Su Yönetimi

 Şehirde su

 15.02.2019 
Temiz suyun güvenilir tedarikini çoğu zaman hafife alıyoruz. Musluğu açıyoruz ve temiz su akıyor, kullanıyoruz ve ‘kirli’ su giderden akıyor. Avrupalıların büyük çoğunluğu için evde kullandığımız su içme kalitesinde günün 24 saati kullanılabiliyor. Musluk ile gider arasındaki o kısa an onun yolculuğunda çok kısa bir zaman oysa. Şehirde su yönetimi, su dağıtım sistemleri ile sınırlı değil. İklim değişikliği, şehirlerin genişlemesi ve nehir havzalarının değiştirilmesi şehirlerde daha sık ve daha zararlı taşkınlara sebep olabilir ve resmi makamlar bu konuda giderek büyüyen bir zorlukla yüz yüze.

 Image © D. Aydemir / EEA

Tarih boyunca insanlar nehir veya göllerin yakınındaki şehirlere yerleşmiş veya şehirleri buralara kurmuştur. Birçok durumda akıntılar temiz suyu getirip kirliliği götürmüştür. Şehir büyüdükçe, temiz suya ve kirli suyu boşaltmaya genel ihtiyaç da onunla birlikte büyümüştür. Orta Çağlarda, şehirlerden geçen birçok Avrupa nehri doğal bir kanalizasyon sistemi vazifesi görmüştü. 18. yüzyılda başlayan sanayileşmeyi takiben, nehirler aynı zamanda sanayinin saldığı kirleticileri de almaya başladı. Kuyusu olmayanlar suyu nehirden almak zorundaydı ve bu her gün çoğunlukla kadınlar ve çocuklar tarafından yapılan zahmetli bir işti.

Sokaklardan akan lağım ve yüksek nüfus yoğunluğu hastalıkların çok hızlı yayılmasına neden oluyor ve şehir üzerinde hem nüfus hem de ekonomi açısından yıkıcı etkiler yaratabiliyordu. Sağlıklı bir şehir, ekonomik zenginlik için temel önemde olan sağlıklı bir işgücü demekti. Dolayısıyla su dağıtım sistemine yatırım yapmak yalnızca su kontaminasyonundan kaynaklanan sağlık sorunlarına çözüm olmakla kalmıyor, daha önce su getirmek için harcanan vakti boşa çıkarmanın yanı sıra, işgücünde hastalık sebebiyle yaşanan kaybı da ortadan kaldırıyordu.

Bu kamusal hizmetler hiç de yeni şeyler değil. Temiz suya erişimin kamusal sağlık ve yaşam kalitesi açısından öneminin anlaşılması binlerce yıl önceye gider. Yaklaşık 4000 yıl önce Girit’teki antik Minos medeniyeti su tedariki ve sanitasyon için, Knossos’taki bir saray kazısında bulunduğu gibi sifonlu bir tuvaletin62 yanı sıra yeraltına döşenen kilden borular kullanmıştı. Dünyanın dört bir yanındaki başka antik medeniyetler de şehirler büyüyüp benzer kaygılar ortaya çıkınca, benzer hıfzıssıhha tesisleri inşa ettiler.

Bugün, temiz suya ve sanitasyona erişimin önemi, en somut şekliyle Hedef 6,63 ‘Su ve sanitasyonun herkes için ulaşılabilir ve sürdürülebilir yönetimi’ içinde Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine dahil edilmiştir. Avrupa ülkeleri bu alanda görece iyi durumda. Birçok Avrupa ülkesinde toplam nüfusun %80’den fazlasının64 su temini ve dağıtım sistemine bağlantısı var.

Sürekli artan talep

Altyapı yatırımlarına ve teknolojik gelişmelere rağmen, şehrin suyunu yönetmek65 (hem gelen hem de giden suyu) önceki gibi karmaşık bir görev olmaya devam ediyor ama şimdi yeni zorluklar da söz konusu.

Birçok şehirde, zorluk sadece rakamlarla ilgili bir mesele. Daha fazla insan daha fazla suya ihtiyaç duyuyor ve kullanıyor. Bugün Avrupa nüfusunun dörtte üçü şehirlerde ve kentsel alanlarda yaşıyor. Bu şehirlerin bazılarının milyonluk nüfusu görece küçük bir alanda yaşıyor. Geçmişte bir şehrin büyüklüğünü civarda su kaynaklarının olması belirliyordu. Atina, İstanbul ve Paris dahil Avrupa’daki pek çok şehir şu an bazen 100-200 km uzaklıktaki su kaynaklarına bağımlı. Suyun bu şekilde yer değiştirmesinin o nehir veya göle bağımlı ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri olabiliyor.

Su temin ve dağıtım şebekelerinin boyutuna bağlı olarak, temiz su tedarik etme ve atık suyu toplama görevi, yüksek miktarda elektrik kullanan bir pompalama istasyonları ağını gerekli kılıyor. Bu elektriğin kömür ve petrol gibi fosil yakıtlar kullanan elektrik santralleri tarafından üretilmesi halinde, su dağıtım şebekeleri ciddi miktarlarda sera gazı emisyonundan sorumlu olabilir ve bu nedenle iklim değişikliğine katkı yapabilir.

İçme, yemek pişirme, yıkanma ve giysi veya bulaşık temizliği için kullanıldığından, Su temin ve dağıtım şebekelerine yönelik suyun diğer tüm sektörlerden daha yüksek kalitede olması gerekir. Avrupa’da hane kullanımı için, geri dönüştürülmüş, tekrar kullanılan veya tuzdan arındırılmış su haricinde, kişi başına günde ortalama olarak 144 litre66 tatlı su verilmekte. Bu, temel insan ihtiyaçlarına yönelik olarak belirlenmiş su gerekliliğinin67 neredeyse üç katı. Ne yazık ki, temin edilen bu suyun tamamı da kullanılmıyor.Sızıntılarla ve ‘kayıp’ su ile mücadele

Modern  su dağıtım şebekeleri sonsuz borulardan ve pompalama sistemlerinden oluşuyor. Zaman içinde bu borular çatlıyor ve su dışarı sızıyor. Dağıtılan suyun %6068 kadarı sızıntılar nedeniyle dağıtım şebekesinde ‘kaybedilebiliyor.’ Borudaki 3 milimetre genişliğinde bir delik günde 340 litre su kaybına sebep olabilir. Bu miktar günlük hane tüketimine yakın. Sızıntılarla mücadele ciddi anlamda su tasarrufu sağlayabilir. Örneğin Malta’da, şu anki musluk suyu kullanımı, 1992 seviyesinin %60 kadarı ve bu etkileyici azalma esasen sızıntı yönetimi sayesinde oldu.

Su, borunun bittiği yerde de israf ediliyor. Resmi makamlar ve su şirketleri, su fiyatlandırma politikası (örn. su kullanımına vergi ve tarife koyarak), su tasarrufu sağlayan cihazların kullanılmasını teşvik etmek (örn. duş veya musluk başlıkları, su tasarrufu sağlayan sifonlar) veya eğitim ve farkındalık kampanyaları dahil çeşitli yaklaşımlar69 benimseyebilirler.

Su tasarrufu için fiyatlandırma politikası, sızıntıyı azaltma, suyu tasarruflu kullanan cihazlar takmak ve daha verimli ev aletleri kullanmak gibi tedbirlerin birleşimi ile, çıkarılan suda %50’ye varan tasarruf sağlanabilir. Tüketim, Avrupa genelinde kişi başına günde 80 litreye düşürülebilir70.

Bu potansiyel kazanımlar kullanılabilir su miktarı ile sınırlı değil. Daha da önemlisi, su tasarrufu aynı zamanda suyu çıkarmada, pompalamada, taşımada ve işlemede kullanılan enerjiden ve diğer kaynaklardan da tasarruf etmektir

Kentsel atık su arıtımı

Su evimizden çıktığında atık ve temizlik ürünlerinde kullanılan fosfatlar dahil kimyasallarla  kirleniyor. Atık su önce kanalizasyon sistemlerinde toplanıyor ve ardından çevreye ve insan sağlığına zararlı bileşenleri gidermek üzere ilgili bir tesiste işleniyor71.

Azot gibi fosfor da gübre işlevi görüyor. Su kaynaklarındaki aşırı fosfat miktarları, belirli su bitkilerinin ve yosunların aşırı büyümesine sebep olabilir. Bu sudaki oksijeni tüketir ve diğer türleri boğar. Bu etkilerin görülmesi nedeniyle AB mevzuatı, ev deterjanları da dahil çeşitli ürünlerdeki fosfor içeriğine geçtiğimiz on yıllar için kayda değer iyileşmelerle sonuçlanan katı sınırlamalar getirdi.

Atık su arıtma tesislerine bağlantısı olan ev oranı Avrupa genelinde değişiyor. Örneğin orta Avrupa’da ([1]bağlantı oranı %97en.72 Güney, güneydoğu ve doğu Avrupa ülkelerinde bu oran genellikle daha düşük olsa da geçtiğimiz on yıllar içinde yaklaşık %70’e ulaştı. Geçtiğimiz yıllarda kayda değer iyileşmeler sağlanmasına rağmen Avrupa’da 30 milyon kadar insanın halen atık su arıtma tesislerine bağlantısı yok. Kolektif bir arıtma tesisine bağlantılı olmamak tüm atık suların işlenmeden çevreye salındığı anlamına gelmiyor. Nüfusun seyrek olduğu alanlarda, evleri kolektif bir arıtma tesisine bağlamanın maliyeti genel faydasından fazla olabilir ve bu evlerin lağımı küçük ölçekli tesislerde arıtılarak da gayet iyi yönetilebilir.

Gereken şekilde temizlendikten sonra kullanılmış su, nehirleri ve yeraltı sularını besleyebileceği doğaya geri bırakılabilir. Ancak en gelişmiş arıtma tesisleri bile, özellikle de kişisel bakım ürünlerinde kullanılan mikro ve nanoplastikler gibi bazı kirleticileri tamamen gidermeyi başaramaz. Yine de son AÇA analizi Avrupa şehirlerindeki nehirlerin ve göllerin73 atık su arıtımındaki gelişmeler ve restorasyon projeleri sayesinde daha temiz hale geldiğini gösteriyor.

Alternatif bir yaklaşım ise suyu arıtıldıktan sonra doğrudan tekrar kullanmaktır ama şu ana kadar, yıllık arıtılmış kentsel atık suyun yalnızca 1 milyar metreküpü74 yeniden kullanılmaktadır ve bu oran arıtılmış kentsel atık suyun yaklaşık %2,4’üne ya da AB yıllık çekilen tatlı su miktarının %0,5’inden azına denk düşmektedir. Suyu geri kullanmanın olası faydalarının görülmesi ile Avrupa Komisyonu Mayıs 2018’de AB’de tarımsal sulama için su geri kullanımını teşvik edip kolaylaştıracak yeni kurallar öngörmüştür75.

İklim değişikliği zamanlarında kitle turizmi

Ekstra talebin nasıl idare edileceği meselesi de var. Birçok Avrupa başkenti ve kıyı şehri popüler turist destinasyonları olmaktadır. Bunun getirdiği sıkıntıları göstermek için  Paris bölgesi örneğini ele alalım. 2017’de76 resmi makamlar yalnızca 12 milyon yerel sakine değil, neredeyse 34 milyon turiste de temiz su sağlamak ve atık sularını arıtmakla görevliydi. Gerçekte, turistler Avrupa’da toplam yıllık su kullanımının yaklaşık %9’una77 tekabül ediyor.

Bazı durumlarda çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi etkili olabiliyor. Barselona 1,6 milyon sakini olan ve doğal olarak su stresi altındaki bir alanda bulunan bir şehir. Barselona Belediyesi’ne göre, 2017’de şehri 14,5 milyon turist ziyaret etti. Yıllardır peş peşe yaşanan kuraklıklar 2008’de daha önce benzeri görülmemiş bir su krizine yol açtı. Yaz mevsimi öncesinde şehrin su rezervleri yalnızca %25 doluydu. Kamusal farkındalık yaratma kampanyalarına ve tüketimde ciddi kesintilere ek olarak, Barselona İspanya’nın diğer kesimlerinden ve Fransa’dan su ithal etmek zorunda kaldı. Mayıs ayında tatlı su taşıyan gemiler değerli yüklerini limana indirmeye başladılar.

O zamandan bu yana birçok önlem alındı. Şehir, tuzdan arındırma tesislerinde veyeniden kullanılan suya yatırım yaptı ve bir su tasarrufu planı hazırladı. Bu önlemlere rağmen su sıkıntıları Barselona’yı tehdit etmeye ve haklı bir şekilde kamuoyu gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Akdeniz bölgesi için iklim değişikliği tahminleri daha aşırı sıcaklık olayları ve yağış seviyelerinde değişiklikler öngörüyor. Yani birçok Akdeniz şehri daha yüksek sıcaklık ve daha az su ile başa çıkmak zorunda kalacak.

Çok fazla suyla baş etme

Yeterli suya sahip olmamak yeterince kötü iken çok fazlası felaket olabiliyor. 2002’de Prag 17 kişinin hayatını kaybettiği ve 40.000 kişinin tahliye edildiği yıkıcı sellere teslim oldu. Şehrin gördüğü toplam zarar 1 milyar Euro78 Bu felaketten bu yana, şehir daha sağlam bir taşkından koruma sistemi için esasen ‘gri altyapıya’ yani Vltava Nehri boyunca kanalizasyon ağlarında sabit ve hareketli bariyerler ve güvenlik valfleri gibi beton bazlı suni yapılara dayalı çok fazla yatırım yaptı. Bu tedbirlerin tahmini toplam maliyeti 2013’e kadar 146 milyon EUR ediyordu ama yapılan bir maliyet-fayda analizi, önümüzdeki 50 yıl içinde 2002’de gerçekleşene benzer tek bir olay yaşansa bile, faydaların maliyetlerden fazla olacağını gösterdi.

Prag nehir taşkınlarının tehdidi altında olan tek şehir değil. Aslında kaba bir tahminle Avrupa şehirlerinin %20’si79 aynı tehlikeyle yüz yüze. Kentsel alanlarda toprağın binalar, yollar ve kaldırımlar gibi altyapılar ile kapatılması ve sulak alanların diğer amaçlarla dönüştürülmesi, doğanın fazla suyu absorbe etme kapasitesini azaltıyor, dolayısıyla da şehirlerin taşkınlara karşı korunmasızlığını arttırıyor. Yüzlerce yıldır kullanılsa da gri altyapı, özellikle de iklim değişikliği yüksek taşkın seviyelerine yol açabilecek daha aşırı hava olayları getiriyorken, bazen yetersiz hatta zarar verici olabiliyor. Dahası, çok maliyetli ve akıntı yönünde taşkın riskini arttırabilir. Taşkın yatağı ve sulak alanlar gibi doğal peyzaj öğeleri ile çalışmak (çoğu zaman ‘doğa bazlı çözümler’ ve ‘yeşil altyapı’ olarak anılır), daha ucuz, sürdürülmesi daha kolay ve kesinlikle daha çevre dostu olabilir.

Çok fazla suyun geçmişte sıkıntı yarattığı bir başka şehir ise Kopenhag’dır. Bu kez sorun nehir taşkını değil şiddetli yağıştı. Geçtiğimiz yıllarda en büyüğü hasarın 800 milyon Euro olarak ölçüldüğü 2011’de gerçekleşen dört büyük yağış olayı Kopenhag’da afete yol açtı.

2012’de benimsenen Kopenhag için Sağanak Patlaması Yönetim Planı80 çeşitli önlemlerin maliyetlerini değerlendirdi. Kanalizasyon ağına daha fazla yatırım tek başına sorunları çözmüyordu çünkü yapılması gereken yatırım çok yüksekti ve şehir yine de sel altında kalıyordu. Plana göre en iyi çözüm geleneksel ‘gri altyapı’ ile doğa bazlı çözümlerin bir birleşimiydi. Kopenhag kanalizasyon ağının bir uzantısı olarak 2033’e kadar gelişmiş su tutma ve drenajına odaklanan 300’e yakın proje hayata geçirilecek. Bunlar daha fazla yeşil alan sağlanmasını, akarsuların yeniden açılmasını, yeni kanalları inşa edilmesini ve göller oluşturulmasını içeriyor.

İster güvenilir temiz su tedarikini güvence altına almak, ister atık suyu arıtmak, isterse taşkınlara veya kıtlıklara hazırlanmak olsun, şehirde suyu yönetmenin iyi planlama ve öngörü gerektirdiği açık.


([1])            Bu tahminler için aşağıdaki gruplandırmalar kullanılmıştır: orta Avrupa ülkeleri Avusturya, Belçika, Danimarka, Almanya, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Birleşik Krallık; güney Avrupa ülkeleri Yunanistan, İtalya, Malta ve İspanya; güneydoğu Avrupa ülkeleri Bulgaristan, Romanya ve Türkiye; doğu Avrupa ülkeleri ise Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Polonya ve Slovenya anlamına gelmektedir.

Kaynak:https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/aca-isaretler-2018/makaleler/yakin-inceleme-2014-sehirde-su

Kategoriler:Su Yönetimi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.