, Çevre Sistemleri ve Modelleme ile İklim Değişikliği ile ilgili çalışmalarıyla tanınan İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Tanık da intell4’ün sorularını cevapladı.

Soru: Alternatif su kaynakları yaratabilir mi?

Cevap: Günümüz teknolojisiyle suyu buluruz. Yeni alternatif su kaynakları yaratabiliriz. Bunlardan bir tanesi kullanılmış ve arıtılmış suların geri kullanımı. Dünya’da birçok alanda kullanıldığını biliyoruz. Yine yağmur suyunu hasat ederek yeni bir su kaynağı yaratıp kullanabiliriz. Suyun daha etkin olarak kullanımı ile ilgili su tasarrufu yapabiliriz. Evsel kullanımlarda gri suyu ayırırız. Sifon suyuna da şebekeden gelen temiz suyu vermeyiz. Bunlar dünyada da uygulanan örnekler. Yeni kaynaklar ve etkin kullanım bunlar bizim bildiğimiz teknolojiler. Bizim en büyük sıkıntımız uygulamadaki sıkıntılar. Gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için.

Soru: Orta Doğu ülkelerinin deniz suyunu kullanması, maliyeti ve Türkiye’deki çalışmalar ne durumda?

Cevap: Ortadoğu’da iklim müsait değil başka çareleri yok. Biz net yağış deriz. Onların buharlaşması yağışından yüksek. Net yağış eksi değerlerde. Yüzey suyu olamaz. İniyor derinlere acı suyu açıp desaline ediyor. Yani tuzsuzlaştırma dediğimiz işlemi yapıyor. halkına dağıtıyor. Ben böyle bir projede çalıştım. İsrail ile Ürdün barış anlaşması çerçevesinde İsrail’in acı suyunu çıkartıp AB projesinde 5 çerçeve Amman’a su götürdük. Biz coğrafi yapı olarak çok şanslıyız. 16 tane büyük nehrimiz var. Bölgelerin coğrafi özelliklerine göre göre tarım yapılmalı. Maliyet analizi yapmadığım için o konuda birşey söyleyemeyeceğim. Teknolojik olarak eksiğimiz yok. Türkiye’nin üç tarafı denizlerle kaplıdır. En son hiç olmuyorsa havzalar arası su transferi zaten yapıyoruz. Çünkü bizde aşırı yoğunlaşılan kentler var. Birde hiç nüfus yoğunluğunun olmadığı yerler var. Fakat güldür güldür akan nehirler var. Burada transferler başladı ülkemizde bunun bir örneği Melen’dir. Ama birçok havzada var. Gediz de olsun, Konya havzasında olsun, ihtiyacı olan yerlere su transferleri yapabiliyoruz.

Soru: Suyun kullanımı konusunda en önemli sorun nedir?

Cevap: Kullanılabilir suyun yüzde 70’ini tarımda kullanıyoruz. Tarımda çok ciddi ilerlemeler yapmamız lazım. Salma sulama sisteminden vazgeçip damlama sulamasına geçerek yüzde 50 tasarrufa gidebiliriz. Yüzde 30 yapsak büyük başarıdır. Çok ciddi uygulamalar var. Bunların yaygınlaştırılması gerekiyor. Yani kapalı ve basınçlı sisteme girmemiz lazım. Bildiğim kadarıyla yüzde 56’lara inen Kanada’dır. Gelişmiş olan ülkelerde bunlar aşılmış durumda ama yüzde 72-73 dünya ortalamasıdır. Biz bu ortalamadayız. Birde tarım ülkesiyiz, sanayide kullanım düşüktür. Önce tarım ondan sonra evsel kullanım ve sanayi gelir.

Soru: Su sorununa ilişkin ne gibi önlemler önlemler alınmalı? En büyük tehlike nedir?

Cevap: Etkin tasarruf yöntemlerini uygulayarak geri dönüşümü iyi sağlamamız lazım. Dediğim gibi alternatif su kaynaklarından yararlanmamız lazım. Kentlerde hala şebeke kayıpları çok yüksek. İstanbul indirmeyi başardı galiba yüzde 25’lere. Ben geçen gün yüzde 86 olan il işittim. Biz bunları başardıktan sonra bizim zaten problemimiz yok. En kötü ihtimali söylüyorum Türkiye’nin 3 tarafı denizlerle kaplı. Biz deniz suyundan içme suyu elde etmesini teknolojisini de biliyoruz. Su savaşları bence geçen yüzyılın sorunlarıydı. 2020 yılından sonraki yeni dönemde böyle bir şey olacağını düşünmüyorum. En büyük tehlike iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkisidir. İşte budur bizim savaşımız. Biz bu uyumu, adaptasyonu yapabilmemiz lazım. Bütün şehirleri uyum stratejilerini her bir sektörde içme-kullanma, sağlık, tarım, kıyısal alanların yönetimi, yeraltı ve yerüstü suyun yönetimi  hepsinde bir iklim değişikliğine karşı uyum stratejilerini çıkartıp uygulamamız koymamız gerekiyor.

Soru: Su sorununa ilişkin başka ne gibi tedbirler alınabilir?

Cevap: Tedbir almak zorundayız. Halkın bilinçlendirilmesi ilk başta geliyor. Kurumların birbirleriyle olan iletişimi. Çünkü su dedik mi tüm kurumlar paydaştır. Tüm STK’lar paydaştır. Hepimiz paydaşız insan olarak. Tüm canlılar olarak susuz yaşantımız olamaz. Dolayısıyla hepimiz paydaşız. Bu işi idrak etmek durumundayız. Kurumsal iletişim, kurumlar arası koordinasyon, eş güdüm, birde halkın bilinçlendirilmesi, farkındalık yaratılması maalesef burada anaokulu seviyesinden başlayıp bütün aşamalarda bunlarda da halkın eğitiminde de öğretmenin, imamın, muhtarın, sivil toplumun, ev hanımlarının, çocukların çok önemli etkisi var.

SONUÇ:

Su, rezervlerinin dünya yüzeyine dağılımı, nüfusun artması, küresel ısınma ve iklim değişikliği, doğaya ve çevreye verilen zarar, kentleşme ve sanayileşmenin artmasıyla birlikte daha da önemli hale gelecek. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde fazlaca etkisini gösterecek olan su sıkıntısı eğer gerekli önlem ve tedbirler alınmazsa önümüzdeki dönemlerde tüm dünyanın dengelerini etkileyebilir. Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen önümüzdeki yıllarda su sıkıntısı yaşayabilir. Bu nedende başta kamu kurum ve kuruluşlarından başlayarak, özel sektör ile birlikte vatandaşların bireysel olarak suyun daha verimli olarak kullanılması için bilinçlendirilmesi gerekiyor. Suyun tasarruflu kullanılması için yeni tedbirler alınması, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının temiz tutulması için çalışmalar ve önleyici tedbirler alınması gerekiyor. Hidroelektrik santralleri kurulurken doğal dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor. Temiz suyun büyük bir bölümünün kullanıldığı tarımda sulama sisteminin gelişmiş ülkeler seviyesine daha tasarruflu hale getirilmesi gerekiyor. Sanayi üretim kaçaklarının önüne geçilmesi ve şehirlerde kaçak şebeke suyunun önlenmesi de alınması öncelikle tedbirler arasında geliyor.

Kategoriler:su güvenliği

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.